Bizi Cambaza Baktıranlar! Kim olduğunuzu artık biliyoruz...
Türkiye Cumhuriyeti 22 milyon km2’den 780 bin km2’ye sıkışmış bir alana kurulurken yapılan anlaşmalar hâlâ açıklanmadı. Lozan, Sevr anlaşmalarının arka planında ne var? Açıklanacak günü bekliyor.
Mesela Cumhuriyeti kurarken;
Uçak, araba, silah sanayi kuramayacaksınız diye anlaşmalar mı yaptırdılar bize acaba...?
“Medeni oldunuz” denilerek, “kara ekmek” yerine beyaz ekmek, 84 mineralli tuz yerine sodyum klorür. 3 haftada yetişen tavuklar. Doğal süt yerine “süt tozu”. Hayvansal tereyağı, zeytinyağı yerine 50 yıl dursa bozulmayan margarin. Erzurum şekeri yerine işlemden geçirilmiş, 800°’de kükürt ve beyazlatılmış şeker ya da mısır şurubu kullanın mı denildi?
Sonuçlar Cumhuriyet kurulalı bunları gösterdi de bize şüphelenmemek elde değil nasıl mı?
Kara ekmek beyazladı. Tuzumuz hastalandırdı. Şeker hastalarının sayısı %20’leri buldu. Tavuk yiyenlerin nesli kurudu. Süt yerine süt tozu geldi; ne silah ne uçak ne araba sanayini kuramadık bugüne kadar çünkü... İşte bunlar hep Cumhuriyetin bize getirdiği güya yenilikler.
Peki bunlar olurken bu ülkenin aydınları, alim insanlar, siyasetçiler niye sustular? Neden konuşmadılar? Konuşanların bazılarını “komünist”, bazılarını “faşist”, bazılarını da “şeriatçı” diye ülkeden kovdular, ya attılar ya da işkence gördüler…
İşte Cumhuriyet yılları, acı bir gerçeği bir kez daha gözler önüne sermek amacı ile bu satırlarımızda paylaştık. Bu ülkede 1950’lere kadar böyle bir süreç yaşandı.
Nazım Hikmet gibi vatan aşkıyla yanan şairler komünist diye, Bediüzzaman Said Nursi, Süleyman Hilmi Tunahan ve oğlu Abdülhakim Arvasi gibi insanları “irticayı hortlatıyorlar” diye tecrit ettiler, mahkemelere verdiler, İskilipli Atıf hoca gibi binlerce alim ulemayı birkaç “Yobaz”ın arasında istiklal mahkemelerinde “ortadan kaldırdılar”. Mustafa Kemal ile başlayan ikinci cumhuriyetten sonraki diriliş 1935’lerde hareketin önü kesildi, 1950›de halk “yeter artık” dedi. 1960’da yine içimizdeki dönme sapı bizden dışardaki devşirmelerle ilerlemenin önü darbe ile kesildi. Ülke 20 sene geri gitti.
Koalisyonlarla “Masonik” hükümetler işbaşına getirildi. 1980’de Türkiye›de sağ sol çatışması oluşturuldu ve 1980’de askere müdahale yaptırıldı. Fakat millet uyanmıştı çabuk toparlandı ve 1983 yılında, on yıl Özal›ın hakimiyeti Türkiye’nin yeniden dışa açılış ve diriliş hamlesi gerçekleşti. Yine içimizdeki sapı bizden “güya” siyasetçi devşirme hainlerle, demokrasinin önü kesildi.
CAMBAZA BAK...
Fakat hep “cambaza bak” dedikleri bu millet artık uyandı. 28 Şubatlar 17-25 Aralık’la yaşatılsa da, nasıl ki koyunun boğazına bıçak dayanana kadar sesi çıkmazken, bıçak vurdu. 15 Temmuz günü bu sefer direkt içimizdeki hain iç ve dış “erk” sahipleri, TSK’ya el atarak yapmak istediklerini bu sefer askerlerle hayata geçirmek istediler. Tabii ki Allah istemezse hiçbir şey olmaz. Yine yaptıkları hesap tutmadı. “çünkü Allah’ın bir hesabı vardı” ne diyor ayeti kerime; “en güzel plan yapan Allah’tır” bu sefer millet cambaza bakmadı. Cambazı işaret edenin nihayet Allah›ın da nasibi ile cambaza baktığını gördü. Bu ülkenin bütün evlatları, siyasi partiler, teşekküller ve kuruluşlar birleşerek bu darbeye dur dedi. Netice yüzlerce şehit binlerce gazi ile “darbelere hayır” dedi. 16 Temmuz günü pek çok televizyonda konuştuk, uluslararası yayın kuruluşlarına, dergilere demeçler verdik ve “21. Yüzyılda Oynanan Stratrajik Oyunlar” kitabında da yaklaşık 50 sayfa, bugüne geliniş sebeplerini, devletin pek çok arşivinden istifade ederek insanlığa bir kayıt olarak bırakmıştım. Çünkü ahirette bizi kurtaracak bir eserimiz olması lazım. Her salı ve cuma günleri de Yeni Akit gazetesinde, Beyaz TV’de, Akit TV’de bu konuyu işledik. Bunlara, devlet kuruluşlarının, üniversitelerin, işadamlarının verdiği destekler ortadan kaldırılmadıkça bu iş çözülmez demiştik. Hatta aleyhte propaganda yapanların vatandaşlıktan çıkartılması için teklifimizi yapmıştık. Sağ olsun sağduyu sahibi Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ve ekibiyle yanındaki birkaç kişinin gayretiyle bu söylenenlerin %90’ı yapıldı. Onun için müteşekkiriz. Doğru olan da buydu. Ancak daha yapılması gerekenler var. Elebaşları ve destekçileri halen TSK’da, emniyette, üniversitelerde, işadamları olarak destekleyenlerle el altından faaliyetlerini sürdürmektedirler. Bunlar bizler tarafından bilindiği gibi devlet kurumları tarafından da bilinmektedir. Mesela ben Kastamonulu olarak, Kastamonu’daki sanayici işadamları, devlet kuruluşları, belediye meclis üyeleri, kadın ve gençlik kolları, bütün siyasi partiler içinde, belediye başkanlıklarında, bunların destekçilerinin halen varlığına herkes bildiği gibi bilmekteyim. Bunlara maalesef bugüne kadar hiçbir işlem yapılmamıştır ve yapılamamaktadır. Bunlar bilhassa iktidar partisinde faaliyetlerini sürdürmektedirler. Bu da ülkemizin seçim sürecinde teşkilatları da ve teşkilatlanma da büyük zorluklara sebep olmaktadır. Bugün 9 Temmuz’da başlayacak kutlama haftalarındaki sıkıntıların altında bu mevcut faaliyetlerin izleri yatmaktadır. Bu işin de Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan tarafından çözüleceğine kanaatimiz tamdır. 15 Temmuz arifesinde bu yazıları yazmamız bir “vatanperver” olarak gezi olaylarından çok daha büyük çapta “provokasyon” “kaos” işaretleri gördüğümüzden bunları kesin tedbir alınması için yazmamız «zaruret» kesib etmiştir arz olunur…
WhatsApp ihbar ve irtibat hattı
0 530 200 00 96







