Otizm ve sporu E.Kemal Hocamıza sorduk… ‘Rabbim rahmetini yağdırıyor…(2)
Anka Spor ve Yaşam Merkezi Eğitim Danışmanı Emre Kemal Erenalp hocamız özel çocuklar olarak tanınan otizmli bireyler konusunda hoş bir o kadar anlamlı sohbetimizin ilk bölümünde olduğu gibi, bugün siz değerli okuyucularımla paylaşacağımız ikinci bölümünde de önemli mesajlar içermektedir, kanaatindeyiz. Bizlerin gerekli dersleri çıkarmamıza, ilgili ve yetkilere yol gösterici, hayırlara vesile olması temenni ve duasıyla inşallah…
UZMAN KADROYLA ÇALIŞMANIN AVANTAJI
“Yaklaşık 5 yıla yakın Anka Spor ve Yaşam Merkezi’nde çalışmaktayım. Gece yatılı kalan öğrencilerimiz vardı. İki buçuk yıl 7/24 çalıştım. Daha çok bilgiye ulaşmak ve deneyim sahibi olabilmek için. Onlara zaman ayırıp, onlarla ilgileniyordum. Her branşın bir uzmanı var kurumumuzda. O uzmanların belirlediği hedefleri ölçüsünde adım atıyoruz. Bir süre sonra o çalışmalarda biz de uzmanlaşmaya başlıyoruz. Bu çalışmayı biz de öğreniyoruz hani çırak usta ilişkisi gibi. Bir süre sonra atçılık/binicilik çalışmalarında ben de usta olabiliyorum çırak iken. Mesela yüzme ve bisiklet derslerinde de. Buraya ilk geldiğimde, bir çocuğa bisiklet sürdürmeyi öğretmek çok zor gelmişti. Nasıl çalışma yapmamız gerektiğini bana uzman bir hocamız öğretmişti. Bir süre sonra, 3 ders içerisinde çocuğa bisiklet sürmeyi öğrettim. Bir süre sonra kendin zaten uzman oluyorsun. Dedim ya zaten otizm biraz daha komplike bir çalışmadır diye. Hal böyle olunca, bir süre sonra komplike, her şeyden anlayan bir hoca olmaya başlıyorsun…
‘İMKÂN YARATAN ALLAH VARKEN,
İMKÂNSIZ HİÇBİR ŞEY YOKTUR’
“Şu söz, benim gönlümde her zaman oturur; ‘İmkânı yaratan Rabbim varken, imkânsız hiçbir şey yoktur.’ Ben bu sözün ne demek olduğunu burada canlı canlı yaşıyorum. Burada imkânsız denen her şeyi yaşıyoruz ve imkânın ne olduğunu görüyoruz. Gayret ettikten sonra Rabbim rahmetini yağdırıyor. Buradaki çocuklar bir anda normal birey oluyor, mezun oluyor gidiyor gibi değil, Sosyal yaşam içerisinde, normal bireylerin içerisinde yer alabilecek seviyeye geliyorlar. Hani imkânsız, bu çocuktan hiçbir şey olmaz denilen çocuklar, bir süre sonra annesiyle beraber parka gidip, hiçbir problem yaşamadan marketten alışveriş yaptığına şahit olduk, yani. O yüzden imkânı yaratan Allah varken, imkânsız hiçbir şey yoktur hocam…
‘YAPTIĞIMIZ İŞ, BİR MESLEKTEN ÖTE SANAT’
“Yaptığımız işe baktığınızda, dışarıdan bakan göze göre bir meslek. Ama ben yine söylüyorum, bir yaşam biçimi gibi, bir meslek gibi bakamıyoruz. Para kazanma aracı olarak bakamıyoruz. Bir, bir buçuk sene, hani ben burada gönüllü olarak da çalışmıştım da bana para vermişler gibi hissetmiştim. Öyle değil! Buraya bir iş olarak bakamıyorsun ki. Şöyle buraya iş olarak bakanlar geliyor tabii ki. Mesela diyelim ki üniversiteden mezun olmuş KPSS’den atanmak için fırsat bekliyor. O adam gelip burada bir sene iki sene çalışıyor bir kazanç elde etmek için ama, o kişiden bir süre sonra ‘Ya bu bir iş yeri değil aslında, burası bir ev gibi, burada bir aile gibiyiz, burası çok farklı, ben buraya bir iş yeri olarak bakamıyorum’ şeklinde şeyler duyuyorum. Bir nevi sanat diyebiliriz buna hocam. Burada çalışan bir insan 8 aylık, 10 aylık, bir sene, 5 sene, 10 sene çalışan bir insan otizmli bireyleri tanıdıktan sonra yeryüzünde her yerde otizmli bireylerle çalışabilir, onların dilinden anlayabilir. Hangi dilde olursa olsun, çocuk Arap olsun, İngiliz olsun, Fransız olsun fark etmez. Otizmli bireyleri anlayan bir insan dile bakmadan çocuğu anlayabilir, sadece Türkiye değil yeryüzündeki her yerde çalışabilir. Sadece İstanbul’da değil, Tokat’ta da bu işi yapabilir, Kars’ta da yapabilir. Yani, her yerde şu an yaptığımız işi yapabilir…
ÇALIŞMAK, EMPATİ VE SABRI GEREKTİRİYOR
“Yaptığımız iş psikolojik olarak yoran, mental olarak yoran bir iş, baktığınız zaman. Duygusallığa da yer yok yaptığımız işte. Çok duygusal olan insan burada uzun vadede yapamaz. Bu işten çok büyük paralar kazanmayı hedefleyip buraya gelen insan maddiyatta, parada kalırsa bir yerden sonra bu işi yapamaz. Para kazanma isteği tamam ama, para kazanmak için önce otizmli bireylerin dilinden anlaması lazım. Önce biraz duygusal yaklaşması lazım. Ama, duygusallığa da yer yoktan kastım şu, profesyonel bakması lazım. Bir annenin derdiyle dertlenirken buna kafayı takıp orada kalmaması lazım. Bir çocuk problem yaşadı işte büyük tuvaletini altına yaptı ve bu çocuğun altını nasıl temizleyeceğim, tiksiniyorum gibi durumlar yaşıyoruz ara sıra. Bu tarz durumlar yaşandığında, bir süre sonra bu işi yapamıyor, yük oluyor ve devam eden süreçte işi bırakıp gitmek istiyor, kişi. Bizim yaptığımız işi yapacakken, bu çocukları ne olursa olsun kabullenen fıtrata sahip olması lazım. Demeli ki ‘Elimden ne geliyorsa fazlasıyla yapmam lazım, çocuklara faydam olması lazım.’ Bu ufukla yapıyorsa bu işi uzun vadede yapabilir ama hocanın sabrı yok, tahammülü yok işte, çocuğun halinden tiksinebiliyor ve olumsuz durumlardan çok etkilenirse bir yerden sonra ileri gitmiyor, duruyor. O yüzden sabırlıysa, çocuklarla empati kurabiliyorsa, normal bireylerle empati kurabiliyorsa burada otizmli bireylerle de empati kurabilir. Ama dediğim gibi çocuk diyelim ki kustu, büyük tuvaletini yaptı, ağladı bu tarz şeylere tahammülü yok ise, dediğim gibi bir yerden sonra gibi yük olmaya başlıyor. Bu gibi durumlara tahammül edebileceğini düşünen her insan, bu işi yapabilir…
YAPILAN İŞİN BAĞLAYICI TARAFI NE OLABİLİR?
“Tuvalet yapan çocuğu düşünün. Çocuk bilerek ve isteyerek tuvaletini altına yapmak istemez. Çocuğa tuvaletini haber vermesi, nasıl tuvaletini yapması gerektiğini öğretiyoruz. Çocuk bunu bir anda öğrenemiyor tabii ki, basamak basamak öğreniyor. Bizle birlikte çalıştıkça dünyayı fark etmeye başlıyor. Böyle bir süreç yaşıyoruz. Her insan bunu kaldıramayabilir. Ben bunu nasıl aştım. Şöyle ki, bu problemi yaşadığımda şunu düşündüm; ‘Kendi çocuğum olsa bırakıp gidebilir miyim?’ Gidemem. Başkasının çocuğunu bırakıp gittiğimde, bu çocuğa bunu kim öğretecek! Büyük tuvalet, küçük tuvalet, yemek yerken kusma gibi durumlar yaşayabiliyoruz. Bu çocukları bu tarz durumlardan kim kurtaracak. Birinin elini taşın altına koyması lazım. Taşın altında elini, ezilmeyecek kadar koyması lazım. Dediğim gibi kişinin tahammülü ve sabrı yoksa, psikolojik olarak kendisine zarar verebilir insan. Bunu da aşmanın en basit yolu, dediğim gibi ‘Kendi çocuğum olsa bunu yapar mıydım, bırakıp gidebilir miydim? Benim çocuğuma kim öğretecek?’ Bunu düşünerek bir yerden sonra diyoruz ki ‘Ne olursa olsun tahammül etmem, sabretmem lazım’ diyoruz...
OTİZMLİ BİREYLERİN
MASA TENİSİ VE BİSİKLET ÖĞRENİMİ
“Önce çocuğun çalışmaya hazır olması gerekiyor. Mesela diyelim ki bisiklet çalışmasında çocuğun dengeyle alakalı, yükseklikle alakalı bir problemi var. Eğer dengeyle alakalı problemleri varsa bu problemleri açmak için basamak basamak çalışmalar yapmamız lazım. Daha sonrasında bisiklet çalışmasına başlamamız lazım. Gördüğü yükseklikle alakalı bir kaygısı olan çocuk, o bisikletin üzerine çıkıp baktığı zaman, 10-15 cm yükseklikten bile kaygılanabiliyor. Direksiyona tutunduğu zaman hani tek başına kalmış gibi bir kaygı oluşabiliyor. İlk başta bunların alt basamaklamalarını çalıştıktan sonra, ilk başta bisiklette koltuğa oturtuyoruz. Direksiyona tutunmasını sağladıktan sonra, pedalın ne olduğunu öğretiyoruz, sonrasında ise bisiklet sürme çalışmalarına başlıyoruz. Başta çocuğa hemen koltuğa oturttur, direksiyondan tut pedal çevir değil de, basamak basamak, çocuğun hazır hale gelene kadar çalışmalara başlıyoruz. Bir diğer örneğimiz masa tenisi öğrenimi. Eli ve gözünü koordine edemeyen, ince motor ve kaba motor kas grupları zayıf kalmış. Böyle bir çocuğa bir anda masa tenisi çalışması yaptığında, çocuk yıllarca masa tenisi öğrenemeyebilir. Ama çocuğa alt basamaklarıyla beraber önce kolunu, sonra bileğini, avuç içini fark ettirip raketi nasıl tutacağını öğrettikten sonra, masa başına geçirip ‘İşte burası masa, al bakalım topa vuralım’ diye yavaş yavaş oyunla, daha sonrasında masa tenisine başlıyoruz. Aslında her şeyin başında oyun var. Oyunla başlatıyoruz çalışmalarımızı...
‘ÇOK GÜZEL BİR İŞİMİZ VAR’
“Bazen diyoruz ki, keşke işsiz kalsak da, otizmli birey olmasa. Gerçek olan, gün geçtikçe otizmli birey sayısı artıyor. Bu alanda hocaya, yaşam liderine ihtiyaç var. Spor eğitimcisine ihtiyaç var. Otizmli çocuklar normal insanlar gibi. En büyük problemleri sosyal bağ kuramamaları. O bağı kuramama durumuna olumsuz bakılıyor. Ben bu kuruma gelip şahit olduktan, bakıp, görüp ve tecrübe ettim ki bu iş belli bir seviyeye kadar yapılabilir. Yapılan işten de para kazanılabilir. Bu gönül huzuruyla yapabilirsin. Helal para, helal rızık kazandığını, hak ederek para kazandığını hissedebilirsin. Çok güzel bir işimiz var…
TANITIM, YAPILAN KALİTELİ İŞİN
ÜZERİNDEN SAĞLANIYOR..
“Ben Almanya’dan gelen çocukla çalıştım. Çocuk iyi bir seviyeye geldikten, çocuğun videosunu youtube kanalından yayınladıktan sonra, arkasından kurumunuza 15-20 tane çocuk geldi. 15-20 çocuğun elinden tutabildik. 15-20 tane çocuğu sosyal hayatın içine katılımına vesile olabildik. Aynı zamanda, bu çalışmaların olumlu taraflarını gösterdiğimiz zaman dediğiniz gibi; ‘Urfa’daki, Ağrı’daki, Iğdır’daki öğrenciler, bir iş varmış, böyle bir iş varmış, ben beden eğitimi mezunuyum ama bir iş bulamıyoruz! Ne yapayım, neydeyim’ diye düşünürken, hocalarımıza da bir kapı, istihdam alanı oluyor. Bakıyorlar bir iş var, bir hareketlenme var. Bakıyorlar ve sorguluyorlar, bu işi yapabilir miyiz diye. Ben bir kişiye vesile oldum, zincirleme olarak yaklaşık 10-15 hoca buraya gelip, bu işi yapmaya başladılar. Dediğiniz gibi Urfa’daki adam da bu işi öğrensin ve gidip Urfa’da, kendi memleketinde yapsın bu işi...
DEVLET ŞARTLARININ İYİLEŞTİRİLMESİ ÖNEMLİ
“Bu konuda devletin destekleri çok sönük kalıyor. Buna örnek, kafesteki öğrencimi gösterebiliriz. O öğrencinin ailesinin ekonomik durumu iyi olmadığı için, burada 4 ay eğitim alıp, burada gitmek zorunda kaldı. Biz de bir nevi kendi evimizi de geçindirmemiz, para kazandırmamız lazım. Özel sektör olduğu için, maddi olarak da insanlara büyük külfetler oluşturabiliyor. Devletin bu konuya bir el atması lazım. Mesela devlet yakın bir zamanda bir bakımevi açmış. O bakımevine, 18 yıl kafeste yaşamış öğrencim gitti. Devlet bir adım atmaya çalışıyor ama, istihdam alanı sağladığı insanlar gerçekten bakıcı olsun. Lise veya üniversite mezunu olsun, otizmli çocuğu tanımayan insan orada bakıcılık yaparsa, o çocuğu fazla bir yarar sağlayacağını sanmıyorum. Bu işi bilen insanlar bu işi yapsın, devlet de buna destek versin. Bir istihdam alanı oluşturulsun. Çünkü, her geçen gün otizmli birey sayısı artıyor. Geçenlerde haberler konu edindi, 49 çocuktan birisi otizmli. Bu sayısının yüzdelik dilimi her geçen gün aşağı iniyor. Tek başın bakımevi ile bu iş yeterli olmuyor. 18-20 yaşındaki çocuk gitti bakımevinde kaldı da, 2-3 yaşındaki çocuk bakımevinde kalamıyor. O çocuğa eğitimi kim verecek? Çocuk devlet desteği ile haftada ayda 8 saat özel eğitim alıyor, dört saatte grup eğitimi toplam 12 saatlik bir eğitim imkânı sağlıyor. Bu saat diliminde bir şeylerin olması bir yere kadar. Biz burada çocukla sabah 8’den akşam 5’e kadar aktif bir zaman geçiriyoruz. Eve gidip, çocuk dağılıyor. Sekiz saat sonrasında çocuk dağılıyor ki, bir ayda 12 saatlik eğitim ne kadar yeterli olabilir ki!..
İŞİ ÖĞRENME, KENDİ İŞİNİN PATRONU OLMAK
“Üniversitelerin Beden Eğitimi Bölümlerinde engellilerle ilgili bölümler açılıyor. Her geçen bu bölümlerin sayısı da artıyor. Bu bölümlerden öğrenciler, yakın zamanda kurumumuza çalışmaya geldiler. Öğrenciler şu an üniversite okuyorlar ama, haftada bir-iki gün gelip çalışıyorlar. Onlar şunu düşünerek buraya gelmişler. İlk başta otizmli bireyle çalışalım diye değil de. İşimizi öğrenelim, daha sonra işsiz kalacağız. İşsiz kalmamak için gelip çalışalım burada. Çaresizlikten belki geldiler. Bir süre sonra baktılar ki, çaresizlik yokmuş. Otizm Anka gibi kurumlarda bu işi öğrenip, kendi işimin patronu olabilirim, kanaati uyandı onlarda. Farklı farklı şehirlerde bu işi yapabilirim. Üniversitede okuyorlar ama, o bölümden çıktıktan sonra ne olacaklarını kimse bilmiyor yani. Ben mezun oldum ama, ne iş yapacağını bilmiyordum. Üniversite sadece, biraz da yol gösterici gibi. Alaylı olarak, o işi sahada öğrenmeleri lazım. Onun içinde üniversitenin de devletin de desteği kıymetli…
ÖĞRENCİYKEN ÇALIŞMANIN AVANTAJI
“Şu anda Beden Eğitimi ve Spor Bölümü okuyan 18-19 yaşında kurumumuzda staj yapan hocalarımız var. Hem otizmin ne olduğunu öğrenmiş, aynı zamanda biraz para kazanmış olurlar. Dediğiniz gibi bir işleri oluyor. Altın bilezikleri oluyor, yavaş yavaş. Ben burada şahit oldum kaç kişiye. Üniversite döneminde yazın burada çalışıp, sonrasında üniversitesine giden hocalarımız oldu. Üniversiteden mezun olduktan sonra burada iyi seviyede maaş alıp, aynı zamanda tecrübeli hale gelerek, o dört yıllık zamanlarını boşa harcamamış oldular. Yaz tatilinde gidip bir yerde tatil yapmaktansa, gelip burada 3 ay çocuklarla çalışıp, onlarla empati kurmaya çalışmış, dört yılın sonunda da iyi bir seviyede bir yaşam liderliği yapabilecek potansiyele gelmiş. Bu sayede hem güzel para kazanmış, hem güzel bir işi olmuş. Gittiği her yerde bu işi yapabilecek seviyeye geliyor. Kurumda çalışan bu tür örneklerimiz var…
BEDEN EĞİTİMİ ÖĞRENCİLERİNE ÇAĞRIMIZ!..
“Bu işi severek yapabilecek herkes buraya gelsin. Çalışanlar arasında Alevi, Sünni, Laz, Çerkezmiş, Tokat veya Marmara’dan mezunmuş, gibi bir ayrım yapılmıyor. İnsanların bir tahammülü var, özel gereksinimli bireylerle bir frekans yakalayabiliyor. ‘Onlarla biraz daha aktif zaman geçirebilir mi?’ biz buraya bakıyoruz. Dili, dini, ırkı, kimsenin bizim için önemli değil. Boyu uzunmuş, kısa imiş. Biz bunlara takılmıyoruz. Ben buraya geldiğimden bu yana en çok şaşırdığım şey bu. Gelsinler, bu işi görsünler. Beden Eğitimi Öğretmenliği, Rekreasyon, Spor Yönetimi, Engelliler Bölümü fark etmiyor. Üniversitelerin Beden Eğitimi Bölümü öğrencilerinin buraya gelip, çalışmalarını tavsiye ediyorum…
ÇIRAKLIK, KALFALIK, USTALIK ANLAYIŞI
“Tabii, işi tam öğrenmek çok önemli. Mesela bir elektrikçinin yanına gittiğinizde, işi baştan itibaren öğrenirsiniz. Çıraklık ve kalfalık dönemini bir bir aşarsınız. Daha sonra hem para kazanmaya başlar, hem de usta olursunuz. Burada da öyle. Birinci kademe, ikinci kademe, üçüncü kademe yaşam liderliği, eğitim danışmanlığı, eğitim koordinatörlüğü olarak yükseliyoruz. Bu yükselmenin sonunda, aynı zamanda tecrübe kazanmış oluyoruz. Tecrübe kazanan insan burada yükseliyor. Tecrübeyle birlikte bir kurum açsa, kendi işini yapsa, Beden Eğitimi Öğretmeninin üzerinde daha çok paralar kazanır…
AKADEMİK OLARAK GELİŞİMİN ÖNEMİ
“Otizmli bireylerle alakalı seminerlere katılıyorum. Çocuk gelişimi okuyorum. Aynı zamanda dil konuşma bozukluğu üzerinde yüksek lisans yapıyorum. Olabildiğince kendimi akademik açıdan geliştirmeye çalışıyorum. Bunu yapmamdaki amacım şu, çocukları daha iyi anlayabilmek. Onlara daha faydalı olabilmek. İlerideki hedefim de şu; Anka çatısı altında, Anka ile beraber, daha fazla insana ulaşabilmek. Bir –iki kurum daha açıp, daha farklı yerlerde insanlara uzanıp, insanlara daha faydalı olabilmek. Uzun vadedeki hedefim bu. Keşke diyorum, üniversiteye başladığım anda buraya gelseydim. Üniversite bir şekilde biter. Ama bu işi 4-5 sen daha fazla yapmış, daha fazla çocuğa dokunmuş olurdum. Üniversiteyi belki 7 senede bitirirdim ama, bu işi daha gençken, 22-23 yaşlarında yapmış olsaydım, daha aktif olurdum, daha faydalı olurdum. Şu an yine faydalıyım ama, 27-28 yaşına geliyorsun, vücut seni bırakmaya başlıyor. Aktif sporu bırakmışsın, kilo almaya başlıyorsun. Bir yerden sonra hareketler kısıtlanmaya başlıyor ama, daha genç yaşlarda bu işi yapmak isterdim...
OTİZM NEDİR?
“Dışarıdan bakıldığında, deli insanlar olarak bakılan. Ama işin içerisine girdiğin zaman, aslında delinin biz olduğumuzu hissetmenin adıdır, benim için otizm. Otizmli insanlar, Allah’ın cenneti ile müjdelenmiş insanlar, benim gözümde. Otizmli insanlar iyi, otizm dışında kalan insanlar, kötü imaj bırakan insanlar, benim gözümde. Kızılderili insanlar normal insanları görür kaçarlar. Ok attıklarını belgesellerle görürüz ya. Özel gereksinimli bireylerde biraz öyle. Yaşamı paylaşamadıkları için, bize karşı tepkili, soğuk ve uzaklar. Çünkü onun dilinden anlamıyorsun. Kızılderililer de bizim dilimizden anlamadıkları, kendi renkleri farklı olduğu için, beyaz insanları görüp şaşırıp kalıyorlardı ya. Bizi tanımadıkları için, tepki veriyorlar. Biz onları tanıyalım istiyorlar ama, bir şeyler eksik kalıyor. Özel çocukların duyguları ve hissiyatları var ama, bu duyguları dışarı aktarmalarını bilmiyorlar? Dışarıdan dolu değiller gibi gözüküyorlar ama, her şeylerin farkındalar.
YAŞAM LİDERLİĞİ NEDİR?
“Yaşamın içerisinde lider olmak. Yani çocuğa yol göstermek. Yolda giderken, gideceğiniz yönü gösteren bir tabela düşünün. O tabela aracılığıyla yol almak. Biz çocukları yaşamın içerisinde somutlaştırmaya çalışıyoruz. O çocukların da var olduğunu, insanlara göstermeye çalışıyoruz. Yaşamın içerisinde bu insanların var olduğunu hissettirmek, biraz da yaşam liderinin görevi. Dünyanın var olduğu, yaşamın güzel olduğunu. Bu dünya içerisinde otizmli bireylerinde var olduğunu hissettirmektir, yaşam liderliği…
‘ANKA SPOR YAŞAM MERKEZİ’ DENDİĞİNDE…
“Duyduklarım ve benim de burada yaşadıklarımla beraber gördüğüm, dünya genelinde bir tabu var, o tabuyu yıkmaya çalışan insanların olduğu bir topluluk. Yani, özel gereksinimli, otizmli bireyler yaşamın içerisinde yer alabilir, bu çocuklar sosyal hayatta yer alabilir, diye bangır bangır bağırmaya çalışan ama sesini duyuramayan bir kurum, benim için...”