Kuantum fiziği-ebediyetin sırrı “dua”! Tefekkür saati!
Kuantum fiziği-ebediyetin sırrı “dua”!
Tefekkür saati!
AHMET MARANKİ
Kim zerre miktarı hayır yapmışsa onu (karşılığını) görür. Zilzal-7
Kim de zerre miktarı şer işlemişse onu (karşılığını) görür. Zilzal -8
Kur’an-ı Kerim’de pek çok yerde işaret edildiği gibi bu ayetlerde de; dünyada yapılan en küçük hayır veya şerrin bile kaybolmayacağını, âhiret gününde bunların insanların önüne serilip hesabının sorulacağını, karşılığının da ödül veya ceza şeklinde görüleceğini ifade eder Kehf 18/49; Enbiyâ 21/47).
Nitekim Hz. Peygamber, “Bir yarım hurma veya bir güzel sözle olsun ateşten korunun!” Buhârî, “Edeb”, 34; “Zekât”, 10; “Tevhîd”, 36 buyruğuyla kişinin, karşılığını Allah’tan bekleyerek iyi niyetle ve insan sevgisiyle yaptığı en küçük zerre bir hayrın dahi onu âhirette ateşten koruyabileceğine dikkat çekmiştir.
Zerreye de kısaca temas edelim. İnsan ruhu hislerden, duygulardan, latifelerden örüldüğü gibi, insan bedeni de atomlardan dokunmuştur.
İnsan, kâinatın küçük bir misali olduğundan, onun ruh dünyası büyük âlemdeki bütün gaybi varlıkları temsil ettiği gibi, bedeni de bu görünen muhteşem âlemi temsil eder.
Kuantum fiziği ve zerreler;
ZERRELER imkânat (ihtimaller) vadisinde, her tarafa gidebilir bir vaziyette iken, kainatı yaratan güç tarafından gelen bir emirle birdenbire bir istikamete sevk edilirler.
KAZA VE KADERİN TECELLİSİ!
Zerre O levha içinde her an; mükafat veya ceza kaza ve kader noktasında tecelli eder; bir hastaya şifa, bir millete veya mazluma necat (kurtuluş) veya bir millete veya zalime zeval (çöküş) ihtimali, her an seçilmeyi bekleyen birer nur olarak kader levhası gibi titreşir! İlahi güçten gelecek Emrile seyr-i suluk eder!!
“Tahavvülât-ı Zerrat, Her An Tazelenen Bir Tecelli-i Kudrettir!”
Peki, bu muazzam Kudret levhasının içinden en hayırlı neticeyi aydınlatacak nur kuantum fiziğinin “gözlemci etkisi” dediği o sarsıcı sır, karşımıza “Ubudiyetin Sırrı”, yani “duanız olmasaydı ne emniyetiniz vardı!” hükmünün karşılığı, kaderin bir tecellilisi olarak karşımıza çıkar!!!
Zerrenin tecellisi fizik kanunlarını ve kuantum bilgisi ile doğrudan dua ile Risale-i Nur’un öğrettiği manevî tesir ve kader dairesindeki tercih sırrını temsilen yapılmış bir DUA ve tefekkürdür! Hakikati yalnız ve yalnız ancak Allah bilir!!!
Risale-i Nur’dan aldığımız dersle deriz ki;
Her bir zerre, müteharrik (hareketli) kalemiyle Sâni-i Zülcelâl’in kitâb-ı kâinatındaki cilvelerini yazar.
Bizim duamız, o kalemin ucundaki mürekkebin rahmet sayfasına düşmesine ancak bir temenni ile vesile olur.
Zerrelerin istikameti aslında Kudret’in kuluna “Dua et ki, bu ihtimaller içinden sana en güzelini halk edeyim” dediği bir ihsandır!!!
Bediüzzaman’ın “Zerre” risalesi’nde okuduğumuz da bugün modern bilimin parçacık dediği atomlar aslında Allah’ın belli bir frekansta her an titreşen pek çok boyut ve izahi gerektiren şekliyle komutanına itaat eden kısaca Kuantum gözüyle baktığımızda o zerre aslında kainatı içinde kaplayan esir maddesinin içinde titreşerek birer enerji boyutunda hayatdar, canlı ve şuurlu Allah’ın birer vazifeli yaratıklarıdır!
Kainatı her an temas eden ve kontrol altında tutan mutlak ve külli şeyin Kadir olan Komutandan gelecek Emri ilahi ile kader noktasında her an bir “kaza’nın veya kader’in tecellisi için” vazifeye hazır emrin icrası için komut beklerler.. İla ahir..!!!
Kısaca bugünkü cuma tefekkürümüzde;
İnsanın nihâyetsiz emelleri ve arzuları vardır. Dünya ise onun emellerine kâfi gelmeyecek kadar dar ve fanidir.
Bu bakımdan, insan fanilerle ve âcizlerle tatmin olmaz ve olanları istemez, ancak “bir yâr-ı bâki” ister. Kendisini rahmetiyle yaratan, besleyip büyüten, “mevcudatı umumen” onun ihtiyacına göre terbiye eden Rahmân’a ruhunu feda eder, yani ona karşı sonsuz bir şükür ve muhabbet besler, onun uğrunda her şeyini feda etmeye hazır hale gelir.
İnsan, şu sonsuz âlemde cismiyle bir zerre gibi küçük de kalsa, arzularıyla, ihtiyaçlarıyla, iman ve teslimiyetiyle bir Şems-i Sermed ister.
Yani, onun varlığı bir nur, bir ışık huzmesi ise, onu terbiye eden Rabbinin varlığı ezelî ve ebedî bir güneş gibidir.
Sönmeye mahkûm olan bu ışık hüzmesi ancak daimî bir güneş ister.
Allah cc kimseye zulmetmez! Beşer zulmeder, kader adalet eder!!!
Sözü çok manidârdır. Çünkü “Başa gelen zulümlerde iki cihet var ve iki hüküm vardır: Biri insanın, biri kader-i İlâhînin. Aynı hâdisede insan zulmeder, fakat kader âdildir, adâlet eder.”
Evet “Beşer, zâhirî esbaba bakar; bazan yanlış eder, zulmeder. Fakat kader, başka noktalara bakar, adalet eder.”
Lemalar
Diyerek Risale-i Nur külliyatı’nda tefekkürü bir ufuk açan Bediüzzaman hazretleri insanlığı metafizik yolculuğa çıkarırken düşünmeye akıl etmeye davet eder! Bu kuantum ve dua bahçemizdeki “zerrenin tefekkürü” ile biz de bu mübarek cuma günü karanlıklar içindeki dünyamızın delalet bataklığından dalalet bataklığın ki ehli iman müslümanların taklidi imandan tahkiki’ye dönmesi dua ve niyazımızla diyoruz ki; Fâniyim, fâni olanı istemem. Âcizim, âciz olanı istemem. Ruhumu Rahman’a teslim eyledim, gayr istemem.
İsterim, fakat bir yâr-ı bâki isterim. Zerreyim, fakat bir şems-i sermed isterim.
Hiç ender hiçim, fakat bu mevcudatı umumen isterim.Vesselam!