Coni söyleyince Nobel, biz yazınca ceza! (2)
Bunlar eski Türkiye’de kaldı diye düşünüyor ve yeni Türkiye’den beklentilerimizi sıralamaya devam ediyoruz.
Kimlerden mi, eski bakanlardan değil nazırlardan bekliyoruz!
Türkiye’de her zaman doğruları söylemekten çekinmedim, Kafkasya ve Azerbaycan’da Birleşmiş Milletler tarafından görevlendirildiğim süreç içerisinde bitki biliminin derinliğine inildikçe doğadan gelen şifaya tanıklık etmiş biri gibi, ülkemize döndük. Necip Türk milletinin, yeryüzü zengini bir toprakta yaşadığını, yer altı zenginliklerinin doğru işlenmesi, araştırılması ve milli maden politikaları ile petrolümüzün, bor madenimizin, toryum madenlerimizin ülke ekonomimize katkı yapacak, kalkındıracak değerler olduğunu her fırsatta söyledik yetmedi, dünyada saygınlığı kabul edilmiş pek çok hakemli dergide makalelerle anlattık yine yetmedi. Ne arayan ne soran oldu.
Söyledik olmadı!
Yazdık!
Ahirette bizi kurtaracak bir eseriniz olsun diye;
Şimdi ülkemiz üzerine oynanan oyunları, bu kez 21. yüzyılda ülkemiz üzerine oynanan Stratrajik Oyunlar kitabımızla gelecek kuşaklara bırakıyoruz.
Ülkemizin endemik bitkilerinin, tohumlarının “Üniversiteler Ortak Çalışması” adı altında yurtdışına kaçırılmasına da yıllarca seyirci kalındı. Değerli bitkilerimiz laboratuvar ortamında üretilerek kazanç kapısı haline dönüştürüldü. Hep seyirci kalındı. Yıllar önce Beyaz Ölüm adı ile yayınladığımız kitabımızda beyaz undaki büyük tehlikeyi yazdık, mineralleri alınmış tuzun bile tuz olmadığını, tuzun içindeki 84 mineralin alınmasıyla elde edilen kimyasal beyazı tuz olarak kabul etmediğimizi yıllarca söyledik yazdık ama yine yetmedi.
Bu çalışmalarımızın üzerinden yıllar geçtikten sonra, Teksas Üniversitesi MD Anderson Kanser Merkezi uzmanlarının yürüttüğü araştırma, kanser hastalıklarında akciğer kanseri teşhisi konulan hastaların sağlık verilerinin incelendiğini ve bu sonuçlara göre glisemik endeksi yüksek besinlerle beslenen kişilerin kanser riski % 49 daha fazla çıktı. Araştırma sonuçlarının yer aldığı raporda yazılanlar takipçilerimize hiç de yabancı değil; “Beyaz ekmek, mısır gevreği, rafine edilmiş ürünler, trance hale dönüşmüş cips türü gıdalar, rüşeymi alınmış kabuksuz pirincin zararlı olduğu yapılan laboratuvar araştırmalarında elde edilen bulgularla ispatlanmıştır.” Bu ispatı biz yıllar önce zaten yapmış, ülkemizde bu gıdaların tüketilmesi için oluşturulan senaryoları tek tek açıklamıştık.
O zaman Anadolu’dan çıkan Maranki’yi kötüleyen, Kozmik Yaşam Merkezlerimize baskı yapan zihniyeti takipçilerimiz hatırlayacaktır.
Ancak bunları o zaman dile getiren Türk Milletinin bağrından çıkmış Ahmet Maranki olunca dikkate alınmadı.
Şimdi, o profesörler Nobel ödüllerini koymak için raf siparişi veriyordur(!)
Kalsiyum sütte mi var?
Susamda mı?
Gıda dünyasının bize göre en önemli ürünlerinden birisi Susam!
Süte göre kalsiyum miktarı yaklaşık beş kat fazla!
Nenelerimiz derdi ya; tahin=Susam, pekmez yiyin.
Vahşi kapitalizm ve sözde bilim dünyası son suçluyu buldu; susam!
Şimdi yine uyarıyoruz. Bu araştırmaların altında yatan bir gerçek var. O da dünyada kaliteli susam ekimi ve üretimi konusunda yaşanan gelişmelerle üretimde pazar lideri olan Hindistan ve Çin’in yerine yeni oyuncular empoze etmek için susam üzerine senaryolar üretilmeye başlandı. Bu senaryoların ilki ise yine aynı üniversiteden geldi. “Simit kanser konusunda sigaradan daha tehlikeli”. Şimdi yeri gelmişken biz soralım. Bayram değil seyran değil, Teksas Üniversitesi’nin doktor ve bilim adamları yemedikleri, tadını bilmedikleri simit üzerinden nasıl bir prim peşindeler? Bayram değil seyran değil, ne oldu da susam bir anda kötülenmeye başladı. Üstelik susam yağının özellikle zorlu kış şartlarında yıpranan cildimiz üzerindeki mucizevi etkileri, onarıcı gücü bilinirken bu açıklama akıllara başka bir ilaç ya da krem mi piyasaya sürülecek sorusunu getiriyor. Kâinat şifahanesinden elde edilebilecek susam yağı dururken halkımız yüksek bedelli krem ve Ortodoks tıbbının şaheseri(!) ilaçlara mı muhtaç edilmek isteniyor.
Radyasyon bize ne yapabilir ki!
Televizyonlardaki reklamlara dikkat ettiniz mi? Özellikle son zamanlarda sosyal medya kullanımına yönelik reklamlar arttı. Cep telefonu ve tabletler ise çocukların karne hediyesi haline geldi. Bir tartışma programında üzerine basıla basıla ilkokula giden çocuğun cebinde cep telefonu olması gerektiği, bu şekilde tehlikelerden korunabileceği dahi söylendi. El insaf! Bu programların sponsorları arasında cep telefonu üreticilerinin yer aldığına kuşku yok. O halde biz de şunu sorabilir miyiz? Ülkemize getirilen ve çokça faydalarından bahsedilen cep telefonları, tabletler ve laptopların radyasyon kontrolü yapılıyor mu? Bu raporlar halka açıklanıyor mu? Akıllı tahtalarda kullanılan projeksiyon cihazlarıyla ders adı altında tüm çocuklara yapılan radyasyon duşunun hesabını kim nasıl verecek? Bu yaşananlar yıllar önce yaşanan Çernobil reaktör faciasından sonra ortaya çıkan radyasyonun etkilerini azaltmak için Rus yetkililerin halka doğal tuz dağıttığı gerçeği ortada dururken Karadeniz bölgesine o günlerde giderek bir toplantıya katılan eski Sanayi ve Ticaret Bakanı Cahit Aral’ın çayda ve suda radyasyon yok diyerek şehir suyunu ve çayı kameralar karşısında içtikten sonra kanserden ölmüş olması trajikomik bir hadise olarak hafızalarımızdayken, şimdi aynı radyasyonu neden çocuklarımıza reva görüyoruz?
Bu durumda görev yine aile bireylerine düşüyor. Lütfen sağlıklı kuşaklar yetiştirebilmek için çocuklarımıza okuldan geldikten sonra tuz sabunları ile yıkanma alışkanlığı kazandıralım. Bu sadece aile için değil, modern Türkiye’nin genç kuşaklar üzerinden yükselmesi için de milli bir görevdir.!
Türkiye tatilde sağlıksız bir tatil yaşıyor. Hijyenik olmayan kapalı havuzlarda bulaşıcı hastalıklarından hepatit, HIV, herpes, tüberküloz ve pek çok mantar hastalıkları ve paraziter hastalıklar bulaşabiliyor. Çok büyük bir cinayet işleniyor ve hiç kimsenin umurunda değil... Olsun ülkemizde şehir hastaneleri kuruluyor ya!
Hocam derdi ki; “Oğlum sopa ile dayak bile nasiple yenir.” Allah (c.c.) insana akıl vermiş. Kedi bile hastalanınca otunu arayıp şifa buluyor. İnsan da akıllı yaratık olarak Allah (c.c.)’ın ilk emri olan okuyup, araştırıp buna uysun, yolunu bulsun. Vesselam.
WhatsApp bilgi ve ihbar hattı: 0530 200 00 96







