Büyüdükçe kaybedilen şeyler
Büyüdükçe kaybedilen şeyler
AHMET CAN KARAHASANOĞLU
İnsan, hayatın henüz başındayken her şeyi kontrol edebileceğini sanır. Zanneder ki kaderin seyri, arzularının kontrolündedir. Oysa büyümek; kalemin aslında başkasının elinde olduğunu fark etmektir. Ve bu fark ediş, insanın ilk uyanışıdır.
Büyük İslam mütefekkiri Gazzâlî, bu hakikati ne güzel anlatır:
Kağıdın üzerinde yürüyen bir karıncayı düşünün. O karınca, kalemi tutan eli göremez.
O eli hareket ettiren beyni, o beyni var eden iradeyi hiç göremez. Sadece kalemin hareketini görür ve faili kalem sanır. Oysa kalemi hareket ettiren el, eli yönlendiren şuur ve o şuura hayat veren kudret bambaşkadır. İnsanın durumu da bu karıncadan farksızdır. Kalemi kendi elinde sanır; oysa her harfin ardında Allah’ın muradı vardır.
Bu karınca misali tıpkı çocukluktaki varoluşun en saf haline benziyor. O dönemde berraklık, tutarlılık, anlam arayışı gibi kesin bir ayrım yoktur. İyiyle kötünün sınırını anlık olarak değiştirebilir çocuklar. Umut ve korku duygularını büyüdükçe kaybeder insan. Artık tüm duyguların renkleri birbirine karışır. Artık dünyayı değil, kendi iç pusulasını bile okuyamaz olur.
Büyümek, bir bakıma kendine olan güveni yitirmektir.
Bir anda fark edersiniz: Kaybettiğiniz şey sadece zaman değil; bir zamanlar gerçekleştirmek için uzun uğraşlar verdiğiniz tüm ihtimallerdir. Çocuğun içinde binlerce benlik yaşar; yetişkin, o benliklerden sadece birini taşır, diğerlerini sessizce toprağa gömer.
Ve bir noktadan sonra, hayat, “olunamayanların” yasına dönüşür.
Zaman da biçim değiştirir. Çocukken bir yaz günü sonsuzluk kadar uzunken,
yetişkinlikte bir yıl bir nefes kadar kısadır. Dakikalar elimizden dökülen kum taneleri gibidir; geri toplayamayız, sadece seyrederiz. Ama yine de bir teselli vardır: Kaybettiklerimizi yeniden kurma kudreti…
Kimi insan bunu dualarla yapar, kimi satırlarla, kimi sessiz bir tefekkürle.
Hepsi aynı arayışın farklı yollarıdır: Kaybolanı anlamlandırmak.
Büyümek, aslında tamamlanmak değil; eksik kalmayı kabul etmektir.
Çünkü insanın olgunluğu, eksikliğini fark ettiği anda başlar.
Ve belki de hayat dediğimiz şey, rastlantıların değil, tevafukların gizli labirentidir.
Yolu bulan değil, yolda kaybolmayı kabullenebilen kurtulur.