Vance’ın Kafkasya ziyaretiyle bölgesel hamleler hızlandı ABD kapı aşındırıyor!
Vance’ın her iki ülkeyi aynı ziyaret turu içinde ele alması, klasik anlamda bir denge politikasından ziyade, bölgedeki iki temel aktörle eş zamanlı ve yapıcı ilişkiler geliştirerek uzun vadeli bir pozisyon oluşturma çabasının yansıması olarak okunabilir.
Avrasya İncelemeleri Merkezi (AVİM) Analisti Hazel Çağan Elbir, ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’ın Ermenistan ve Azerbaycan ziyaretlerinin perde arkasını AA Analiz için kaleme aldı.
ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’ın 9-11 Şubat 2026 tarihlerinde Ermenistan ve Azerbaycan’a gerçekleştirdiği ziyaret, Güney Kafkasya’da yeni bir diplomatik hareketliliğin göstergesi olarak değerlendirilmektedir. Trump yönetiminin ikinci döneminde henüz başlangıç safhasında olan bu temaslar, yalnızca ikili ilişkilerin güçlendirilmesi bağlamında değil, aynı zamanda bölgenin daha geniş jeopolitik ve jeo-ekonomik dinamikleri açısından da dikkat çekicidir.
Ziyarete dair Rusya tarafından beklenen düzeyde bir tepki ya da kaygı ifadesinin kamuoyuna yansımamış olması önemli bir veri olarak öne çıkmaktadır. Bu durum, ABD’nin bölgedeki girişimlerinin öncelikli olarak Rusya’nın mevcut varlığını doğrudan hedef alan bir nitelik taşımadığını düşündürmektedir.
Bunun yerine, Washington’un Güney Kafkasya’ya yönelik yaklaşımının, daha geniş bir Avrasya stratejisinin parçası olduğu görülmektedir. Söz konusu strateji; Çin Halk Cumhuriyeti’nin Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında geliştirdiği lojistik ve ekonomik bağlantıları dengeleyici nitelikte alternatif koridorların güçlendirilmesi, enerji güvenliği, kritik minerallerin tedarik zincirleri ve bölgede sürdürülebilir bir varlık tesis edilmesi gibi unsurları içermektedir.
Bu çerçevede, Başkan Yardımcısı Vance’ın her iki ülkeyi aynı ziyaret turu içinde ele alması, klasik anlamda bir denge politikasından ziyade, bölgedeki iki temel aktörle eş zamanlı ve yapıcı ilişkiler geliştirerek uzun vadeli bir pozisyon oluşturma çabasının yansıması olarak okunabilir.
TRIPP UYGULAMA ÇERÇEVESİ
Hatırlanacağı üzere, 2025 yılı başından beri ABD’nin Güney Kafkasya’ya yönelik artan bir ilgisi vardı. Bu ilginin en belirgin göstergesi 8 Ağustos 2025 tarihinde Washington’da imzalanan ortaklık bildirisidir. Bu bildiri, Ocak 2026 yılında farklı bir boyuta taşınmıştır. Bu kapsamda hazırlanan Trump Uluslararası Barış ve Refah Rotası (TRIPP) Uygulama Çerçevesi, Ermenistan toprakları üzerinden Azerbaycan’ın ana karası ile Nahçıvan Özerk Cumhuriyeti arasında kesintisiz bir multimodal transit bağlantı (demiryolu, karayolu, enerji ve dijital altyapı) kurulmasını hedefleyen kapsamlı bir yol haritası niteliği taşımaktadır. Belge hukuken bağlayıcı bir yükümlülük getirmemekte; tarafların niyetlerini ve olası işbirliği alanlarını ortaya koymaktadır.
Projenin yürütülmesi için öngörülen TRIPP Geliştirme Şirketi’nin başlangıçta yüzde 74 hissesi ABD tarafına, yüzde 26 hissesi ise Ermenistan’a ait olacak şekilde yapılandırılması planlanmaktadır. İlk 49 yıllık dönemin ardından Ermenistan’ın payının yüzde 49’a yükseltilmesi öngörülmektedir.
Şirket, belirlenen transit koridorlarında altyapı geliştirme, inşa, işletme ve gelir toplama yetkisine sahip olacaktır. Bununla birlikte Ermenistan, proje alanları üzerindeki tam egemenliğini korumaktadır. Yasama, yargı, ulusal güvenlik, sınır kontrolü, gümrük ve vergi yetkileri tamamen Ermenistan’a aittir ve bu yetkilerin hiçbir şekilde devri söz konusu değildir.
JD VANCE-PAŞİNYAN’DAN AÇIKLAMA
Başkan Yardımcısı Vance’ın 9 Şubat 2026 tarihinde Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ile Erivan’da gerçekleştirdiği görüşmenin ardından yapılan ortak basın açıklaması, iki ülke arasındaki stratejik ortaklığın son dönemde kaydettiği ilerlemeyi ortaya koymuştur. Görüşme sonrasında, Ermenistan ile ABD arasında barışçıl nükleer enerji kullanımı (“1-2-3 Anlaşması”) alanında müzakerelerin tamamlandığını teyit eden Ortak Açıklama imzalanmıştır.
Başbakan Paşinyan, ziyareti “tarihi ve sembolik” olarak nitelendirerek, ABD ile ilişkilerin bugüne kadarki en yüksek seviyesinde olduğunu vurgulamış ve 8 Ağustos 2025 Washington Barış Zirvesi’nin sağladığı ivme için teşekkür etmiştir. Paşinyan konuşmasında, TRIPP projesinin uygulanmasının hızlandırılması, yapay zeka ve yarı iletkenler alanındaki işbirliği, NVIDIA çiplerinin ihracat izinleri, V-BAT insansız hava araçlarının tedariki, kritik mineraller tedarik zincirleri ve Ermenistan’daki kurumsal reformlara verilen destek gibi konuları öne çıkarmıştır. Ayrıca, nükleer işbirliği anlaşmasının enerji güvenliği ve teknoloji transferi açısından yeni bir aşama olacağını ifade etmiştir.
Başkan Yardımcısı Vance ise açıklamasında, barışın refah yoluyla kalıcı kılınmasının önemine işaret etmiş; nükleer anlaşmanın yaklaşık 5 milyar dolarlık başlangıç ihracatı ve uzun vadede 4 milyar dolarlık destek öngördüğünü belirtmiştir. TRIPP projesinin bölgeye yeni ticaret, transit ve enerji bağlantıları getireceğini, özel sermaye akışını teşvik edeceğini ve kalıcı barışın ekonomik altyapısını güçlendireceğini kaydetmiştir. Bunun yanı sıra Vance, 11 milyon dolar tutarında gözetleme ve insansız hava aracı teknolojisi satışını duyurmuş; bu tür işbirliklerin caydırıcılık ve istikrar açısından değerli olduğunu vurgulamıştır.
Son dönemde Ermenistan’ın Batı’ya, özellikle ABD’ye yönelik belirgin bir yakınlaşma çizgisi izlediği gözlenmektedir ve Başbakan Paşinyan bu yönelimi hiçbir zaman gizlememiştir. Ermenistan tarafı bu gelişmeleri esas itibarıyla ülkeye yönelik “yatırım” ve uzun vadeli kalkınma fırsatı olarak değerlendirirken, ABD tarafının aynı ilişkileri daha çok “ihracat” ve kendi şirketleri için yeni pazar olanakları perspektifinden okuduğu dikkat çekmektedir. Bu bakış açısı farkı, iki tarafın işbirliğinden beklentilerinin kısmen farklı önceliklere dayandığını göstermektedir.
Başkan Yardımcısı Vance, 10-11 Şubat 2026 tarihlerinde Azerbaycan’a gerçekleştirdiği resmi ziyaret kapsamında Bakü’de Cumhurbaşkanı İlham Aliyev ile görüşmüş ve iki ülke arasında “Azerbaycan Hükümeti ile ABD Hükümeti Arasında Stratejik Ortaklık Şartı” imzalanmıştır.
Vance, anlaşmanın ekonomik boyutuna dikkati çekerek, ABD iş dünyasının yeni pazarlara erişim imkânı bulacağını ve ticaretin çatışmanın yerini alacağı bir bölge düzenine katkı sağlayacağını ifade etmiştir. Ayrıca, Azerbaycan’ın kara sularının güvenliğine destek amacıyla yeni teknelerin gönderileceğini duyurmuştur.
Vance, barış sürecine ilişkin değerlendirmesinde, Aliyev, Paşinyan ve Trump’ın ortak çabalarıyla Güney Kafkasya’da tarihi bir barışın sağlandığını vurgulamış; bu barışın kalıcı olabilmesi için ekonomik bağlantıların güçlendirilmesi ile doğal kaynaklar ve kritik mineraller alanında işbirliğinin büyük önem taşıdığını belirtmiştir. Bu bağlamda, TRIPP projesinin bölgeye sağlayacağı katkıya dikkat çekmiş ve kendisinin de bu hat üzerinde uçan ilk isimlerden biri olduğunu ifade etmiştir.
Bu bağlamda, TRIPP projesinin stratejik boyutunu tamamlayan önemli bir unsur olarak, ABD’nin yaklaşımının Rusya ve İran’ın yanı sıra Çin Halk Cumhuriyeti’nin Kuşak ve Yol Girişimi kapsamında geliştirdiği lojistik ağlara karşı dengeleyici bir rol üstlendiği de belirtilmelidir.
TRIPP, Güney Kafkasya üzerinden Orta Asya’yı Avrupa’ya bağlayacak alternatif bir transit koridor oluşturmayı hedeflemektedir. Bu çerçevede, enerji, kritik mineraller ve ticaret akışlarında Rusya ve İran’ı devre dışı bırakmayı; ayrıca Çin’in ağırlıkta olduğu mevcut güzergâhlara olan bağımlılığı azaltarak ABD’nin küresel tedarik zincirlerine doğrudan erişim sağlamasını amaçlamaktadır.
Bu girişim, Washington’un Avrasya’daki jeo-ekonomik rekabette uzun vadeli bir pozisyon tesis etme stratejisinin parçası olup, ekonomik entegrasyon ve karşılıklı bağımlılık üzerinden bölgesel istikrarı güçlendirmeyi öngörmektedir; ancak, söz konusu devre dışı bırakma mekanizmasının, İran ve Çin’in bölgesel nüfuz dinamiklerini dolaylı olarak etkileyebileceği göz önünde bulundurulmalıdır.
Bölgesel işbirliği ve karşılıklı ekonomik bağımlılık temelinde atılan bu adımların, önümüzdeki dönemde daha somut ve verimli sonuçlar doğurması muhtemeldir. Özellikle TRIPP, Zengezur Koridoru’nun işlerlik kazanması ve Türkiye’nin Orta Asya Türk Cumhuriyetleri ile doğrudan ve kesintisiz bağlantısının sağlanması açısından önemli bir fırsat penceresi açmaktadır. Bu gelişme, yalnızca Kafkasya’nın değil, geniş Avrasya coğrafyasındaki lojistik, enerji ve ticaret akışlarının yeniden şekillenmesi bakımından da belirleyici nitelik taşımaktadır.
Söz konusu süreç, tarafların egemenlik ve güvenlik hassasiyetlerine riayet edilmesi koşuluyla, barışın ekonomik temeller üzerine inşa edilmesi yönünde önemli bir örnek teşkil edebilir. Bölgenin geleceğinin büyük ölçüde bu tür yapıcı ve karşılıklı fayda odaklı girişimlerin sürdürülebilirliğine bağlı olacağı açıktır.



