--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Tahran, Yalta, Potsdam derken

Abdurrahman Dilipak
Abdurrahman Dilipak
36

Sahi, BM ne iş yapar, ya da Güvenlik Konseyi?! NATO’nun görevi ne?! Arap Birliğinin, Afrika Birliğinin Avrupa Birliğinin İslam İşbirliği Konferansının niye sesi çıkmaz? G10, G20 niye toplanıp toplanıp dağılırlar!?. Bunların büyük çoğunluğunun ilkesi falan yok, çıkarları var. Elleri ayakları boş değil, tuttukları bir iş de yok. Yaptıkları “dostlar alışverişte görsün” kabilinden işler.

Ya da şöyle soralım: Bu krizin arkasında kimler var? Sakın “biz ıslah edicileriz, sulh için buradayız” diyenler “bozguncuların tâ kendileri” olmasın! Birileri insanların yaşatmak için değil, öldürmek için planlar yapıyorlar. Doğmadan mı öldürelim, kendi kendilerini mi öldürsünler hesabı yapıyorlar. Biyolojik silahlar üretiyorlar, kitlesel doğum kontrolü için, evliliği sabote ediyorlar. Duydunuz mu bilmiyorum, dünyada ölüm sıralamasında 3. sırada ilaçların yan etkileri ve tıbbi hatalar bulunuyor. Meraklısı internetten “The third Leading Cause of Death in the U.S.” yazıp aratsın. Bunun için akıllılar “akıllı mikrop”lar üretiyorlar. Aman dikkat: Batıdan gelip bize akıl öğreten pozlarla aramızda dolaşıp bizi hasta edenle, şifacı olarak ortaya çıkanlar aynı kumpanyanın adamları. Fasıkların sözlerine kanmayın. Cennet diye cehennemi pazarlıyorlar. Barışı gösterip ölümü dayatıyorlar.

İşin aslı, birileri sorun çözmek istemiyor aslında, sorun çözmek için ortalıkta dolaşıyor ama.. Sanki zaman ve mevzi kazanmak için oradadırlar.

Bunlar Amerika kıtasına çıkarken de, Afrika’da da, Asya’da da, Avustralya’da da aynı haltı yediler ve hâlâ kendilerini insanlığın koruyucusu ve barış havarisi gibi gösteriyorlar.

Bunlar yıllardır Kıbrıs’ta, ya da Irak’a barış için geldiler değil mi? Afganistan’a da demokrasi getireceklerdi. Suriye’ye de. Sorunun çözümü yönünde bir adım ilerleme oldu mu? Bugün dünden daha kötü değil mi? Bunlar bizim kanlarımız ve gözyaşlarımız üzerine kendilerine iktidar ve servet üretmek istiyorlar. Çatışmadan, gözyaşından ve kandan besleniyorlar. Servetlerini bu çatışmadan, terör, darbe ve vurgunlardan elde ediyorlar.

Tahran Konferansı 28 Kasım-1/12/1943 tarihleri arasında, savaş öncesi, müttefikler, komünist Rusya, ABD ve İngiliz yöneticiler, Joseph Stalin, Franklin D. Roosevelt ve Winston Churchill katılımıyla, SSCB’nin Tahran Büyükelçiliği’nde gerçekleştirilmişti. Müttefikler ilk kez barış yolunda, kendi savunmaları için ortak bir strateji belirleyeceklerdi.

Yalta Konferansı ya da Kırım Konferansı, 2. Dünya Savaşı sırasında 4/2/1945-11/2/1945 tarihleri arasında SSCB’de, Yalta’nın 3 kilometre güneyinde bulunan Livadia Sarayı’nda düzenlenen ve yine Tahran’daki 3 devlet adamının, Churchill, Roosevelt ve Stalin’in aynı maksatla yaptıkları toplantıların 2’ncisi idi. Potsdam Konferans ise 2. Dünya Savaşında Nazi Almanyasının teslim olmasından sonra 17/7/1945-2/8/1945 tarihleri arasında Almanya’nın başkenti Berlin’de, şehrin 26 kilometre güneybatısında bulunan Cecilienhof Sarayı’nda düzenlenen ve yine aynı ülkelerin o günkü yöneticileri Churchill, Truman ve Stalin’in katıldığı konferans idi. Bu konferansa Roosevelt’in yerine Truman katılmıştı. Daha sonra ABD’nin yayılmacı siyasetimin mimarı olan “Truman doktrini” olarak tanınan doktrin de bu kişiye aitti.

Truman doktrini, 1947 yılında ABD Başkanı Harry Truman tarafından Sovyet tehdidine karşı hazırlanmış planın adıdır. Birlikte dünya barışını sağlayacaklardı, ama 3. Dünya savaşı olarak bilinen ve adına “Soğuk savaş” denilen dünya savaşı başlatan isim olarak tanınan Truman’ın doktrinine göre, ABD uluslararası politikasını değiştirerek SSCB’ye karşı yeni bir savaş başlatıyordu.

Bakalım tarih tekerrür edecek mi? Mesela Trump ve Putin bugün karşıt gibi görünüyorlar ama, bölgeyi yönetmek için yarın işbirliği yapabilirler mi? Bakarsınız o zaman FETÖ, BÇG ve PKK da birlik olurlar. Neden olmasın. Bu benim açımdan imkansız değil. Hatta böyle bir şey sürpriz de olmaz.

Bugün dünya barışı için daha çok konferans yapılıyor ve barışı koruma adına sivil ve resmi birçok örgüt var. Yine de sonuç ortada! Bugün Tahran, Yalta patlamaya hazır bir bomba gibi. Berlin ise, Libya için düzenlenen konferansa ev sahipliği yapıyor.

Dün, 1. Dünya ve 2. Dünya savaşlarına sebeb olan olaylardan çok daha fazlası yaşanıyor. Eğer hâlâ yeni bir dünya savaşı başlamıyorsa bunun 3 sebebi var. Dünyada bir dehşet dengesi var. Bu dehşet tarafların gözünü korkutuyor. Yeni bir savaşın galibi olmayabilir. 

Yeni bir savaş başlarsa bunu nasıl durduracakları konusunda büyük bir endişeleri var. Bir de savaşı bitirseler bile, sonrasında nasıl bir düzen kuracakları konusunda bir fikir birlikleri yok.

Dün Tahran, Yalta, Potsdam diyorduk, bugün Astana, Soçi, Berlin diyoruz. Aslında daha fazla zirve yapıldı ama bir çözüm yok. Kimileri ise “ne atom bombası, ne Londra konferansı” ile ilgileniyor.

Astana konferansı; Türkiye, Rusya ve İran dışişleri bakanlarının Suriye sorununun çözümüne ilişkin 20 Aralık 2016’da imzaladığı Moskova deklarasyonu sonrasında gündeme gelmişti.

Astana’da katılımcı taraflar ve temsil düzeyi açısından yeterli bir tablo oluşmamıştı. ABD yoktu, rejim ve diğer çatışan taraflar, garantör ülkeler, ABD, BM, Arap Birliği, AB, BM gibi uluslararası örgütler yoktu. Ama Suriye’deki olay karşısında bölgede Türkiye, Rusya ve İran arasında bir ortak politika zemini oluşturulmaya çalışılıyordu. Bu durum da 2011’den beri sürdürülen oyun düzeninin değişiyor olmasından söz ediliyordu.

Daha sonra 31 Ocak 2018 tarihinde Soçi’de yapılan, olaylı “Soçi konferansı / Suriye Ulusal Diyalog Kongresi”nden ‘Anayasa Komitesi’ ve “Demokratik seçim” kararı çıkacaktır. Konferansta muhaliflerin ana taleplerine yönelik bir sonuç ise çıkmamıştı.. 

Türkiye’nin muhalefetin garantörü sıfatıyla gözlemci olarak katıldığı konferansta Özgür Suriye Ordusu’nun üst düzey yöneticilerinden Mustafa Secari, “Bu konferans Esad ve onun terörist rejimi için özel olarak tasarlanmış” diyerek konferansı eleştirmesi, konferansta tartışmalara sebeb olmuştu.

Ve şimdi, son Berlin konferansı ile ilgili kısa bir bilgi notu: Merkel aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 12 ülkeden devlet ve hükümet başkanları ile BM dahil dört çok uluslu örgüt bu konferansa davet etti.. “Berlin Süreci” adı verilen konferansla Almanya, ateşkesin ve akabinde barışın sağlanması çabalarını desteklemek istediğini belirtiyor. Konferansa katılanlar tarafların talep ve önerileri dinlenecek. BM Güvenlik Konseyi’nin 5 daimi üyesinin de bulunacağı masada, ilk etapta bağlayıcı kararların alınması değil, sorunun kaynağı ve tarafların çözüm önerileri not edilecek.

Görünen o ki, birileri sorunu çözmek değil, tıpkı sağlıkta izledikleri yol gibi, önce hasta edip, sonra ilaç bağımlısı yapmak istiyorlar. Sorun çıkarıp, sonra sorunu çözme bahanesi ile yerleşmek ve sağmak, çökmek istiyorlar. Kontrol ettikleri kriz onların karanlık emellerine hizmet ediyor çünkü. Selâm ve dua ile.

 

Yorumlar

(36)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Deniz

24 Ocak 2020 14:51

İçenlerin birçoğu şizofren diyen arkadaş, öyle olsaydı gizleyebilirler miydi? Lan dünyada ne kadar çok içen var bunların çoğu zihin hastası olsaydı anında illegal olurdu tekrardan ve bunu kimse engelleyemezdi. Boş boş konuşmayın, kimseye yalan söylemeyin

Barış

23 Ocak 2020 09:44

İki ev iki araba güzelmiş de olmayanlar nolacak iki ev iki arabası olunca herseyi cözüldümü yada bi üçüncü dördüncü.....

Egeli

22 Ocak 2020 23:16

Şenay hanım müslüman bir ülkeye hicret edecekmişsin.senin istediğin düzende tek bir müslüman ülke yok.lakin adaletin tam olduğu ülkeler var lakin o ülkelerin halkının çoğunluğu ateist.baltık ülkeleri gibi.japonya mesala adamların mafyası bile depremde halkın malını parasını canını korumak için seferber oldu.rüşvet yemek yok.yanlış iş yapan görevli onurundan harakiri yapıyor.arsızca dolaşmıyor.maalesef müslümanlardan doğru pek çıkmıyor.

Anti Madde

22 Ocak 2020 21:12

Kes palavrayı Şenay mısın nesin?Kimin zalim kimin mazlum olduğunu aklı olan herkes biliyor.Birşey yazmayacaktım ama senin gibi palavracı sureti haktan görünüp rezil yalanlarla manipülasyon yapmaya kalkışanlar midemi bulandırıyor.Mesele bu noktada RTE falan değil adil olmakla ilgili.Siz delirmişsiniz.Bu pervasız yalanlarınızın hesabı sorulmaz mı sanırsınız.Rabbim layığınızı verir inşallah.

şenay doğan ALLAHIN 1KULUNA..

22 Ocak 2020 19:05

bir elin verdiğini diğer elin duymaması şart değil açık gizli gece gündüz allah için hepsi makbul...

Ferhat

22 Ocak 2020 18:52

Belliki iblis ve iblisin dostları birilerin gözlerini dünya malı ve dünya hayatının süsü ile imanlarını ve ahiretlerini satın almış. Kisacası birileri ev,araba ve dünya mülkünü ahirete tercih edip imanlarını bireysel cıkarları için satmışlar. 

ALLAH'IN 1 KULU

22 Ocak 2020 17:38

ŞENAY VE SILA KARIŞTI, SILA ÖZÜR!!! HAKKINI HELAL ET.

ALLAH'IN 1 KULU

22 Ocak 2020 17:36

BİR ELİN VERDİĞİNİ ÖBÜR EL DUYMAMALI SILA. AYRICA BENİM İKİ ARABAN İKİ EVİM VAR DİYE ÖVÜNMÜYOR, DAM ÜSTÜNDE SAKSAĞAN.....

şenay doğan sıla'ya

22 Ocak 2020 16:21

sıla haklısın sonuçta layık olduğumuz şekilde yönetiliyoruz ama gel de bunu benim yüreğime anlat ....dağları omuzlamak istiyor gücü yetmiyor... 

kör şenaydan sibel'e

22 Ocak 2020 16:04

ben de mesajımda bunu anlatmaya çalışıyordum...övündüğünüz şeye bak...lüks araba ikişer ev...benim evim yok...annemin evinde oturuyorum...arabamız yok...kurban kesmiyoruz ...kefen paramız yok...neden biliyor musun...ihtiyaçlarımızdan artanı fakirlere verdiğimiz için para biriktiremiyoruz ...ihtiyaçlarımız arasında kuaför berber seyahat gezme kıyafet yok sadece yiyecek var...tek lüksümüz tütün ve internet...kardeşlerim olmasa boğazımdan da kısar ekmek yer geri kalanını allah yolunda harcamak için artırırım... bir mağazada güzel bir eşya görsem içim gitse boş ver ya olmasa da olur onunla bir çocuğa oyuncak alırım veya bir fakirin karnını doyurum deyip elimi geri çekiyorum kendimle gurur duyuyorum ben allahın kuluyum...allaha emanet olun ya habiballah

Abdurrahman Dilipak Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle