“Ben ancak, güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim” (2)
Ahlâk; huy, tabiat, seciye, insanın manevî hususiyetleri, tutum ve davranışlarının bütünüdür! İnsan, asli itibariyle “beden ve ruh” olarak iki vasıftan-nimetten müteşekkildir! Beden “suret”, ruh “sîret” tir. Yaratılış nokta-i nazarındaysa bedenin yaratılışı “halk”, ruhunki “hulk” tur. Hüsn-ü hulk, yahut hüsn-ü sîret terkibi, insanın iç dünyasının letaifini resmeder.
“ONLARI, ALINLARINDAKİ SECDE İZ-İŞARETLERİNDEN TANIRSIN..!!!” Fetih 29
“Yaratılış itibariyle!!!” insanın sureti de güzeldir, sîreti de. Bedeninde noksanlık da yoktur, fazlalık da. Ruhunda lüzumsuz bir sıfat, lâtife, his yoktur! Maddi-manevi hayatı ve iştigâlini akamete uğratacak, aciz bırakacak, fakr-u zarurete düçar edecek kusurlar verilmemiştir!
İNSAN, DÖRT YANINDAN;
“CÜZ’Î İRADE”YLE SARILMIŞTIR!!
İnsanın bu dünyasını da öte dünyasını da kazanmasını sağlayan veya kaybetmesine neden olan en ehemmiyetli mefhum “cüz’i irade”dir!!! Bedenen ve ruhen sağlığa, huzura kavuşturan da; bin bir derde müptelâ eden de “cüz’i irade”dir!!!
“Din güzel ahlâktır!” buyurulmuştur. En güzel ahlâka sahip olan da, her yönüyle en mükemmel örnek ve rehber, âlemlerin nuru Hz. Muhammed’dir! Yüz milyonlardan müteşekkil ümmet, Efendimiz’in bütün hayatına sirayet eden benzersiz ahlâkını, büyük ihtimam-ihtiram-iltifat ve muhabbetle emsal almıştır! Düşmanları dahi Efendimiz’in güzel ahlâkını itiraf etmiştir! Zira fazilet odur ki, düşmanlar dahi reddedemesin..!
“Yeryüzünde kibir ve azametle yürüme! Çünkü sen, asla arzı yaramazsın..! Ve boyca da dağlara erişemezsin..!” İsra 37
Âl-i İmran 159’da buyrulan; “Allah tevekkül edenleri sever..!” âyetinden ders alanlar her şeyden şikâyet etmez, her derde itiraz etmez, hırsını törpüler, nefsine hâkim olur. Fakat bugünkü gureba din anlayışı gibi miskinliğe düşmeden sebeplere sarılır ve “elbette, mutlaka, illâ!!” yerine; “inşaAllah, nasipse, hayırlısıyla…” der ve nura gark olur!!!
AHLÂK, İMANLA SON RADDE GİRİFTÂRDIR!
“Ahlâktan soyutlanmış bir iman makbul değildir! Güvenilirliği olmayanın imanı yoktur! Ahde vefası olmayanın dini yoktur! Mizanda, güzel ahlâktan daha ağır basan bir şey yoktur!” ikazlarına münafi yaşayanın, dünyası da âhiri de berbâd olur! O hâlde; “Kıyamet Günü bana en sevimli olanınız ve yerce bana en yakın olanınız, ahlâkça en güzel olanlarınızdır!” teşvikiyle, kıyamette Hz. Peygamber’in meclisine dahil olmaya çalışalım.
“Âhirette kendinizi kurtaracak bir eseriniz yokken bu dünyadakilere kıymet vermeyiniz..!” Bediüzzaman
Asıl ve temel cihad; “ilim ve fen meczi”yle maddi-manevi her sahada ve cihette ilerleme, medeniyet ve imarla insanların, şehirlerin, ülkelerin refahını yakalayabilmektir!
Bugün bütün dinlerde dini hükümleri icra edenler, kanun korumasıyla muhafaza ve dini hükümleri esas kabul edilirken; Türkiye Cumhuriyeti devletinde maalesef bu hükümler kanunlar muhaciyesinde tanınmamaktadır! Allah’ı, Peygamberi ve O’nun tek çözüm olacak ilâhi ve bilimsel metod ve hakikâtlerini hüküm altına alan kanunlar maalesef bulunmamaktadır!!?? Hatta bu reddedilemez gerçekliği dile getirenler, medyadaki “güya bilirkişi”lerin tahakkümüyle “bilim dışı!?” kabul edilip mahkemelerde cezalandırılabilmektedir!!??
“Allah ve Resulullah’ın yolunda olduğunu iddia edenlerin en mühim meselelerdeki reddi veya suskunluğu!!?”, vatan-bayrak-mukaddesat müntesibi vatanperverleri ve hususen bu toprakları şehit kanlarıyla bize vatan yapan “İlâyı Kelimetullah” davasının yılmaz müdavimi atalarımızın ruhlarını incitmektedir!!!
İLMİ TALEP ETMEK
HER MÜSLÜMANA FARZDIR!!!
Tüm hayatıyla timsal olan başmuallim-öğretmen Efendimiz’in metodlarını hatırlayalım:
“Allah beni sıkıntı verip zorlaştırıcı olarak göndermedi; ancak kolaylaştırıcı bir öğretmen olarak gönderdi.” Müslim, Talâk, 29
“Ben size, bir babanın evlâdına öğrettiği gibi öğretiyorum.”İbn Mâce
“Size doğu tarafından ilim öğrenmek için insanlar gelecektir. Size geldiklerinde onlara iyiliği tavsiye ediniz.” 2651, Tirmizî
FATİH’LERİN ÖĞRETMENLERİ!
İstanbul’un fethinde vakur ve heybetli duruşuyla şehre giren Akşemsettin hazretlerini padişah sanıp çiçeklerle teveccüh edenlere karşı Akşemsettin atını geri çekip, Fatih’i göstererek; “Sultan Mehmet odur, çiçekleri ona veriniz..!” diyor. Fatih ise Akşemsettin’i göstererek diyor ki; “Ona veriniz, o benim Hocamdır!”
“Rütbelerin en büyüğü, ilim rütbesidir!!” diyen Peygamberimizin yol göstericiliğiyle tarih boyunca pek çok ilim erbabı ve devlet adamı yetişmiştir. Fakat bugün, “bütün nesle tek ideal ve hedef gösterilen üniversite sınavı”nda %30’un tek soru bile yapamaması; çocuklarımızın öncelikle örf, âdet, tarih, kültür ve inanç noktasında tarih boyunca en dip yaptığı dönemde olmamızın ve sadece “görünen netice”sidir..!!!
“Türk Yüzyılı”nın yeni vizyonundaki 24 Kasım’larda, başta Sayın Milli Eğitim Bakanı ve bu işe gönül vermiş duayenler; fenni bilimlerdeki tedenni ve çok övünülen milli-manevi ilerlemeye rağmen ahlâkın dip yaptığı bir dönemde, Efendimiz’i anlayan-yaşayan ve yaşatan gerçek öğretmenlere çok büyük ihtiyacı görerek asli-vicdani yapımıza döndürecek tedbirler almalıdır.
Bütün cefakâr öğretmenlerin, muallimlerin, hocaların bir kere daha empatiyle nerede hata yaptıklarını düşünmesiyle; maddi çıkarlar değil manevi değerlerin yüksek olduğu 24 Kasım’ları yaşayalım! Vesselâm.
WhatsApp İhbar Hattı: 530 200 00 96







