Hazreti Ali’nin katilleri Anadolu Sarayı’nda fırsat kolluyor!
Hazreti Ali (r.a.) vefat yıldönümünde zamanın münafıklarına, müşriklerine, fasıklarına kısaca haricilere karşı verdiği mücadelede camide şehit edilirken son sözü “Çok şükür bana saldıranlar Müslümanlar olmadı” demiştir! Sözünü bir kere daha hatırlatmak istedim.
Bu asırda da vatan-millet-bayrak, devletin bekası için milli ve yerli yedi düvele karşı mücadele verenlere de saldıranlar hiç değişmemiş, son yaşadığımız hadiseden de bunun örneğini görmüştük.
Hazreti Ali’yi camide vazifesi başında katledenlerle bize saldıranların aynı tıynette olduğunu görünce Allah’a şükrettik ve düşman okunun nerden geldiğini gördük ve büyüklerimizin dost ararsan düşmanın okunun gittiği yere bak sözüyle yaptığımız işin doğru olduğuna bir kere daha iman ettik vesselam!
Hem düşmanlarımızı hem de zor günlerde bize sahip çıkacak dostlarımızı öğrenmiş olduk, aynı zamanda haksızlık karşısında susan dilsiz şeytanları Allah’a havale ettik!
Türkiye çok zor günler geçiriyor,
Yaşlanmış Osmanlı’nın gürbüz çocuğu cumhuriyetin bekçileri olan necip Türk Milletinin evlatları belki de dünya tarihinde en zor sınavını verecek!
Hak-batıl, eğri-doğru, helal-haram, siyah-beyazın ayırt edilmesinin zor olduğu günler...
Allah hem başımızdakilere feraset versin hak ve hakikati temsil etme noktasında muzaffer eylesin!
Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, Hazreti Ali’yi radıyallahu anhın bu asırdaki bir nevi tercümanı olarak cumhuriyet yıllarında olduğu gibi günümüzde de ortaya koyduğu Risale-i Nur Külliyatı’yla iman hizmetinde bir ışık yakmış Anadolu’dan bütün dünyayı aydınlatmış ancak, ışığın en zayıf hayata geçirildiği yer Anadolu olmuştur. İnşallah Türkiye Cumhuriyeti Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından Risale-i Nur Külliyatı’nın devlet tarafından basılması ile okullarda ders kitabı olarak okutulup iman hizmetine vesile olacağı muhataplarını ve günleri beklemektedir!
Âlemlerin ilmi ve sırrı Hazreti Ali de toplanmıştır!
Celcelutiye adlı eseri 100 beytten oluşmuş zamanımıza kadar gelen en büyük sırlı, aslımızla ilgili de işaret ve beşaretler gösteren ilim ehline ilham veren bizim de el ve baş kitaplarından birisidir.
Peygamber (s.a.v.) Hz Ali’ye (r.a.) söylediği bir sözde şöyle diyor: “Eğer denizler mürekkep, bütün ağaçlar kalem olsa âdemoğulları yazıcı olsalar senin faziletlerini tamamlayamazlar.”
Savaş meydanında çok cesurdu. Hz Muhammed’in (s.a.v.) bir savaştan kurtulmasına vesile olmuştu. Bundan dolayı Hz Muhammed (s.a.v.) “La fetta illa Ali, la seyfe illa Zülfikar: Ali’den üstün yiğit Zülfikar’dan keskin kılıç yoktur” buyurmuştur.
ALMANYA’DA RAMAZAN-I ŞERİF
Bir fabrikada çalışan Türk işçilerini papazın birisi evine iftar yemeğine davet eder. Bazıları katılmazlar bazıları da papazı kırmamak adına davete icabet ederler ve iftar saatinde papazın evine misafir olurlar.
Papaz, elinde bir Kur’an-ı Kerim ile birlikte işçilerin yanına gelir ve onlara “Ben Kur’an okunurken dinlemekten büyük zevk alırım, biriniz okusa da ben mutfakta uğraşırken bir yandan da Kur’an dinlesem” der.
Kur’an-ı Kerim’i masanın üzerine bırakıp mutfağa geçer. Bu arada; odada sanki buz gibi bir hava esmektedir. Herkes bir ümit diğerinin gözünün içine bakar ama nafile. Kimse Kur’an okumayı bilmemektedir.
İçlerinden birisi “Yahu içinizde Fatiha okumasını bilen yok mu açsın Kur’an’ı, Fatiha’yı okusun, papaz nerden anlayacak ki” der.
Bir tanesi “Ver ben biliyorum” der ve rastgele bir sahife açıp başlar Fatiha okumaya.
Bu esnada papaz odaya gelmiştir. Bakar Kur’an okunuyor fakat ortada bir sayfa ve hemen müdahale eder.
“Bir dakika sen Kur’an okumuyorsun. Çünkü okumakta olduğun sure Fatiha’dır ve o da Kur’an’da baştadır” der ve devam eder: “Ben sizleri buraya denemek için çağırdım. Nasıl oldu da altı asır adaletle dünyaya hükmeden Osmanlı’nın torunları bugün bize hizmet eder hale geldiler diyerek merak ediyordum sizler benim sorumun cevabı oldunuz. Sizin ecdadınız Osmanlı dinine sımsıkı bağlı olduğu için dünyaya hükmetti, sizler ise Kur’an’dan uzaklaştınız ve bugün hizmet eder hale geldiniz” der.
Bu tespiti yapan Hristiyan bir din adamıdır.
Şimdi ben soruyorum; Türkiye’deki % 99’u Müslüman olan insanı imanlarından sorgulamak bize düşmez de hayatlarında tahkiki imanı yaşayabiliyorlar mı?
Veya ailesinde, mahallesinde, şehrinde, memleketinde dalaletten kurtulmuş ehl-i iman, tahkiki imanı hayatında işar edip gösterebiliyor mu?
Bir Hristiyan hakiki Kur’an’ı ve Sünnetullahı öğrense Türkiye’ye gelse acaba ne der bu soruyu bir kendimize soralım ve empati yaşayalım.
Mesele Allah’a kul, habibine ümmet olmaktır. Rabbim olmayı nasip eylesin!
Hem insanımıza hem de başımızdakilere feraset nasip eylesin âmin.







