--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Hal ve gidiş nasıl!

Abdurrahman Dilipak
Abdurrahman Dilipak
67

Eskiden karnelerde bir de böyle bir not vardı: Hal ve gidiş. Hali hazır durum ve gidişat nasıl sorusunun cevabı olarak bir not verilirdi. İnsanlar birbirlerine “ahval nasıl” diye sorarlardı. Yani “Gidişat nasıl” derlerdi.

Gidişat iyi değil. Ama bir not daha: Allah (cc), bize hayır gibi gelen şeylerde şer, şer gibi gelen şeylerde hayır murat etmiş olabilir. Biz bilmeyiz Allah bilir.

Yani hemen umutsuzluğa kapılmamak gerek.

Ahval, “hal’ler” demek. Yani işlerimiz, sağlığımız nasıl diye sorardı insanlar. Sormak, paylaşmak demekti.. Çünkü bilirlerdi ki, “kederler paylaşıldıkça azalır, mutluluklar paylaşıldıkça çoğalırdı”. Ama artık paylaşmak değil, yıkıcı rekabet, hatta çalmak moda.

Çözüm adresi belli: “Biz kendimizi değiştirmeden Allah bizim hakkımızdaki hükmünü değiştirmeyecek.” Ama biz kendimizi değil, hep kibirlenerek, buyurgan bir eda ile başkalarını değiştirmeye çalışıyoruz. Bu gayeye yönelik olarak başkalarına karşı İlahlık ve Rablik taslıyoruz.

Neyse ki, hiçbir şey ebedi değildir. Doğan büyür, büyüyen ölür. Allah bizleri mallarımız, canlarımız ve sevdiklerimizle kimi zaman artırarak, kimi zaman eksilterek imtihan edecektir. Zaten değil mi ki, Allah servet ve iktidarı halklar ve ülkeler arasında evirip, çevirecektir. Ve değil mi ki, karanlığın en koyu anı aydınlığa en yakın olduğu zamandır. Dağlar, ovalar, gece ve gündüz, hep birbirini izlemez mi, insan da bu toprağın çocuğudur.

Bizler ahir zaman peygamberinin ümmetiyiz. Her adımda, o haber verilen gerçeğe doğru ilerliyoruz. Kaçtığını sandığı şeye doğru koşar insan aslında.

Tarihin akış yönünü değiştirdiklerini sananlar, aslında, üstlendikleri iyi ya da kötü rollerle sadece Allah’ın iradesinin tecellisinin vesilesi olurlar. Bize düşen görev ise O’nun rızasına ram olmaktır aslında. Yoksa Şeytan ve onun işbirlikçisi olan herkes onun iradesinin tecellisinin vesilesidir.

Gidişatla ilgili olarak mevsim kışsa, yağmur, dolu, kar beklersiniz. Fırtına olur. Yaz’sa güneşten kaçacak yer ararsınız. Ekonomik ve siyasi mevsim sanki kışa girer gibiyiz. Dünyanın gün, hafta ve ayları gibi başka evreleri de var. 7 yıl, 1000 yıl gibi evreleri. Sanırım hepsi üst üste geldi. Kozmik anlamda da bir türbülansa giriyoruz. Sabırlı ve dikkatli olmalıyız. “İçimizdeki beyinsizlerin işledikleri yüzünden ekinler, hayvanlar ve insanlar olarak bizler fesada uğrayabiliriz. Allah müfsidleri birbirinin başına musallat edebilir. Bizim ise kendilerini “ıslah ediciler” olarak tanıtan müfsitlerden uzak durmamız gerekir. Sonra ateş bize de dokunur.

Sonuçta tek bir hakikat var, yaratılış gayemiz olan imtihan! Birileri yaratılış gayesinin farkında değil sanki. Birileri ahireti unutmuş dünya metaının cazibesine kapılmış gidiyor.

Bir yüzyıla 2+1 dünya savaşı sıkıştıranlar, şimdi bir yeni dünya savaşı daha sıkıştırmaya çalışıyorlar.

Trump’a baksanıza. Birileri yeryüzünde yeni bir savaş çıkarmak için “Tanrıyı kıyamete zorlama”yı din edinmiş. ABD modern, çağdaş, liberal, örnek alınan bir ülkeydi değil mi?

Öteki zengin ülkelere bakın. AB ne durumda. Rusya, Çin ve diğerleri .. Kimi intihar ediyor, kimi savaş hazırlığında. BM ne yapıyor? Hani barışı koruyacak, refah ve mutluluğu sağlayacaktı.

IMF, Dünya Bankası, GK, WHO, FAO, UNHCR, UNESCO, UNICEF, IMF, Dünya Bankası.. Güvenlik Konseyi dünya barışını mı koruyor yoksa, 5’li çete, emperyalist devletlerin otoritesini mi? Dünya Sağlık örgütü, Dünya Gıda örgütü sağlığı mı koruyor yoksa zehir saçanları mı koruyor!!. Çocuk haklarının korunması için uluslararası örgüt var ama dünyada çocukların hali ortada. IMF ve Dünya Bankası var ama birçok ülke global sermayenin faiz kıskacında.

Diğer uluslararası örgütler ne durumda. İİK, Arab, Afrika Birliği ne yapıyor. Devletlerin çoğu işbirlikçi, sırtlarını dayadıkları emperyal devletlerin kuklası. Hangi demokrasi hangi cumhuriyet.. 

NATO desen kendisi himmete muhtaç bir dede, nerde ki gayrıya himmete ede..

Öte yandan; o kadar cemaat var, vakfımız var peki ne yapıyoruz? Allah’ın dini yeri-göğü, hayatı ve ölümü açıklar. Bizim yaşadığımız dil, karı-koca, gelin-kaynana arasındaki kavgayı bile çözmüyor. Onun için Allah’ın bizden istediği yeniden iman etmek. Dinimizi Allah, resul, kitapla tashih etmek zorundayız..

Dünyanın, bölgenin ve memleketin gidişatı çok iyi değil. Yani, herkes kötü biz iyi değiliz. Hatta bizimkiler de, onların kavram ve kurumları ile onlar gibi düşünüyor ve onlar gibi yaşamaya özeniyor. Bu da en büyük zaaflarımızdan biri. Sonuçta tefrikaya düşüyoruz. “Tefrika girmeden bir millete düşman giremez, toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez”.. Ama o hale geldik ki, bizim düşmana ihtiyacımız kalmadı. Biz o işi kendi aramızda hallediyoruz. Din, mezhep, tarikat, siyaset, etnik aidiyet, ideoloji, felsefi ve vijdani kanaat farklılıkları, çıkar ilişkileri bizi paramparça etti. Hatta aynı dinden olanları bırakın, aynı mezhebi de bırakın, aynı tarikat mensupları bile birçok konuda farklı grublara ayrılıp çatışıyorlar. Hani aynı dine inananlar “ihvan”dı?! Aralarında işler istişare ve şûra ile olacaktı. İhtilaf ettiğimizde hakeme gidecektik.

Halimize bakar mısınız, bırakın namazı, orucu, imanı, risaleti, nübüvveti, sünneti tartışıyoruz. Birileri Deist oldu. Hocaların çocukları Agnostik oldular. Amentüyü bile bilmeyen, tartışan bir nesil geliyor. Ne Kur’an’ı, ne manasını okumamış bir nesil bu. İlmihal bilgisinden bile yoksun. Tek Parti dönemine geri döndük sanki. Ne akaid, ne, siyer, ne hadis, ne fıkıh, ne kelam, ne İslam tarihi, ne peygamberler tarihi, ne usul, ne adab biliyorlar. İmam-Hatiplerde, ilahiyatlarda namaz kılanların sayısı ne bir sorun bakalım. Muamelatımız nasıl, para, kadın, makam, güç başımızı döndürdü sanki..

Gidişat iyi değil. Umutsuz olmayalım ama böyle gidersek işimiz zor. Hz. Lut’u, Hz. Nuh’u, Hz. Yakub’u, Hz. Eyyüb’ü ve diğerlerini hatırlayalım. Bir de Hz. Yunus’u.

Tarihle, güç ve servetle övünmeyi ve dövünmeyi, sayılarla övünmeyi bir kenara bırakalım da önümüze bakalım. Bahaneler uydurmaktan vazgeçelim. Kuyudaki Yusuf’u hatırlayalım.

Ne kadar az düşünüyoruz ve ne kadar sabırsızız. 

Umutsuz olmayalım ama, ham hayaller, içi boş umutlarla da kendimizi kandırmayalım. Herkes için ancak yaptığının karşılığı vardır. Havf ile reca, korku ile umud arasında bir yerde duralım.. Ve bilelim ki, kurtarıcı yok! Biz kurtuluşa erenlerden olmak istiyorsa Allah’a, kitaba ve Resulüne dönelim yüzümüzü ve insanları oraya çağıralım, liderlerimize, örgütlerimize, şeyhlerimize değil. Din ve devlet büyüklerimiz İlah ve Rabbimiz değildir. Göklerin hazinesinin anahtarı da onların elinde değil. Onlar gaybı da bilmezler. Onlar içimizden biridirler. Ve her topluluk layık olduğu gibi idare olunur. Tekrar söylüyorum: “Biz kendimizi değiştirmeden, Allah bizim hakkımızdaki hükmünü değiştirmez”.

İman edenler, yaptığı işi en iyi şekilde yapanlar, sabredenler ve sabrı tavsiye edenler müstesna, herkes hüsrandadır. Selâm ve dua ile.

 

Yorumlar

(67)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Yorumcu sad

18 Ocak 2020 23:35

ilbeyhana kibar bir soru yoneltmissiniz,hz osman sonunlu birimiydi.oyle kisiler varki islami yasayan biri ve elestirisi yasamayan biri gibi bende merak ediyom.

Bir Dost

18 Ocak 2020 23:25

İsyancıların halifenin evi önünde nöbet beklediğini öğrenen Hz. Ali (r.a), oğlu Hasan ve Hüseyin(r.anhm) ‘e Osman (r.a)’ı korunması için kapısı önünde nöbet tutmalarını emretti. Talha, Zübeyr gibi sahabilerin de kapısında korumak için nöbet beklediğini öğrenen Hz. Osman, kapının önüne çıkarak: “Burada beklemeyin. Beni asilerle baş başa bırakın. Vallahi Peygamber şehrinde kılıç sesi duyurmayacağım. Peygamber’in olduğu yerde kan akıtmayacağım.” diyerek hiçbir yardım ve desteği istemedi. Ve asilere dönerek: “Ben Rume Kuyusu’nu Allah Resulü ve arkadaşları su içsinler diye altın ve gümüş karşılığında satın almadım mı? Tebuk günü orduyu Allah’ın yardımıyla ben teçhiz etmedim mi? Bir gün Uhud’ta Ebubekir ve Ömer ile birlikte Resulullah’ın yanında bulunduğumuz esnada Uhud sallanmaya başlamış ve Peygamberimiz ‘Ey Uhud! Sakin ol. Senin üzerinde Allah’ın Resulü, bir sıddık ve iki şehit var’ demedi mi?” sorusuna onlar ‘evet’ diyerek karşılık verdi. Bunu üzerine ellerini göğe kaldıran Hz.Osman(r.a): “Allah’ım şahid ol! Benim şehid olacağıma şahid oluyorlar”diyerek son konuşmasını yaptı ve içeri girip tekrardan mushafın başına geçti. Bir ara uykuya dalan Osman(r.a) rüyasında bir koridordan geçiriliyordu. İlerde bir ışık kümesi gören Hz. Osman, yaklaştığında Efendimizi, sağında Ebubekir(r.a), solunda Ömer(r.a)’i gördü. Peygamberimiz tebessüm ederek “Osman geldin mi?” dedi. Geldim Ya Resulallah. “Seni susuz mu bıraktılar?” “Susuz bıraktılar Ya Resulallah.” “Seni mescide girdirmiyorlar mı?” “Girdirmiyorlar Ya Resulallah.” “Seni aç mı bıraktılar?” “Aç bıraktılar Ya Resulallah” deyince “Hadi gel ,akşama birlikte iftar edelim.” buyurdu Fahri Kâinat Efendimiz. Bir anda uyanan Osman(r.a), hanımına rüyasını anlattı ve “Nâile, gitme vaktim geldi. Beni yalnız bırakın” buyurarak tekrardan Kur’an okumaya başladı. Sakindi halife, başı önde sekinet içinde Rabbinin kelamını okuyordu.“Onlara karşı Allah sana yeter!” ayetini okuduğu esnada kapılar zorlanarak âsiler içeriye girmeye başlamıştı. Hiç başını kaldırmadı. Halife tüm sakinliği ile Rabbine, peygamberine ve sadık dostlarına kavuşma anını bekliyordu. Oruç olduğu halde Mushafın başında, başına ve göğsüne inen kılıç darbesiyle şehid edildi. Selam olsun Osman(r.a)’a, selam olsun Ebebekir(r.a)’e,selam olsun Ömer(r.a) ve Ali(r.a)’ye… Salât ve selam ise, onları yetiştiren Peygamberimiz(s.a.v)’in üzerine olsun.

Sayı yazar

18 Ocak 2020 23:07

Sayın yazar şu yazdiklrin8 al aynan8n karşısına geç kendi nefsine defalarca oku.... hesap günü var mahşer var..

Ertuğrul KARADENİZ

18 Ocak 2020 21:34

Müfredat incelenirse çocuklara neler öğrettiğini daha rahat görürsünüz. 1980 senesi 5. Sınıfta öğrendik, 6 sınıfta bütün namaz duaları ve namazı öğretiler bize. BURSA ERKEK LİSESİ'in de öğrendik. Şimdi ne oğlum ne kızım ikisi de kuran kurşun da akıllarında ne kaldıysa onu biliyorlar.

Ali

18 Ocak 2020 21:07

Hocam ne diyorsanız açık söyleyin kim ne nolmuş üstü kapalı laflar etmeyin açıkça söyleyin gereğini yapalım

ŞAD bey'e,

18 Ocak 2020 20:13

Maalesef , Hz. Osman'ın vali ve yönetici tayinlerinde akraba, eş, dost tercihleri , beşeri bir kusurdur.... İÇKİ MÜPTELASI Ana bir kardeşi , VELİD BİN UKBE' yi KUFE VALİSİ TAYİN ETMESİ VE ŞİKAYETLERE RAĞMEN , ISRAR ETMESİ .... EMANET EHLİNE, LİYAKAT VERİLMELİDİR.... AÇIKÇA ALLAHIN EMRİNE VE SÜNNETE AYKIRIDIR.... NEPOTİZMİN İSLAM TARİHİNDE Kİ İLK UYGULAMASI..... OYSA YÜCE PEYGAMBERİMİZ, KIZIM FATIMA' DA OLSA demişti.... Ve hayatında yaşayıp göstermişti..... Günümüzde de , akraba, eş, dost kayırmacılığının sonuçlarını alayıp, görüyoruz..... Uzun yıllar görmeye devam edeceğiz sonuçlarını... Selam ve dua ile....

Şad

18 Ocak 2020 19:40

İLBEYHAN, yorum sayfasını okunur hale getiren birkaç yorumcu dan birinin de siz olduğunu düşünüyorum. Tespitleriniz, gözlemleriniz ufuk açıcı. Eyvallah! Ama merak ettiğim bir şey var: Dört Halife'den bahsederken, Hz.Osman'ı deyim yerindeyse, pas geçiyorsunuz! İtiraz ettiğimden değil, merakımdan soruyorum: Ha. Osman liyakat bakımından biraz sorunlu biri mi sizce?

İLBEYHAN

18 Ocak 2020 19:08

TÜRKİYE DİYANET VAKFI ANSİKLOPEDİSİ ; ÜMEYYENİN UŞAKLARINDAN MUAVİYE OĞLU YEZİD BAHSİ.... Müellif: ÜNAL KILIÇ 26 (647) veya 27 (648) yılında Dımaşk’ta doğdu. Annesi Yemen asıllı Kelb kabilesinden Meysûn bint Bahdel’dir. Babası Muâviye, oğlunun çöl ortamında yetişmesini sağlamak amacıyla onu annesiyle birlikte Kelb kabilesinin yaşadığı Tedmür civarındaki bâdiyeye gönderdi. Yezîd burada bedevî hayatının şartlarına göre büyüdü. Ata binme ve silâh kullanmada maharet kazandı, fasih Arapça’yı öğrendi. Bu arada içki ve eğlence dünyasını tanıdı. Yarış atları ve av köpekleri edindi, şiirle meşgul oldu. Muâviye oğlunu Dımaşk’a getirttikten sonra eğitimiyle yakından ilgilendi, onun için nesep âlimi Dağfel b. Hanzale gibi özel hocalar tuttu. Ancak Yezîd’in çölde edindiği kötü alışkanlıklarını sürdürmesi, bilhassa oyun ve eğlenceye düşkünlüğü halk tarafından mahkum edildi...

Aziz Arıçam

18 Ocak 2020 18:17

Camı cemaatinden başka cemaat tanımam deyip cemaatlerin bitirilmesini desteklediniz.Şimdi Cemaatler nerede diyorsunuz.Dogruları söyleyenler ya fetöculukle yada hükümet düşmanlığıyla suçlandı.Halbuki müslüman doğruyu destekler yanlışada yanlış der.Milleti iki yüzlü yaptıniz

Mustafa

18 Ocak 2020 18:01

Krakatua yanardağı çok şey değiştirit.

Abdurrahman Dilipak Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle