• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Abdurrahman Dilipak
Abdurrahman Dilipak
TÜM YAZILARI
22 Kasım 2020

MS 2021

Şunun şurasında 5 yıl kaldı. 2025, Miladi 21.YY’ın ilk çeyreğinin sonu. 2025, Ebced hesabına göre toplamı “0” der. Bu bir “son”dur. ‘Miladi son’lar 9, 18, 27, 36, 45, 54, 63, 72, 81 diye devam eder.

O, miladi “0” da doğmadı. Belki MÖ 6 ya da 7’de doğmuş olabilir. Ya da daha önce. Daha doğrusu Hz. İsa’nın doğum yılını da gününü de bilmiyoruz. Hz. İsa’nın MÖ 4 - MS 6 yılları arasında, bu aradaki 10 yıllık dönemden birinde doğduğu öne sürülebilir. Hz. İsa›nın doğduğu dönemde Kral Herodes Arhelas’ın tahtta olduğuna göre, bu dönem de o zamana işaret etmektedir. 

Mesela Beytüllahim kenti Hazreti İsa›nın doğum yeri olmayabilir. Hz. İsa›nın doğum günü olduğu söylenen 25 Aralık doğru değil. Bir rivayete göre bu tarih Hz. İsa›nın doğduğu zaman tahtta bulunan kralın doğum tarihidir. 

Matta ve Luka İncilleri Hz. İsa›nın bugünkü Filistin topraklarında hatta Beytüllahim kentinde doğduğunu iddia ediyor. Markos İncili ise İsa’nın doğum yeri olarak yine Filistin topraklarındaki Nasırıye kentini gösteriyor.

Katolikler doğum gününü 25 Aralık, Ortodoks Doğu Hristiyanları ise 6 Ocak olarak kutluyor. Batıdaki Katolik kiliselerinin 25 Aralık’ı tercih etmelerinin sebebi putperest Romalıların “aydınlık/ışık/aydınlanma tanrıları”nın doğum günü olarak kabul etmiş olmaları ile ilgili olabilir. 

Hz. İsa’ya, risalet göreviyle ilk vahiy 30 yaşında geldi. Aslında kendisi mucize olan bir kişilikten söz ediyoruz. Hz. İsa 12 yıl Mısır’da kaldı. Sonra annesi ile birlikte 30 yaşına kadar kalacağı şehre gitti. “Şifacı” kimliği ile ünlendi. Ve Kudüs’e geri döndü. 3 yıl sonra da verilen süre tamam oldu.

Hz. İsa’nın bu arada Keşmir’e gittiği de söylenir.

Aslında bugünkü Hristiyanlık denilen inanç sistemi bir din değil, “Religio”dur. 

Tarsuslu Saul. Pavlus, Likca’da Paulos, Doğum yeri Tarsus, doğum tarihi bilinmiyor. Ölümü MS 67 Roma. Tarsuslu Pavlus Pavlik Kiliseleri’nin / Elçisel kilisesinin kurucusu Hıristiyan misyonerdir. Miladi birinci asırda yaşamış Roma vatandaşı Ferisi Yahudilerindendir. Luka’ya atfedilen İncil’de önemli bir yere sahiptir.

Hz. İsa’dan 50 yıl sonra Saul çıkıp, vahyin dışında bir yolu Hz. İsa’ya nisbet ediyorsa, MS 325’deki İznik konsülünü düşünürsek 275 yıl sonra eldeki Luka İncilinden ya da diğer İncillerden bir bütün olarak nasıl emin olabiliriz?

İsrailoğulları kendilerini “Tanrının seçtiği bir kabile” olarak görür. Bu kabile “Tanrının ailesi” olarak tanımlanır ve bu anlayışa göre tabii “üstün bir ırk” olarak tanımlayacaktır kendini. Oysa bu kendilerine ikram edilen ve ilahi rızanın tecellisinin vesilesi anlamında, takvaya dayalı bir üstünlüğü ifade eder. Bu mecaz adım adım Yahudileri ırkçı bir topluluğa dönüştürmüş, Babil sürgünü sonrası geri dönüş yolunda, Hz. Üzeyir’in (İbranice, Ezra’nın) sürgün günlerinde yasaklanmış olan Tevrat’ı yeniden toplayarak tek bir kitap olarak düzenlemesi karşısında, “bunu ancak Allah’ın ailesinden en gözde biri yapabilirdi” diye konuşmaya başladılar. Madem “Tanrının ailesi” var. O zaman onların içinden en takva sahibi olan neden “O’nun oğlu” olmasın. Kur’an-ı Kerim’de “Üzeyir Allah’ın oğlu dediler” (Tevbe 30) denirken, aslında bu sapmaya işaret edilir. Bu tehlikeli mecaz, Hz. İsa döneminde “İsa Allahın oğludur” şeklinde bir şirke dönüşmüştür. Bilindiği gibi, bazı Benî İsrail toplulukları da sapkın bir yorumla Melekleri “Allah’ın kızları” şeklinde isimlendirmekteydiler.

Bu süreçte, geleceğe ilişkin Yahudiler için vahiy temelli, Hristiyanlar için kehanet temelli, Globalistler için “Yunan mitolojisi”ne dayalı 3 senaryo var. Yahudilerde Kabbalistik yorumlar, Hristiyanlarda tapınakçı yorumlar, globalistlerde ise yine mitolojik bir anlayışın yön verdiği fütüristik kehanetler büyük bir öneme sahip

Şimdi yine 2021 kehanetleri yazılıp çizilecek, müneccimler yıldızlara bakıp, astrolojik kehanette bulunacaklar. Kimileri dini metinlerin şifresini çözdüklerini söyleyecek ve bazı istihraçlar / çıkarımlardan söz edecek. Fütüristik yorumlar yapan stratejistler ise olayların batınını, perde arkasını sorgulayarak bazı iddialarda bulunacaklar. İbni Arabi’den Nostradamus’a, oradan The Economist’in kapağına kadar birçok adresten gelecekle ilgili yorumlar yapılacak. Şimdiden, görünen köye bakıp, bu köyün hikayesini anlatabilirim size. Daha kötü günler bizi bekliyor diyecekler. Yani gelecek günler geçen günleri aratacak.

The Economist, aralık kapağında bu Great Reset’i dünyayı etkileyecek bir kumar makinesine benzetiyor. Derginin 1 Ocak özel sayısının kapağı da belli. Şeytanın kırallığı! 

2021’e hazır olmak için Chip projesi, HES kodu, Covid bahanesi ile dayatılan aşı kampanyası ile ilgili gelişmelere şahidlik ediyoruz.

Ankara’da işler karışık. Ekonomi, siyaset, toplum hayatı konusu, uluslararası ilişkiler konusunda çözüm bekleyen devasa sorunlar var. ABD ve AB’den gelen haberler de bu işin tuzu biberi oluyor.

İşler bugünden yarına düzelmeyecek. Gelecek günler geçen günleri aratabilir. Böyle bir zamanda patlayacak siyasi bir kriz her şeyi daha da içinden çıkılamaz hale getirebilir. Ama kriz çıkmasın diye gerçeklerin üzeri kapatılacak olursa, sorun ertelenirken daha da büyütülür. Çözüm için ise daha dürüst, bilgili ve cesur olmak gerekiyor. Üretim ve yatırımların sürmesi isteniyorsa, birtakım tedbirlerin acilen alınması gerekiyor. Hayati yatırımlara öncelik verilmesi gerekiyor. Ekonomik hayatta ciddi bir entegrasyon, optimizasyon, senkronizasyona, çalışmaların birbiri ile ilişkilendirilmesi, verimlilik ve kalite, çevresel faktörlerle uyumlu ve eşzamanlı hale getirilmesi çok daha farklı birtakım çalışmalara ihtiyacımız var. Dilerim geç kalmayız ve kaş yapalım derken, göz çıkarmayız.. Selâm ve dua ile. 

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Abdulbaki Erdem

Sayın Abdurrahman Dilpak hocam, Size saygım hürmetim sonsuz. Lakin çoktandır dile getirdiğiniz Covid konusundaki düşüncelerinize katılamıyorum. Sizin başlıca iddianız bu hastalığı özellikle yaydılar, nüfus azaltmasına gidiyorlar, aşıyla da çip yerleştirecekler şeklinde. Neden katılmıyorum yazayım 1- Özellikle yayılmış olabilir ama bunun sebebi nüfus azaltma olamaz. Çünkü hem ülkemizde hem dünyada kaybedilen insan istatistiklerine bakarsak çok büyük oranı yaşlılardır. Orta yaş üstüdür. Nüfus planlaması için bir hastalık geliştirecek olan artık üreme evresini çoktan tamamlamış yeni çocuklar dünyaya getirmeyecek olan kesimi değil gençleri, hatta çocukları hedef alırdı. Kaldı ki çocuk ölümü neredeyse hiç yok, genç ölümü de genel orana göre çok az. 2- Aşı sıvıdır, sıvıyla çip yerleştirilmesi mümkün olamaz, Bu aşıyı birileri bu şekilde yapmış olsa bile sonuçta bunu yapacak olan yüzlerce binlerce doktor hemşiredir ve böyle bir girişim ille de ortaya çıkar bunu göze alamazlar. İnsanların kontrolü ille de vücuduna bir şey yerleştirilmekle olmaz kültür emperyalizmiyle dizilerle, özendirilmiş hayatlarla, bilgisayar oyunlarıyla zaten büyük oranda güdümlü insan modeli oluşturulmuştur bunu siz benden de iyi bilirsiniz. 3- İlle de aşıyla çip yerleştirilecekse, bunun için önce bir hastalık icat edelim sonra çare diye bir aşı bulalım diye uğraşmazlardı. Her ama herkese zaten yapılan zorunlu aşılar var. Bu aşıları da üreten firmalar farklı değil aynı. Zaten kullanılan bu aşılarla bunu yaparlardı. Dünyayı sarsacak bir hastalık icat edip bunu yayma çabalarından çok daha kolay olurdu. 4- Bu hastalık ünlüler ve siyasetçiler dünyasından da pek çok kişiye bulaştı, eğer amaçlı güdümlü olsaydı bulaştırılacak ünlü ve siyasetçiler daha bir seçilmiş olurdu sanıyorum Sizi anlıyorum sayın hocam. Dünya komplolar üzerinde savaşıyor artık. Açık savaşlar, soğuk savaşlar derken bir de tezgah savaşları yaşanıyor çoktandır. İstanbul Sözleşmesi ve diğer açıkladıklarınız çok doğru çok tutarlı konular. Fakat bunlar işte insanların beynine başta medya olmak üzere sokulup işleniyor. Ama iş iğne aşı denilince daha titiz olmak gerek sanırım. Zira benim söyleyeceğim bir söylemden etkilenip aşı kullanmaması nedeniyle ölecek olan her bir canın vebali olacaktır diye korkarım. Sayın hocam birikiminize saygı duyuyor ve hürmetlerimi sunuyorum. Sizin hep söylediğiniz gibi selam ve dua
  • Yanıtla

Filiz Başeskici

ASLINDA İMAMOĞLU'NUN SÖYLEDİĞİ ÇOK DOĞRU. 14 gün karantina ama virüslülerden virüsü sonradan kapanların da gecikmeli başlangıcı hesaba katılınca en az 3 hafta karantina gerekir. AMA SORUN KAPİTALİZM Hem Türkiye'de hem dünyada bu basit çareye başvurulmama nedeni üretimin aksamaması ve para piyasalarının çökmemesi nedeniyledir. Kimlere yasak ilan ediliyor? 65 yaş üstüne? Niye? 64 yaş, 63 yaş riskli değil mi? Riskli tabi ama emeklilik yaşı malum 65 yaş. 20 yaşa dek olanlar da büyük çoğunluğu zaten öğrenci ve evlerde online derslerde. Yani ekonomistlerin gözüde işe yaramayan kitledir evlere kapatılan. Diğerleri ise para kaynağı. Sanki bu yaşlıların çocukları eve virüs taşımayacak. Şu koskocaman ülkeler üç hafta sadece üç hafta sağlık güvenlik gibi bir kaç alan dışında tüm diğer alanlarda 3 hafta duraksasa bunu finanse edemiyor mu? 3 hafta birikimlerle bu dünyayı besleyemiyorsak neye yarıyor bu rejimler?
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

Yaay İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23