--°--:--
  • İMSAK--:--
  • GÜNEŞ--:--
  • ÖĞLE--:--
  • İKİNDİ--:--
  • AKŞAM--:--
  • YATSI--:--
  • --,--
  • --,--
  • --,--
Son Dakika
Köşe Yazısı

Bu sene de kurban hac mevsimine denk geldi!?

Abdurrahman Dilipak
Abdurrahman Dilipak
23

Bayramınızı tebrik ediyorum.

Hac zengine farz, kurban imkanı olana vacib. Haccın mekanı Mekke-i Mükerreme olunca Müslümanların yaygın olarak ülkelerinde kendi mekanlarında bu ibadete katılıyor olması ve “Kurban” kelimesinin “İnsanı Allah’a yakınlaştıran bir eylem” olması sebebi ile bayrama adını veren bir ibadet. Gelenekte ve uygulamada Hz. İbrahim’in İsmail aleyhisselamı kurban etmek istemesi ile baba, anne ve çocuk arasında birtakım olaylar yaşanır ve sonunda Cebrail kurban edilmek üzere bir koç getirir ve imtihan başarı ile tamamlanır.

Kurban Hz. Adem zamanında başladı ve olay Kabil’in Habil’i öldürmesi ile sonuçlandı. Olay bugünkü Şam’da gerçekleşti. Hz. İbrahim’den sonra Hz. Musa zamanında gerçekleşti. Deniz’in geçilmesi sonrası, İsrailoğullarının Cenab-ı Allah’ı görmek istemeleri öncesi kendilerinden kefaret olarak bir kurban kesmeleri istenir. Hz. Harun’un itirazlarına rağmen Samiri’nin bir sığırı kurban etmek yerine altın bir buzağıAllah’a takdime olarak sunmanın daha yerinde olacağı yorumu ile Allah’ın gazabını haketmişlerdi. Bakara suresinde bu olaydan uzun boylu bahsedilir ve bu olay bu sureye adını verir. Onun için Kur’an-ı Kerim’de Allah bize, “kestiğiniz hayvanın eti, kanı, derisi Allah’a ulaşacak değildir. Allah’a ulaşacak olan takvanızdır” der.

Bu bayramda birileri bu bayramın manası üzerinde durmak yerine, “acemi kasap”, “kaçan dana”, “hayvan hakları” üzerinde duracaktır. Media siyaseti ve tarihi magazinleştirdiği gibi dini de magazinleştirme çabasında olacaktır. “Kurban etinin nasıl pişirileceği” filan anlatılacaktır. Psikologlar, “çocukların kan görmesi”ni konu edinecektir. Ama konuyu birileri hep seküler açıdan görmeye çalışacaktır. Oysa bir ibadetten söz ediyoruz. Şüphesiz buna hiç değinen yok demiyorum, ama eleştirim genel yaklaşımlara yöneliktir. Aslında temel olarak kurban bir ibadettir. Elbette bunun psikolojisi, sosyolojisi, ekonomisi, felsefesi, mantığı olacaktır ama, hepsinin ötesinde bunun vahye ve nebevi geleneğe dayalı bir referansı olacak. Konunun fıkhi boyutu esas alınacaktır.

İsmailî bir boyutu olmayan kurban, kasaplık bir eylemden öte bir anlam taşımayacaktır. İşin içine insani yardımlaşma ve vijdanı da katabilirsiniz. Bunlar kötü bir şey olmasa da din değildir. Yardımlaşma ve vijdani sorumluluk dinden olsa da, din bunlardan ibaret değildir ve bir eylem Allah’a adanmamışsa dini bir değer taşımaz. Allah adı anılmadan kesilen bir hayvan bizim geleneğimizde murdardır. Kurban, hac ile birlikte “Allah’a yakınlaşma eylemi”dir. Tevbe ve bağışlanma zamanıdır. Ama aynı zamanda, bugünler ölümle ve kıyametle yüzleşme zamanıydı. Kurban deyince Ali Şeriati’nin Hac risalesindeki kurban tanımını hatırlamadan olmaz: Ve şimdi Mina’dasın, İbrahim’sin, İsmail’ini kurban yerine getirdin. Senin İsmail’in kimdir? Veya nedir? Makamın mı ? Onurun mu? Mevkiin mi? Statün mü? Mesleğin mi? Paran mı? Evin mi? Bağın mı? Otomobilin mi? Ma’sükun mu? Ailen mi? İlmin mi? Rütben mi? Sanat ve maharetin mi? Ruhaniyetin mi? Alimliğin mi? Elbisen mi? Adın mı? Nâmın mı? Şöhretin mi? Ruhun mu? Gençliğin mi? Güzelliğin mi?.. Ben nereden bileyim? Bunu sen kendin bilirsin. 

Her ne ve kim ise onu sen kendin Mana’ya getirmeli ve kurban için seçmelisin. Ben sadece onun alâmetlerini sana söyleyebilirim. Seni iman yolunda zayıflatan, “gitmek”te olan seni “kalma”ya çağıran, seni “sorumluluk” yolunda şüpheye düşüren, seni kendine bağlayan ve alıkoyan, gönül bağlılığı, mesaj, işitmene, hakikati, itiraf etmene izin vermeyen, seni firara çağıran, seni maslahatçı izah ve yorumlara sürükleyen ve aşkı, seni kör eden her şey... İbrahim›sin ve İsmail›i zaafın seni İblis›in oyuncağı haline getirebilir. Hayatında, şeref, saygınlık, iftihar ve faziletin doruklarında bir tek şey vardır ki onu elde etmek için zirveden inebilir onu kaybetmemek için bütün İbrahimî kazanımlarını yitirebilirsin: O, İsmail’indir. İsmail’inin, bir şahıs veya bir şey olması mümkündür; bir durum, bir konum, bir zaaf noktası, olması imkan dahilindedir! Fakat İbrahim’in İsmail’i, İbrahim’in oğlu idi!

Hani, şu Yasin’i hep okuyup duruyoruz ya, ölülerin arkasından okuyoruz, bir işin olması için okuyoruz da o ayetlerde neler anlatılıyor. Yasin suresinde anlatılan bir olayın coğrafyasının Hatay olduğunu biliyor muydunuz? Bu günümüze de ışık tutan şu ayetlerin meallerini buyurun beraber okuyalım: 7. Andolsun, onların çoğu üzerine o söz “azap” hak olmuştur. Artık onlar iman etmezler. (Kim onlar deseniz) 8. Onların boyunlarına demir halkalar geçirdik, o halkalar çenelerine dayanmıştır. Bu sebeple kafaları yukarıya kalkık durumdadır. (Hani şu makamına gücüne, servetine mağrur olanlar var ya!) 9. Biz, onların önlerine bir set, arkalarına da bir set çekip gözlerini perdeledik. Artık görmezler. 10. Onları uyarsan da, uyarmasan da onlar için birdir, inanmazlar. (Onlara önlerinden de, arkalarında da, arkasından da ulaşamazsınız, onlar inatla bildikleri yoldan giderler) 11. Sen ancak Zikr’e “Kur’an’a” uyanı ve görmediği hâlde Rahmân’dan korkan kimseyi uyarırsın. İşte onu bir bağışlanma ve güzel bir mükâfatla müjdele. 12. Şüphesiz biz, ölüleri mutlaka diriltiriz. Onların yaptıklarını ve bıraktıkları eserlerini yazarız. Biz, her şeyi apaçık bir kitapta “Levh-i Mahfuz’da” bir bir kaydetmişizdir. 13. “Ey Muhammed!” Onlara, o memleket halkını örnek ver. Hani oraya elçiler gelmişti. 14. Hani biz onlara iki elçi göndermiştik de onları yalancı saymışlardı. Biz de onlara üçüncü bir elçi ile destek vermiştik. Onlar, “Şüphesiz biz size gönderilmiş elçileriz” dediler.(Bu kişiler, havarilerden Hz. Yahya / Yuhanna, Hz. Yunus ve Şemun-u safa. Dağdan koşarak gelen ve şehid edilen ise Habibünneccar)15. Onlar şöyle dediler: “Siz de ancak bizim gibi insansınız. Rahmân, hiçbir şey indirmemiştir. Siz sadece yalan söylüyorsunuz.”16. (Elçiler ise) şöyle dediler: “Bizim gerçekten size gönderilmiş elçiler olduğumuzu Rabbimiz biliyor.”17. “Bize düşen ancak apaçık bir tebliğdir.” 18. Dediler ki: “Şüphesiz biz sizin yüzünüzden uğursuzluğa uğradık. Eğer vazgeçmezseniz, sizi mutlaka taşlarız ve bizim tarafımızdan size elem dolu bir azap dokunur.”19. Elçiler de, “Uğursuzluğunuz kendinizdendir. Size öğüt verildiği için mi (uğursuzluğa uğruyorsunuz?). Hayır, siz aşırı giden bir kavimsiniz” dediler. 20. Şehrin öbür ucundan bir adam koşarak geldi ve şöyle dedi: “Ey kavmim! Bu elçilere uyun.”21. “Sizden hiçbir ücret istemeyen kimselere uyun, onlar hidayete erdirilmiş kimselerdir.” 22. “Hem ben, ne diye beni yaratana kulluk etmeyeyim. Oysa siz de yalnızca O’na döndürüleceksiniz.”23. “O’nu bırakıp da başka ilâhlar mı edineyim? Eğer Rahmân bana bir zarar vermek istese, onların şefaati bana hiçbir fayda sağlamaz ve beni kurtaramazlar.”24. “O taktirde ben mutlaka açık bir sapıklık içinde olurum.”25. “Şüphesiz ben sizin Rabbinize inandım. Gelin, beni dinleyin! “26,27. (Kavmi onu öldürdüğünde kendisine): “Cennete gir!” denildi. O da, “Keşke kavmim, Rabbimin beni bağışladığını ve beni ikram edilenlerden kıldığını bilseydi!” dedi. 28. Kendisinden sonra kavmi üzerine “onları cezalandırmak için” gökten hiçbir ordu indirmedik. İndirecek de değildik. 29. Sadece korkunç bir ses oldu. Bir anda sönüp gittiler.” Keşke helak saati gelmeden aklımızı başımıza toplayabilsek. Tek bir ses, bir damla su veya rüzgar, yerin kıpraşması, ya da tek başına bir sivrisinek, Allah’ın emri ile en güçlü imparatorlukları zelil etmeye yeter!

Keşke bu ayetleri okurken kendimizi düşünsek ve akledenlerden olsak. Önlerimizdeki ve arkalarımızdaki sedleri kaldırsak ve boynumuzdaki halkaları kırsak da görsek, duysak ve hissetsek de şehre gelenler ve dağdan koşarak şehre gelenlerle aramızdaki perdeleri kaldırabilsek! 

Ha! Habibunneccar’ın o şehre koşarak geldiği dağa, Hz. İsa’dan 50 yıl sonra Tarsuslu Saul/Pavlus geldi ve ilk kaya oyma kilisesini yaparak, katolikliğin temelini orada attı. Hz. İsa’yı “ilah” ilan etti, Teslisi ilan etti. Şeytanın yaptığı işi yaptı ve insanları Allah’la aldattı!

Tekrar bayramınız mübarek olsun. 

Selâm ve dua ile.

 

Yorumlar

(23)

Yorum yazın

0/1000

Yorumlar editör onayından sonra yayınlanır.

Neslihan

15 Ağustos 2019 06:39

Yazılarınızı her gün okuyan bir Adanalı olarak Şırdan’a Şirden demenizi biraz yadırgadım...

Umut

12 Ağustos 2019 16:03

Abdürrahman Dilipak , bir “ müslüman” olarak içinde nasıl bir kin ve nefret biriktirmişsin ki 2016 yılında bu dünyadan göçüp gitmiş bir ilim adamına yazında hala saldırma ihtiyacı hissediyorsun. Y. Nuri Öztürk ömrünün hiçbir döneminde tavuktan , hindiden kurban olur dememiştir, yaşasaydı da demezdi , İslam dininde ölmüş bir kişinin ardından bu tip yakıştırmalar yapmak doğru mudur? Y. Nuri Öztürk ne kadar önemliymişki senin için hala dilinde , bu dil pak dil değil...

Abuzer Polat

12 Ağustos 2019 10:49

Sen ne kadar Müslümansın dilipak utanmadan birde muslümanlık üzerine yazı yazıyorsun senin tütkiyeyi bitirmek icin kimlerle gizli toplantı lar yaptığını biliyoruz sen ancak bunları bilmeyen lere yedirirsin bunları onu bunu bırakın kaç kisi kurban kesebiliyor ona bakın avrupada bir günlük yövmiyesiyle bir koyun alip kesebiliyor sen türkiyenin alım gücüne bak dilibok senin gibi ler memleketi bu hale getirdi neyimiz eksik yüzölçümümüz almanyaya aynı diger Avrupa devletlerinin tamamı asagı yukarı bizim kadar Hollanda İsviçre Konya kadar insan gücü daha cok neyimiz eksik ama bizim senin gibi kahpelerimiz fazla hersey i İslama baglayan mantık bizleri bu hale getirdi İslam kul ile Allah arasında siyasi bir kalemin yalancı dolamcısın

Hasan

12 Ağustos 2019 00:32

Hocam yazilariniz super allah omrunuzu uzun hsyirli etsin

Tesadüfe bak be emin çööşarlar!

11 Ağustos 2019 23:51

Ben, kurbanın her yıl hac mevsimine denk gelme olayını, geçimlerini çıplak karı resmi basarak sağlayan gavur gazetelerinin yazarlarından öğrendim. Öyleymiş meğerse kurban hep hacla aynı ana denk geliyormuş! Sonra dikkat ittim, ezanı da nedense hep namaz vakitlerinde okuyorlar; öyle denk geliyor hep; Allah, Allaaaahh!

TAVSİYECİ

11 Ağustos 2019 23:36

Eskiden ne kadar da güzeldi bayramlar. Herkes birbirini ne kadar da çok severdi. İnsanlar birbirini ne kadar da çok özlerdi. Kimse kimseye kolay kolay küsmezdi. Kimse kimsenin kalbini kırmazdı... Şehirde yaşayanlar köylerine gelirdi. Bayram gezmeleri, muhabbetler, sohbetler, şakalar...Zaman nasıl da akıp giderdi. En sonunda bayram bitipte herkes evine dönerken; herkesin içini bir buruluk, bir hüzün kaplardı. Herkes ağlamamak için kendini zor tutardı. İnsanlar bir sonraki bayramı iple çekerdi. Ah ah! Ne kadar da güzeldi o günler. Peki şimdi ne oldu bize? Birbirimizi niye sevmiyoruz? Birbirimizle niçin konuşmuyoruz? Akrabalar birbirini niye özlemiyor? Herkes birbirinden niçin kaçıyor? Misafiri neden sevmiyoruz? Herkes niçin kabuğuna çekilmiş...? Evet; bütün güzellikler seksenlerde kaldı. Şimdi ise filmini çekip onunla avunuyoruz. O günler tabi ki geri gelmeyecek. Hepsi kafamızın bir köşesinde tatlı bir hatıra olarak kalacak. Keşke o günlerin kıymetini daha çok bilseydik. Keşke o günleri dolu dolu yaşasaydık. Ama olmadı. Ne yazıkki elimizden bir kuş gibi uçup gitti o günler. Evet, ne yazık ki geri gelmeyecekler. Çünkü şimdi, bizim en yakın dostlarımız telefonlarımız. Onlar bizim annemiz, babamız, emmimiz, dayımız, halamız, teyzemiz, dedemiz, ninemiz, en yakın akrabamız! Onları herkesten daha çok seviyoruz! Yazık, gerçekten çok yazık! Telefonların başında geçirdiğimiz zamana yazık! Geçen zaman geri gelmeyecek. Giden insanlarda geri gelmeyecek. Eğer Allah ömür verirde yaşarsak, bundan on sene, yirmi sene sonra neye üzüleceğiz biliyormusunuz? Telefonların başında geçirdiğimiz zamana, bu günleri dolu dolu yaşamadığımıza ve ailemize ve akrabalarımıza yeterince zaman ayırmadığımıza. Onun için; bir an önce kendimize bir çimdik atalım ve uyanalım! Sanal alemden gerçek hayata geçiş yapalım. Gerçekten, zaman çok hızlı geçiyor ve gerçekten, biz bunun farkında değiliz. Çok derin bir uykudayız. Bir an önce uyanmamız gerekiyor. Yoksa, yarın çok geç olabilir. (Allah'a emanet olun).

şenay doğan

11 Ağustos 2019 23:22

allah halifeliği hak ile yeksan etsin ve habibini kendisinden ahd aldıkları ile birlikte bize iade ve lutfetsin inşallah allaha emanet olun

şenay doğan

11 Ağustos 2019 22:57

kalu belada ruhlar adem asın vucudundan çıkarıldı huzuru ilahide ahd alındı o gün kıyamete kadar kimin yaratılacağı kimin neslinden geleceği belli idi bu asla değişmeyecek kendinizi yırtın parçalayın kalu belada allahın huzuruna toplananlardan ne bir eksiltebilir ne de bir artırabilirsiniz dünyanın nufusuyla oynayışlarınız hep boş çabalardır allaha emanet olun

İngiltere Kralicesi

11 Ağustos 2019 21:35

Halifelik takintisi olanlar, halifemiz yok diye üzülenlere bir not. Bir Halife var aslinda halen halifelik sistemi devam ediyor. Sadece el (ulke)degistirdi bizde halifeligin kaldirilmasindan çooook yillar once, 1800'lerin sonları gibi. Lawrence'dan bu yana halifelik Ingiltere'ye gecti ve şu an musluman alemin çoğunluğunun halifesi Kralice Elizabeth. Elizabeth'in bir emri olmadan yaprak kimildayamaz islam cografyasinin büyuk bölumunde. Halifeligi yeniden ele gecirmek için ise uçak motorunu, drone motorunu, füzeleri falan kendiniz üretiyor olmalısiniz. Benim gonlumun halifesi şudur demekle veya ben halifeyim demekle olmuyor ( keşke olsaydı ) .

Şanlıurfa

11 Ağustos 2019 20:05

Allah razı olsun hocam

Abdurrahman Dilipak Diğer Yazıları

Hepsini Görüntüle