Ruhlarını sersem, akıllarını geveze etmişler..!
Alemin ıslahı-nefsin ıslahı ile başlar..!
Bediüzzaman hazretlerinin ilk talebelerinden olan Albay Hulusi Efendi kendi el yazısıyla neşrettiği bir mektubunda o zamanın debdebeli, gürültülü, sıkıntılı bir takım zorluklarla dolu, İslam’a mugayir hallerin en yüksek seviyede olduğu bir dönemde kendi el yazısıyla meşhur ettiği bir mektubunda kardeşlerine tavsiyelerde bulunmuş..!
Biz de orijinaline sadık kalarak bugün de ahir zaman, helaket, felaket asrı, küfrün dizboyu olduğu, helal ve haramın ayırt edilmediği bir dönemden bahsediyor!
Bugün bizler de aynı şeyleri hissediyoruz!
Biz de tabii ki alemi İslam’ın ıslahı noktasında bu İslami hükümlerin tebliğini yapma noktasında olmalıyız.. !
Ahireti kazanıp kaybetme davası başımıza açılmış!
Bundan çok daha önemli önce nefsimizin ıslahında bizlere bu dünyadaki en büyük vazifeyi mani olan ahireti kazanıp kaybetme noktasındaki vazifelere öncelik vermeliyiz..! diyerek bu büyük uyarıyı önce nefsime sonra sizlerle paylaşıyorum..!
Evvelâ: Size şunu tavsiye ederim ki; *uhdesinden gelinemeyecek şeylerle meşgúl olmaya lüzûm yoktur.*Islâh-ı álem, ancak irâde-i İlâhiyye ile mümkündür. Nitekim, *Üstâd-ı muhterem (ra), “Ben de álemin ıslâhını arzû ediyorum. Duá ediyorum, fakat irâde edemiyorum” buyuruyor.*
Sâniyen: *En kolay iş, nefsimizin ıslâhı iken, ona bile muvaffak olamıyoruz. Bu derdin çâresi, emr olunduğu gibi istikámet etmek için sa‘y etmek, İlâhî icrâata karışmamak, tevfîk ve mededi yalnız Alláh’tan beklemektir, kanâatindeyim.* Beşere hidâyet nûrunu getiren Peygamber-i Zî-şân sav, o nûr ile Arz’ın sekenesinin yarısını şirkten kurtarmış, beşte birini de hidâyete erişmeye vesîle olmuştur.
Ahir zamandaki kurtulanların ölçüsü!
Fakat ümmeti yetmiş üç fırkaya inkısâm edeceğini, bunlardan yalnız bir fırkanın ehl-i saádet olacağını da haber vermiştir.
Fesad-ı Ümmet zamanı!
Bizler, bu marîz asırda ve fesâd-ı ümmet zamânında lillâhi’l-hamd mahzá lütûf ve ihsân-ı İlâhî olarak en makbûl bir hizmetle taltíf edilmişiz.
Bu hizmetin hádimlerine ihlâs düstûrları ile de tefrikalara düşmemek imkânı verilmiş; ihlâsı bırakanlar zarara uğrarlar, uğruyorlar ve uğrayacaklardır.
O gibilere acıyarak hayır duá eylemeliyiz.
Bu kudsî hizmette netîceyi düşünmeden tek başımıza da kalsak, emir olunduğu gibi harekete ikdâm eylemek ve medet-i Bârî’yi niyâz eylemek zarûrîdir.
Biz, ihlâs kuvvetini küçük görenlerden değiliz.
Şahsıyyet-i ma‘neviyye bu hizmetin ihlâslı ve devâmlı şâkirdleri zümresindendir.
Alláh, ihlâslı hizmete sebât ile devâm tevfîk ve te’sîr buyursun. Âmîn.”
Bu mektuba bizlerde bütün canı gönlümüzde katılarak âmin diyoruz..!
Allah dünyadaki kuralları koymuş bize uymak kalıyor!
Allah kuranı Kerim’de hayatın nasıl ikame edileceğine helal kazanci haramı,helali ,faizi ,mirası ,sadakayı ,nafakayı ,infakı …vs İslami bir hayatın bütün tanzimine detaylarıyla anlatmıştır!
Müslümanlarca yapılması gereken!
Allah’ın emirlerine uyup yasaklarından kaçmak ve dini mübin İslam’a iyi anlama noktasında sünnetullaha tabi olarak belirtilen İslami kurallara sadece bugün de olduğu gibi kal’imizle sözlerimizle değil; hali ahvalimizle uyumak ve uygulama kalıyor..!
Ebedi saadeti kazanmak!
Biz hayatımızı dünyevi kurallara göre bina edersek o bina ilk sarsıntıda yıkılır bizlerde altında kalırız..!
Biz hayatımızı ebedi saadeti kazanmak üzere ilahi kurallara göre bina edersek o zaman hem dünyamız hem ahiretimizde yıkılmaz mağmur olur ebedi saadeti kazanırız..!
Allah faizin her türlüsünü haram kılmıştır!
Allah cc bütün ayetlerinde iman edenler diye başlayarak iman ehline seslenmektedir..!
Ey iman edenler
“Hâlbuki Allah alım satımı helal, faizi ise haram kılmıştır. Artık kime Allah’tan bir öğüt erişir de faizciliği bırakırsa geçmişteki kendisinindir; durumunun takdiri ise Allah’a aittir. Kim de yine faizciliğe dönerse işte bunlar devamlı kalmak üzere cehennemliklerdir.” (Bakara: 275).
Allahu Teâlâ faizi imanla irtibatlandırmıştır.
Bu durumda inanan bir mü’minin faize devamı imkânsızdır; çünkü bu, bir başka yönüyle, Allah’ın emrini tanımama hastalığıdır.
Bu âyetten hareketle İslâm’da rüşvet, ihtikâr, rant ve şans oyunları gibi yollarla kazanılan her türlü haksız kazançlar faiz gibi haram kılınmış, haram yerlere harcamalarla lüks, israf ve maddeperestlik de yasaklanmıştır.
Helal yolla emek hakkı kazanmak..!
Bu ücretler, kazançlar; zekât, sadaka, sosyal yardım, bağış ve miras yoluyla elde edilenler de helal kılınmış, Allah rızasına dayalı her türlü infak/harcama, yardım ve yatırımlar teşvik edilmiştir.
Böylece İslâm, önce Allah’a iman ve O’na kulluk esasına, sonra İslâm’ın emrettiği dinî kültüre, ahlâka ve iktisâdî nizamı uygulamaya dayanır.
Netice olarak İslâm, hem dünya ve âhiret saadeti için helal yolla çalışmayı hem de ferdî ve içtimâî kazanç ve mülkiyet felsefesini esas alır.
Bu zamanda siyaset, kalbleri ifsad eder ve asabî ruhları azab içinde bırakır!
Selâmet-i kalb ve istirahat-i ruh isteyen adam, siyaseti bırakmalı. Evet, şimdi küre-i arzda herkes ya kalben, ya ruhen, ya aklen, ya bedenen gelen musibetten hissedardır, azab çekiyor, perişandır.
Çünkü lüzumsuz ve malayani bir surette vazife-i hakikiyelerini ve elzem işlerini bırakıp âfâkî ve siyasî boğuşmalara ve kâinatın hâdisatına merak ile dinleyerek, karışarak ruhlarını sersem ve akıllarını geveze etmişler.
Bilerek kendi zararına fiilen rıza göstermek cihetinde, “Zarara razı olana şefkat edilmez” mânâsındaki kaide-i esasiyesiyle şefkat hakkını ve merhamet liyakatını kendilerinden selb etmişler.
Onlara acınmayacak ve şefkat de edilmez.
Bu ahir zamanda Bir tek hedefimiz olmalıdır!
Bir takım menfaatler karşılığı hak davamızdan ve hakkın hatırına Âli tutmaktan vazgeçersek bugünkü menfaat üzere dönen siyasetçilerin yaptığı “Rahatımız bozulmasın diye doğrulardan vazgeçersek” gelecek nesillerimiz bizi bu ucuz menfaatler için sattınız diye hatırlayacaklardır..!
Allah muhafaza..!
Vesselam!
WhatsApp bilgi ve ihbar hattı: 0530 200 00 96







