Zellaka’dan dersler
Zellaka’dan dersler
ABDULLAH YILDIZ
Murâbıtlar Devleti Mağrib’e hâkim iken Endülüs’te Müslümanların durumu çok kötüydü. Endülüs Emevî Devleti’nin dağılmasıyla Mülûkü’t-Tavâif diye bilinen çok sayıda küçük devletçikler kurulmuştu (1031): Abbâdîler, Âmirîler, Bekrîler, Birzâlîler, Cehverîler, Demmerîler, Eftasîler, Hammûdîler, Hârûnîler, Hazrûnîler, Hûdîler, Müzeynîler, Rezînîler, Tücîbîler, Yefrenîler, Zîrîler ve Zünnûnîler… Hristiyan krallıklarla savaşmak yerine birbirleriyle uğraşıp, kendi aralarında savaşan Müslüman emirliklerden bazıları bir taraftan Hristiyan krallıklara vergi/haraç ödeyerek onları güçlendirmeye, diğer yandan da bir başka Müslüman emirliği yıkmak için onlardan destek alır hale gelmişlerdi… Endülüs Müslümanlarının savunma gücü çökmüş; aldıkları haraçlarla güçlenen Hristiyan krallıklar ise, ilk Haçlı Seferi sayılabilecek “Müslümanların elinde kalan toprakları geri alma” (reconquista) faaliyetini başlatmışlardı. Kastilya Kralı VI. Alfonso 1085 yılında Endülüs’ün en önemli merkezi Tuleytula’yı ele geçirmişti…
Nihayet, Endülüs’te kendi başlarına tutunma ümitlerini yitiren Müslüman Seville, Badajoz, Granada gibi emirlikler, Mağrib hâkimi Murabıtlardan yardım istediler. On üç Endülüs emirinin imzasını taşıyan bu davet mektubuna kayıtsız kalmayan Yusuf b. Taşfîn 30 Haziran 1086’da 15 bin askeri ile Endülüs’e geçti ve bölgedeki Müslümanları Hristiyanlara karşı savaşmaya çağırdı.
İbn Taşfin ve ona destek olan emirliklere bağlı kuvvetlerden oluşan Müslüman ordusu ile Kastilya Kralı Alfonso liderliğindeki Hristiyan ordusu Zellaka mevkiinde 23 Ekim 1086 Cuma günü karşı karşıya geldiler. Orduların asker sayısı hakkında farklı rivayetler vardır; İslâm kaynaklarında Hristiyan ordusunun, Hristiyan kaynaklarında da Müslüman ordusunun daha büyük olduğu kaydedilmiştir. Ancak, her bir orduda 100 bin civarında asker bulunduğu anlaşılmaktadır. Yusuf b. Taşfîn savaştan önce Kastilya kralına bir heyet göndererek ‘ya Müslümanlığa girmesini ya da cizye ödemesini, bunlardan birini kabul etmediği takdirde savaşa hazır olmasını’ bildirmiştir. Alfonso mektubu okuttuktan sonra yere atmış ve “savaş meydanında hesaplaşacağını” söylemiştir. 23 Ekim’de yapılan muharebede İbn Taşfin kesin bir zafer kazanarak Uşbune (Lizbon) ve Santerem (Şenterin) şehirlerini fethetmiştir.
Savaştan hemen sonra, Sevilla Emiri el-Mu’temid düşmanın takip edilip yok edilmesini önermişse de Yusuf b. Taşfîn, oğlunun Merakeş’te hastalanıp vefat etmesi ve devlete karşı isyanların çıkması gibi sebeplerden ötürü Mağrib’e geri dönmek zorunda kalmıştır. Yusuf bin Taşfin’in hemen dönmesinden dolayı Zellaka Zaferi’nin Avrupa’ya karşı yeteri kadar iyi değerlendirilemediği hatta eğer iyi değerlendirilmiş olsaydı günümüzde dahi tüm Avrupa’nın Müslüman olma ihtimali bulunduğu üzerinde durulmuştur. Ancak bu zaferle Endülüs Müslümanları, Hıristiyan dünyasını yenebileceklerini göstermişler, kendilerine olan güvenlerini tazelemişler ve reconquista hareketini en az iki yüzyıl ertelemişlerdir.
Yusuf’un Merakeş’e dönmesini fırsat bilen VI. Alfonso tekrar harekete geçerek Müslüman emirlikleri sıkıştırmaya başlamış; Alfonso ile baş edemeyeceklerini anlayan emirler de yine İbn Taşfîn’den yardım istemişlerdir. İkinci kez Endülüs seferine çıkan ancak Endülüs birliklerinin hem savaşa gönülsüz olmaları hem de kendi aralarındaki ihtilaflar sebebiyle sonuç alamayan Yusuf geri dönmek zorunda kalmıştır.
Müslüman emirliklerin Endülüs’ü savunamayacaklarını gören İbn Taşfîn Endülüs’ü kendine bağlamaya karar vermiş ve Müslümanları zorla İslam Birliğine dahil etmenin cevazına dair İslâm âlimlerinden fetva almıştır. Gazali’nin de “Kim itaatte yavaş davranır, isyana yönelir ve itaatten uzaklaşırsa onun hükmü meşru idareye karşı çıkıp ayaklanan kişinin hükmüdür.” diye fetva verdiği ve bunu Hucurat, 9. ayete dayandırdığı rivayet edilir: “Eğer müminlerden iki grup birbiriyle savaşırsa hemen aralarını düzeltin; eğer biri ötekine saldırırsa -Allah’ın emrine geri dönünceye kadar- saldıran tarafa karşı savaşın; dönerlerse aralarındaki anlaşmazlığı adaletle çözün ve herkese hakkını verin. Allah hakkı yerine getirenleri sever.”
1090’da tekrar Endülüs’e geçen Yusuf b. Taşfîn Kurtuba, İşbîliye, Belensiye ve Batalyevs’i ele geçirir, böylece Sarakusta Hûdileri hariç Zirîler, Abbadiler, Eftasiler gibi emirlikler Murabıt hâkimiyetine girerek İslam Birliğine dahil olurlar (Geniş bilgi için bak: Abdullah Yıldız, Dünyayı Dönüştüren Dört Âlim, s. 38-43).
Sonuç: İbn Taşfin’in bu çabaları reconquista’nın iki yüzyıl ertelenmesine, dolayısıyla Müslümanların Endülüs’te iki yüzyıl daha kalmalarına vesile olmuştur. Demek ki, birlikte zafer, ayrılıkta heder vardır.