Kaçırılmadı mı, yakalandı mı? Medya dilinin güçle imtihanı
Kaçırılmadı mı, yakalandı mı? Medya dilinin güçle imtihanı
Ahmet Can Karahasanoğlu
Bazen gerçeği saklamanın en etkili yolu, doğru kelimeyi kullanmamaktır. Ama saklanan şeylerin bir anda daha yüksek bir sesle ortaya çıkması da kaidedendir. Güç ilişkilerinin tekeliyle şekillenen dünyanın en büyük mahareti de budur. Göz önündekini uzak, uzaktakini de yakınmış gibi gösterir. Dolayısıyla bir tür illüzyon çağını yaşarız. Medya, bu noktada illüzyon operasyonunun en kullanışlı aracıdır.
Böyle bir giriş yapmaktaki muradım, İngiltere merkezli BBC’nin yönetiminin aldığı kararı anlamaya çalışmak… BBC yönetimi, haberlerinde Maduro için “kaçırıldı” ifadesini kullanmayacakmış. Bunun yerine “yakalandı” diyeceklermiş. Dezenformasyon enstitüsü gibi çalışan kurum, sadece algıyı değil, insani değerleri de paramparça etmeyi başardı.
Maduro için “zorba bir liderdir” dersiniz, “ülkeyi yoksulluğa mahkûm etti” dersiniz; tüm bunların elbette politik bir yanı vardır. Doğru veya yanlış olmasını tartışmıyorum; çünkü bölgede yaşayan biri değilim. Fakat dünyanın gözü önünde, eşiyle birlikte kaçırılan bir ülkenin liderine “yakalandı” ifadesini kullanmak, gerçeği bükmektir. Kelimeleri kelepçelemek, Maduro’nun kelepçelenmesinden daha tehlikelidir. Çünkü modern çağın ahlakı burada başlar. Kimin kaçırılabileceğine, kimin yakalanacağına karar verme yetkisi, bir medya diline bırakılmayacak kadar önemlidir. Bu olay, modern çağın Makyavelist işgalini görmemiz açısından çok önemlidir.
Gücü elinde tutanlar eylemleri yapıyor, kurumlar ise o eylemler için uygun kelimeleri seçiyor. Savaş suçu sayılabilecek bir operasyona ABD yaptığında “yakalama”, başkası yaptığında “kaçırma” demek, ahlaki tutarlılıktan çok propaganda refleksini çağrıştırıyor.
Sözlüğün bile artık güç dengelerine göre kullanıldığı bir dünyada, liyakatten söz edilebilir mi…?
Editoryal özerklikten söz edilen küresel medyada, dilin merkezî güçlerle bu denli örtüşmesi normal mi?
Bir zamanlar gazetecilik, olan biteni anlatırdı. Şimdilerde ise olup biteni anlatırken sakıncalı durumları hesaplama işine dönüştü. Al takke ver külah kıvamında, körler sağırları saygıyla ağırlıyor. Şarlatanlık, küçük zannedilen bir kelimeyle büyük yön değiştirmenin aracına dönüştü.
BBC’nin daha güvenli, daha yuvarlak ifadesi, olayın kaderini değiştirme hattında ABD’ye selam çakıyor.
Bu tercih, yalnızca semantik değil; enseye tokat tarzı, sembolik bir aşağılamayı da içinde barındırıyor.
Kaçırılmak, kaos ve kontrolsüzlük hissini uyandırır. Bu yüzden algı manipülatörleri “yakalama” diyor. İngiliz derin devleti MI6’nın yıllardır tüm dünya ülkelerine vermek istediği mesajı, bu vesileyle anlamış bulunuyoruz.
Bu haberi okuduğumda şunu düşündüm:
Bazen bir insanın nerede olduğu değil, bir kelimenin nerede durduğu daha çok şey anlatır.
Çünkü hikâyeler, olan bitenden değil; anlatılmasına izin verilenden ibarettir.