Onkoloji Doktoru Mehmet Arslan 'Siyoni seri gatil şahidleri öldürür' başlıklı bir yazı kaleme aldı.
İşte Onkoloji Doktoru Mehmet Arslan'ın kaleme aldığı o yazı;
Onlar Nebileri katletmekle yetinmediler. Bir sonraki aşamada Nebilerin izinden giden, Hakka şahitlik eden ve adaletle, ince adaletle iş tutan ve onu emreden insanlardan seçkin, adeta insanların seçmesi gözü olan o zümre insanları katletmeye kalktılar. Onları elim bir azapla müjdele. Bir taraftan müjdele, bir taraftan elim bir azap. Dolayısıyla bir taraftan bu tayfa, bir taraftan da aslında biz Nebi olamayacağımıza göre ne olmamız gerektiği de bize salık veriliyor. Nedir o? Adalet memuru. Kıs(T) ince adalet. Onunla iş yapmak ve onu emredip, onunla hayat ikame etmek. Bir yerde şahitlik diyoruz ya. Şahitlik, doğruluğun şahitliğini yapmak, hakkı kalbe yerleştirmek, hakkı dillendirmek, hakkın şahitliğini, fiili şahitliğini yapmak veya memurluğunu yapmak. Peki hak, hukuk, ince adalet. En başta hukukullah'tan başlar. Eğer bütün varlığın sebebi olan Allah'ın hakkına, hukukuna riayet edilmiyorsa en büyük hukuksuzluk işletiliyor demektir. O zaman o zararın telafisi mümkün değil. Çünkü büyük zarar.
Nedir hukukullah? Allah'ın ilahlık, Rabblık, meliklik vasfı. Bu vasfı Allah'tan başkalarına vermek, Allah'ın hakkını başkalarına peşkeş çekmek olur. Ha Allah istemezse biz de yapamayız ama Allah imtihan hasebiyle bunu bize vermiş. Yani biz kalkıp Allah'ın rabblık, ilahlık, meliklik, yasama, hükümet etme sistemini belirleme, tayin etme yetkisi, yargı yasalarını belirleme yetkisini haşa dar bir alanda da olsa, şu dünya hayatıyla sınırlı da olsa bunu Allah'tan bir başkalarına tevdi edebilme yetkisini Allah bize geçici olarak vermiş. Bizi denemek üzere, sınamak üzere imtihan alanımızda bu. Eğer bu konuda ince adalet işletilmiyorsa, hoyratça davranılıyorsa, Allah'ın hukuku peşkeş çekiliyorsa, birilerine rüşvet veriliyorsa, işte o adaletin koktuğu yer, bittiği yerdir. Hele ki ince adalet asla bağdaşmaz. İşte hukuksuzluktan yana olanlar, gasptan yana olanlar, canilikten yana olanlar, mal gasp etmekten, can gasp etmekten ve sadakatsizlikten, mala ihanetten, fuhşiyattan yana olanlar ve onunla geçici menfaat elde etmek isteyenler bir defa bu şahitliği yapmazlar. Yapmadıkları gibi böyle bir kıstta memurluk da yapmazlar. Bunu yapanları da yok etmeye kalkarlar. İşte çoğu kere nebilere karşı işletilen suikastlar, öyle mi? Şu anda da veya nebilerden bugüne kadar gelen zaman diliminde şahit olduğumuz bu tür suikastlar bu suça, bu cürüme girer. Allah nebilerini katledenler, peşinden de kıstla, ince adaletle emredenleri katledenler. Şu anda bu size neyi çağrıştırıyor? Bu tür yani yeryüzünde seçme insanları adeta.
Daha önce nebileri katledenlerin bugünkü soyu sopu yeryüzünde seçkin. Hakikaten böyle parmakla gösterilecek. Haktan yana, hukuktan yana, Allah'ın hukukunu Allah'a teslim etmekten yana, sömürgeye, zulme, tuğyaniliğe, zorbalığa, cuntaya, darbeye itiraz eden, onlarla işbirlikçilik etmeyen, peşkeş çekmeyen, o tür sahte din adamlarına veya Allah'ın yetkisini gaspeden devlet adamlarına karşı direnen ülkeleri, hakları, bireyleri suikastlarla, soykırımla, katliamla yok etmeye kalkan tayfa ve direnen tayfa. İşte hayattaki mücadelenin, hak batıl mücadelesinin resmi bu. Biz hangi saftayız ve nasıl davranmamız gerekiyor? İşte bakın bir taraftan nebileri katletmiş dün, bugün de onun izinden giden o mukaddes araziyi, arz-ı mukaddesi başta ve dünyayı Allah'ın razı olacağı barışla, selametle, imanla, emniyetle idare edilmesini savunan zihniyetler bunun için direnendir. Bunun için cuma içtimaları ile bunun içtimasını yapan, cumada Allah'ın randevusuna gelip Allah'tan aldığı talimatlarla haftalık bu içtima ile hayatına yön veren masum, mağdur ve bir taraftan da mümin, müslim tayfa diğer taraftan da bunların yetkisini gasp eden, bunların üzerine çöreklenmeye çalışan darbeyle, zorbayla, cuntayla devlet yetkilerini hatta dini idareyi eline geçiren eşkıya, azgın, tuğyani, ruhbani, emperyal sömürü sistemler. Hayatımız bu mücadeleyle geçmekte. Hatta bunlar bu katliamdan sonra, soykırımdan sonra, bu defa da hani suçlu, suç işleyen şahitlerini yok etmeye kalkar ya, şahitleri öldürmeye kalkar ya, bugün de öyle.
Hem de toplu olarak, toplu olarak şahitler öldürülüyor. Peki şahitleri öldürdüğün zaman suç ortadan kalkar mı? Ama bu suça bulaşan maalesef böyle bir psikolojiye kapılıyor, böyle bir toplumsa böyle bir sosyolojiye sapılıyor, düşüyor, düçar oluyor ve o bireyleri tek tek suikast ederler veya toplumu toptan yok etme, insansızlaştırma teşebbüsüne girişiyor. Adeta seri katilin şahitlerini yok etmesi gibi. Şu anda da Gazze'de, Filistin'de olan aşağı yukarı bunun bir muadili. Hatta bakın en çok gazeteciler öldürüldü. Seçme nokta işaretlemeyle. Niye? Çünkü olayların şahidi onlar. Şahitleri katletmeye kalktılar. Adeta adaletle emredenlerin de onları da geçtik, olaya şahitlik eden sadece onu objektiflere yansıtan objektif olarak onlara bile tahammül edemez hale geldiler. Öyle ki yani artık yani telafisi olmayan bir suç katliam katil seri katil değil seri katliamcı pozisyonuna düştüler. Bir taraftan gazeteciler, bir taraftan sağlıkçılar, bir taraftan yardım elemanları. Mesela orada bir çocuk doktoru Ebu Safiye halen bakın tutuklandı. Tek yaptığı şey hastalarına, çocuklara derman olmak ve bunu da ısrarla devam ettirmek. Ona şu anda hapsettiler. Hapis bile değil diyemeyiz aslında rehin aldılar. Hapis nedir? Bir ülkenin suç işleyen vatandaşı mahkum etmesi demek. Bu suç işleniyor ki o ülkenin devletin vatandaşı da değil. Aslında o sözde devlet eşkıya devlet terör devleti o suç işliyor. Hekim doktor mağdur onu rehine alıyor. Onu rehine alıyor aldı ve aylardır bakın hala onun gibi niceler.
Zaten bu olayda bu rehine almaları on binlerce rehineye itiraz olarak 7 Ekim gerçekleştirildi. Diğer taraftan bakın bu olayı mahkemeye yatıran uluslararası mahkemenin savcısına yapmadıklarını bırakmadılar. Birleşmiş Milletler raportörü, Filistin raportörü ne yapıyor? Filistin'de ne olup bitiyor bunu rapor ediyor. Ve bir Fransız bakın ona yapmadıklarını bırakmadılar. Tehditler, hayatı zorlaştırmalar yani bireysel ablukaya alma. Nasıl Kudüs'ü, Gazze'yi ablukaya alıyorsa onu da. Böylesine bir çete. İşte Kur'an'ın o ayeti kerimede bize işaret ettiği nebileri katledenler bütün bunları da yapacak. Şahitleri de katledecek. Hatta olaya dikkat çekmeye kalkan işte Sumut'la alakalı yine aynı muameleyi işlettiler. Öncesinde de on kadar kişiyi Mavi Marmara'da şehit ettiler. Daha sonra Hanzala, Madlen gemilerine el koydular. Ve yetmedi şu anda da birinci Sumut'ta yine öyle. March to Gaza'da yine öyle. Hem gemilere el koydular hem hapsettiler. Ve şu anda da bakın işte Brezilyalı Tiago veya İspanyalı Seif yine bu Sumut filosunda idi.
Önde gelenlerden onları da aldılar, işkence ettiler. Dünyaca meşhur şahsiyetler şu anda halen hapiste tutuyorlar. Yani adeta olaya şahitlik eden, hakkı emreden, haktan yana tavır takınmaya çalışanları ya toplu katlediyorlar ya bireysel suikast olarak veya işkencelerle rehine alarak onları işte yıllarca hayattan kopartarak sonra da en son İsa Nebi'ye 2000 yıl önce çarmıh idam kararı verdikleri gibi aynı çete Yahuda din adamları ve Roma varisi bugün de aynı şey, idam kararlarını çıkardılar. İşte orada yine Batı Şeria'da direnen, direnenlere yardım eden ülkemizden giden Hasanları, Ayşeleri katlettiler. Olay maalesef böyle bir durum. Dolayısıyla bütün bunlara karşı yani bu Allah Teala'nın bize işaret ettiği bakın ayeti kerimeleri biz bunun için okuyoruz. Bunun için aydınlanmak ve olaylara doğru teşhis koyabilmek ve doğru yaklaşımda bulunabilmek için. Peki bütün bunlara karşı yine direnmek, hak şahitliğe devam etmek, hakkın, adaletin memurluğuna, amirliğine ve memurluğuna devam edebilmek, hak memuru, hukuk memuru, hak şahidi, hukuk şahidi olabilmek. İnşallah biz de bu bağlamda Nuh Gemisi ve Musa Beşiği projesini yürütmeye çalışıyoruz. Bu da bir pilot projedir haberiniz olsun. Nihayetinde bir şahitlik ve hakkın memurluğu en azından hakkın şahitliğini yapmak onu kalbimize yerleştirmek, dilimize yerleştirmek ve mümkünse hayatımızı onu icra eden onun memurluğu işçisi pozisyonunda bir hayata dönüştürmek. En azından kenarından köşesinden böyle bir misyonun parçası olmak diyoruz.