Sonun başlangıcı! Neme lazım padişahım..!
Bir önceki yazımda Osmanlı’nın son dönemi İttihat Terakki, Meşrutiyet yılları, yeni kurulmuş ve sancılı, kaoslu zor günler yaşayan hükümetin faaliyetleri ile ilgili bir yaşanmış hatırayı yazmıştım..!
TALATPAŞA VE İTTİHAT TERAKKİ!
İttihat Terakki’nin en güçlü adamı Talatpaşa Anadolu mebuslarından hayatı çiftçilikle geçmiş, üretmiş bölgesinde çok sevildiği için mebus yapılmış Mehmet Ağa’nın musahabesini tarihe kayıt düşmüştüm!!!
Talatpaşa kısaca kendi iktidarlarında işbaşına getirdikleri bütün adamlardan her seferinde devamlı yolsuzluk, usulsüzlük yapan ve başarısız olan vekillerden şikayet ederek bir çıkış yolu arar..!
Mehmet ağa da bu işin tek yolunun bu işlere uzaktan yakından hiç bulaşmamış yeni isimlerle bu işin olabileceği noktasında çözüm sunarken;
“Eskilerin de hepsinin -çoban köpeklerinden- yani zağar’lardan örnek verdiği için kafalarına sıkmadan kurtuluş yolu olamaz” demiştir..!
WhatsApp bilgi ve ihbar hattımıza gelen ve gruplarda gördüğüm yorumlara göre son bir yıl içinde en çok okunan yazımdan biri olduğunu gördüm!
AHMET MARANKİ; FACEBOOK, INSTAGRAM
SESLİ DİNLETİ MAKALE REKOR KIRDI!
Yaklaşık 1.600.000 kişi Ahmet Maranki medyasında bulunan bu makalemiz sesli makale noktasında en çok tıklananlar arasına girmiştir..!
Sayın Cumhurbaşkanı’nın söylediği gibi makalemizin de başlığı olan “Yeni şeyler söylemek lazım!” Yani yıllanmış isimlerle değil, yeni isimlerle havanda su dövmekten öteye gitmeyen yıllardır söylenen söylemlerle değil, milletin karşısına “yeni isimler ve yeni söylemlerle” çıkmak lazım demiştir!
Bugün de yine tarihe kayıt düşmüş Osmanlı döneminden yaşanmış ibretlik bir kıssa ile Hakk’ın hatırını bütün hatırlardan üstün tutarak kalemimizi bir kere daha işletelim. Nasibi olan istifade etsin!
Ölümün vakti gizli!
Belki de çok yakında istifade edecek vakti de kalmayabilir! Kozmik ve uyarı da bulunalım inşallah..!
NEME LAZIM PADİŞAHIM!
“Kanuni Döneminde Hızır (AS) ile de görüştüğü rivayet edilen, büyük maneviyat insanı Beşiktaşlı Yahya Efendi’nin, aynı zamanda Kanuni Sultan Süleyman’la süt kardeş olduğu söylenir!
Aslında Osmanlı padişahlarının, devlet idaresi alanında, pek çok kıymetli, bilge, kubbe altı vezirleri, sadrazamları olduğu gibi, her birisinin manevi hayatları ve yaşantıları itibari ile istişare edeceği, sırlarını açıp fikir danışacağı, destek alacağı Molla Gürani, Akşemseddin, Beşiktaşlı Yahya Efendi gibi itimat ettikleri, pek çok bilinen ve bilinmeyen büyük maneviyat insanları vardır.
KANUNİ SULTAN SÜLEYMAN, OSMANLI DEVLETİ’NİN EN İHTİŞAMLI PADİŞAHLARINDANDIR !
Bütün dünya devletlerinin, Osmanlı’nın kanatları altına sığınarak, adalet ve huzur içerisinde yaşadıkları bir dönemde, her şeyin zirveden sonra, inişe geçebileceği gibi, Osmanlı Devleti’nin de, inişe geçip, geçmeyeceği endişesi ile sebeplerini sormak üzere, güzel bir hatla yazılmış birkaç sayfalık mektubunu, Beşiktaşlı Yahya Efendiye gönderir.
Yahya Efendi padişahın mektubunu okur, cevap olarak sadece “Neme lazım be Padişahım” yazar. Padişah mektubu okur, hayretler içinde kalır. Bu kadar kısa ve basit Yahya Efendi’den gelen mektuba bir mana veremez.!
Devletin bekası adına huzura çıkar:
“Ağabey niçin mektubuma bu kadar kısa cevap verdin, bunun manası nedir?” diye sorar!
Padişah; Yahya Efendinin çekindiğini düşünür!
Yahya Efendi de; “Bunun manasını gayet açıktır padişahım, bir devlette adalet ortadan kalkar, zulüm artar, haksızlıklara önlem alınmaz, emniyet ortadan kalkar bu işi düzeltmesi gerekenler bir takım mevki, makam, menfaat işbirlikleri içinde haksızlık karşısında susar “neme lazım” diyerek duyarsızlıkları yanında hatta milletin emanet ettiği koyunları kurtlar değil de emanetçiler yerse! Bütün bunları bilenler, görenler de, bunu söylemeyip susarsa, fakirlerin, muhtaçların, yoksulların feryadı göklere çıkar, bunu da taşlardan başkası işitmez! Neme lazım derse! Devletin hazinesi boşalır, halk fakirleşirse işte o zaman devletin sonu görünür!
Halkın padişaha, devlete itimat ve hürmeti sarsılır, toplum içerisinde de, halkın biri birine güven duygusu yok olur…!
Koca Sultan, bu gerçekleri dinleyince ağlamaya başlar ve devletinde kendisine böyle ikaz edici, samimi, ihlaslı, din adamları olduğu için, Allah (c.c) hamd eder.
Bizim vazifemiz emr-i bil maruf, nehy-i anil münker, tebliğ meselesi unutulmuş daha doğrusu halka baskı ile unutturulmuştur!
İyiliği emretmek, kötülüğü durdurmak!
Farzdır!
Tabii ki bu sadece fertlerin kalem ve kelam ehlinin bir işi değildir.
STK’larla (Sivil Toplum Örgütleri), devlet, millet işbirlikleri ile dünya çapındaki zulümlere ve ülke içindeki haksızlıklara karşı, sistemli, kolektif, prensipli ve yeni şeyler söyleyerek, tertemiz kadrolarla bu mücadele yapılabilir!
Vesselam…