Cemiyetin imanı, saadet ve selâmeti yolunda nefsimizi, dünyaya feda edebilmek..!
21. yüzyılda dünyadaki ülkemizdeki maddi ve manevi sıkıntılara bir reçete:
“….Bana, ‘Sen şuna buna niçin sataştın?’ diyorlar. Farkında değilim. Karşımda müthiş bir yangın var.
Alevleri göklere yükseliyor. İçinde evlâdım yanıyor, imanım tutuşmuş yanıyor..!
O yangını söndürmeye, imanımı kurtarmaya koşuyorum.
Yolda biri beni kösteklemek istemiş de, ayağım ona çarpmış; ne ehemmiyeti var?
O müthiş yangın karşısında bu küçük hâdise bir kıymet ifade eder mi?
Dar düşünceler, dar görüşler..!
Beni, nefsini kurtarmayı düşünen hodgâm bir adam mı zannediyorlar?
Ben, cemiyetin imanını kurtarmak yolunda dünyamı da feda ettim, ahiretimi de…!
Seksen küsur senelik bütün hayatımda dünya zevki namına bir şey bilmiyorum…!
Bütün ömrüm harp meydanlarında, esaret zindanlarında, yahut memleket hapishanelerinde, memleket mahkemelerinde geçti…!
Çekmediğim cefa, görmediğim eza kalmadı..!.
Divan-ı harplerde bir cani gibi muamele gördüm, bir serseri gibi memleket memleket sürgüne yollandım…!
Memleket zindanlarında aylarca ihtilâttan men edildim, defalarca zehirlendim..!
Türlü türlü hakaretlere maruz kaldım..!
Zaman oldu ki, hayattan bin defa ziyade, ölümü tercih ettim…!
Eğer dinim intihardan beni men etmeseydi, belki bugün Said topraklar altında çürümüş gitmişti…!
Benim fıtratım, zillet ve hakarete tahammül etmez. İzzet ve şehamet-i İslâmiye beni bu halde bulunmaktan şiddetle men eder…!
Zulmünü, hunharlığını onun suratına çarparım.
Beni zindana atar, yahut idam sehpasına götürür; hiç ehemmiyeti yoktur…!
Nitekim öyle oldu. Bunların hepsini gördüm…!
İşte benim bütün hayatım böyle zahmet ve meşakkatle, felâket ve musîbetle geçti..!
Cemiyetin imanı, saadet ve selâmeti yolunda nefsimi, dünyamı feda ettim; helâl olsun…!
Onlara bedduâ bile etmiyorum.
Çünkü bu sayede Risale-i Nur’lar daha ziyade imanını kurtarmaya vesile oldu. ..!
Ölmekle, yalnız kendimi kurtaracaktım, fakat hayatta kalıp da zahmet ve meşakkatlere tahammül ile bu kadar imanın kurtulmasına hizmet ettim. ..!
Allah’a bin kere hamd olsun. Sizin hapis meyveleriniz, benim nazarımda firdevs meyveleri gibi hoştur, kıymetlidir…” (Risale-i Nur külliyatı-Said-i Nursi)
Temsilde hata yok!
Nasıl ki, büyük bir velî, küçük bir ashab kadar hizmet-i İslâmiyede –Ehl-i Sünnetçe– mevki almadığı gibi; aynen öyle de “Bu zamanda hizmet-i imaniyede hazz-ı nefsini bırakıp ve mahviyet ile tesanüd ve ittihadı muhafaza eden bir hâlis kardeşimiz, bir velîden ziyade mevki alıyor” diye kanaatim gelmiş ve siz daima bu kanaatimi takviye ediyorsunuz. Cenâb-ı Hak, sizlerden ebediyen razı olsun. Amin!
Türkiye’nin birinci yüzyılını çilelerle geçirmiş;
Allah’ın ilk emri olan oku emriyle kainat kitabını okutarak dalalet çukurundaki insanları taklidi imandan kurtararak tahkiki imana geçmemize vesile olan Risale-i Nur Külliyatı’nın müellifi Said’i Nursi’nin bu dualarına biz de canı gönülden amin diyoruz ..!
Kızılelma hedefimiz..!
Türkiye’deki bizi bu ahireti kazanım kaybetme davamızdan ve Kızılelma hedefimize ulaşmadan engelleyecek içimizde bugün kripto olarak yaşayan hain, çürük yumurtalardan ve çakıl taşlarından ayıklanarak ikinci Türkiye Yüzyılı hedeflerine doğru başımızdaki yöneticilerimize vereceği ferasetle liyakatlı ve ehliyetli tertemiz kadrolarla gitmeyi nasip etsin..! Âmin.
“Herkese dünya terakki dünyası olsun, yalnız bizim için mi tedenni dünyasıdır?
Yukarıda Bediüzzaman’ın çektiği çilelerin belki de İslam’ın hakimiyetinin tecelli ettiği günler diye görülen bu zamanda farklı boyutlarda bizler de bütün ömrümüzde haklı davamız ve milletin maddi ve manevi selameti, çocuklarımızın geleceği için verdiğimiz mücadele sebebiyle “vatan, millet, bayrak, devlet, mukaddesat” düşmanları tarafından 57 defa soruşturma geçirdik!
Allah’ın yardımıyla hakkın hatırına bütün hatırlardan yüksek tutarak durmak yok yola devam diyoruz ..!
Zahmetsiz rahmet olmaz!
Şekva etmeyiniz şükür ediniz..!
“….İşte ben de sizinle konuşmayacağım, şu tarafa dönüyorum; müstakbeldeki insanlarla konuşacağım:”
“Ey yüzden tâ üçyüz seneden sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş, sâkitane benim sözümü dinleyen ve bir nazar-ı hafiyy-i gaybî ile beni temaşa eden Said, Hamza, Ömer, Osman, Yusuf, Ahmed vs. size hitab ediyorum. Tarih denilen mazi derelerinden sizin yüksek istikbalinize uzanan telsiz telgraf ile sizin ile konuşuyorum. Ne yapayım acele ettim, kışta geldim. Siz inşâallah cennet-âsâ bir baharda gelirsiniz. Şimdi ekilen nur tohumları, zemininizde çiçek açacaklar...”
Müjdeler çok yakın inşallah..!
Günümüzde menfaat üzere dönen siyasetçi, kısır çekişmeler ve yaşanan olumsuzluklara ve başımızdaki siyaset ehline burada bir mesaj var! Tabii ki anlayabilene, alabilene..!
“İhyâ-yı din, ihyâ-yı millettir.
Hayat-ı din, nur-u hayattır.”
Müjde; hem iman ve ahlak sahasında, hem siyasi sahada, hem de toplumsal sahada anlaşılmalıdır.
Çünkü iman, toplum ve siyaset birbiri ile iç içe ve birbiri ile etkileşim halindedir…!
İkinci Türkiye Yüzyılının kurtuluş reçetesi..!
İman temeli inşa edilmeden toplum düzelmez, toplum düzelmeden de siyaset düzelmez. Risale-i Nur hem iman hem toplum hem de dolaylı bir şekilde siyaseti tadil ve inşa ediyor.!.
Bu geleceğe talip siyasetçilerin idrak ve anlayışı noktasında taklidi imandan ve dalalette olan insanlığı kurtarma noktasında tahkiki imana geçip bu iman hakikatlerini bir ders planı ve programı halinde ilkokuldan başlayarak bütün okullarda tedris planına almaları ile gerçekleşebilecektir..!
Bundan başka kısa yol da yoktur..!
“Din hayatın hayatı, hem nuru, hem esası. İhya-yı din ile olur şu milletin ihyası..!”
Vesselam…
WhatsApp bilgi ve ihbar hattı: 0530 200 00 96







