• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

SİHA’ları hafızamız almıyordu

Yeniakit Publisher
2021-11-15 11:34:00 - 2021-11-16 07:59:19

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
SİHA’ları hafızamız almıyordu

Türkiye’nin teknolojik alanda ilerlemesi için ömrünü adayan Özdemir Bayraktar’ı Akit’e anlatan yakın dostu Mahmut Vanlıoğlu, “Bir gün Özdemir, silahlı uçak projesi olduğunu ancak bunun gizli olduğunu söyledi. İnsansız gidecek hedefi vurup geri gelecek, dedi. İnan ki, hafızamız almıyordu. Ne kadar ileri düşündüğünü oradan anlayın” dedi.

Milli Teknoloji hamlesi idealinin ve milli SİHA’ların öncü ismi, Baykar Genel Müdürü Haluk Bayraktar ve Baykar Teknoloji Lideri Selçuk Bayraktar’ın babaları, Baykar Yönetim Kurulu Başkanı Özdemir Bayraktar ülkemizin yetiştirdiği öncü ve örnek isimlerden birisi. Vefatının ardından başarısı çok konuşuldu. Fakat başarıya giden yolda verdiği destansı mücadele çok gündeme gelmedi. Biz bu röportajımızda o samimi mücadelenin bilinmeyen yönlerini sizlerle paylaşmak istedik. Türkiye’nin teknolojik alanda ilerlemesi için ömrünü adayan Özdemir Bayraktar’ı yakın dostu Mahmut Vanlıoğlu ile konuştuk.

Özdemir Beyle nasıl tanıştınız?

- 1990 yılında Tayyip Bey, beni İl Yönetim Kurumuna aldı. Refah Partisi İl Yönetim Kurulu üyesi oldum. 1991 yılında İl Başkan Yardımcılığına getirildim. Özdemir Bey ile o yıllarda tanıştım. Özdemir Bey ise o yıllarda teşkilat görevlisiydi. Kendini iyi yetiştirmiş, ileriyi gören, kararlı, kimseye taviz vermeyen bir duruşu vardı. Hemen hemen her Pazar gecenin geç vaktinde “Hadi bizim eve yemek yemeye gidiyoruz” derdi. “Özdemir Bey, bu saatte yemek yemeye gidilir mi?”, “Bizim ev 24 saat hazır” derdi. Yarım saat içinde yemekler hazır olurdu.

Teknolojik çalışmalarına nasıl vakıf oldunuz?

- Bir gün evi dolaştırırken maket uçak dolu bir oda, Selçuk, Haluk, Ahmet onlarla uğraşıyor. Ne yaptıklarını sorduğumda, oynuyorlar sadece, dedi Özdemir. Gördük geçtik sadece. Bir Pazar günü uçak uçurmaya beni de davet etti. “Çocuk musun?” dedim. Yine de davet edince bir Pazar yanlarında bulundum. Baktım, çocuklarla beraber uçak uçuruyor. Uçak, 40- 50 metre yükseliyor, düşüyor. Onlar ise bundan büyük bir keyif alıyorlar. Ailece zevk alıyorlar. “Çocukları başka iş ile uğraştırsana. Ne bu?” dedim. Hobimiz, dedi.

Öncülük ettiği İHA ve SİHALAR’ın çalışmasına nasıl başladılar?

- İkitelli’de iş yeri vardı. İkitelli dediğimiz yer, 150 metrekare üzerine 2.5 katlı bir yer. En altta imalathaneleri, bir üst katında ofisleri var, en üst katında da yatıyorlar. Bütün çoluk çocuk oraya göç etmiş. Hatta onların yatakhanelerine çıktım. Çocuklar ranzalarda yatıyor, onlar da kendilerine bir yer yatağı sermişler. Elbiseler yerde, yemekler dışarıdan geliyor, tabaklar yerde. Sabahlara kadar oradalar. Ben de gittiğim zaman beni de bırakmıyor. Sabaha kadar projesini anlatıyor. O zamanlar yeni bir pırpır uçaklarından üretmiş, askeriyeye vereceklerdi. O gayreti gösteriyor. Sabahlara kadar bunlar çalışıyorlar. 3-5 tane elemanları var. Büyük bir hangar içinde çalışıyorlar. Maket uçakları var.

Destek bulabiliyor muydu?

- Kimse destek olmuyordu. Ve en büyük sıkıntısı da milli görüş davasındaki hiçbir arkadaşının onu anlamamasıydı. Kimse gelip gitmiyor, kimse sormuyordu.

Projeyi Erbakan Hoca verdi deniliyor doğru mu?

- Zannediyorum ki, 2001 veya 2002 yılında Ankara’ya gidip Hoca’ya proje hakkında brifing vermiştir. Hoca’nın haberi de o sırada olmuştur.. Özdemir de bunu söylemiştir, ben de şahidiyim. Tamamen Özdemir’in kendi projesidir. O gün çocukları bile yoktu işin içinde. Onlar oynuyorlardı. Ama hepsini bu işin içine adapte eden Özdemir’in kendisidir.

İmkansızlıklara rağmen nasıl başarılı oldu?

- Projesiyle ilgili hiç tavizi yoktu. Bir gün ona, uçağın ne tür olduğunu sorduğumda “İnsan bulamadığımız için insansız uçak yapmaya karar verdim.” İnsansız hava uçağı ama aklım almıyor. O günün şartlarıyla öyle bir şey düşünmek konuşmak kolay bir şey değil. Ama ben, ona inanıyordum. Pırpır uçakları askeriyeye tanıtmak istiyordu. Neticede tabii, ben de projenin tanıtımı için çok gayret gösterdim. O dönem AK Parti iktidara geldi. Partiden tanıdığım insanları alıyorum arabama koyuyorum İkitelli’ye götürüyorum. Belediye Başkanları, Milletvekilleri, eski Bakan ve Belediye Başkanlığı yapanları, siyasi yönü ağır basan Genel Başkan Yardımcılarını götürüyorum. Amaç, bu insanlar projeyi görsün, grupta, parlamento da anlatsınlar.

Tayyip Beyden bir talepte bulunmuyor muydu?

- Hiçbir talepte bulunmuyordu. Zaten hiç istemezdi öyle bir şey. En büyük özelliği kimseye boyun eğip de ‘şunu bana ver’ demez. Ben Reis’i aramak için çok zorlardım. O destek vermeden bu işi yapmamız mümkün değil, derdim. Yok, ben yaparım derdi. Ama bu işi mutlaka Reis’in bilmesi gerekir. Burada bizim merdiven atlamamız için Reis’in haberdar olması lazım. Ama milletin üzerindeki kanaat, Özdemir’in komplocu, hülyalarla uğraşan, ütopik şeylerle uğraşan biri olduğu hakkındaydı. İnsanlar fazla değer vermezlerdi. Ama ben çok birebir olduğum için görüyordum.

İnsansız Hava Aracını size anlatır mıydı? İnsanlar başarılı olacağına inanıyor muydu?

- Bir gün Özdemir, bana uçağın bir de silahlı projesi olduğunu söyledi. Ama gizli olduğunu söyledi. İnsansız gidecek hedefi vurup geri gelecek, dedi. İnan ki, hafızamız almıyordu. Ne kadar ileri düşündüğünü oradan anlayın. Ben de işte böyle arkadaşları getiriyorum. Ziyaret ettiriyoruz. Onlara anlatırken kendisinden geçiyordu. O kadar inanmıştı ki projesine. O kadar zeki bir insandı ki, anlatırken kimin projesine değer verip vermediğini mimiklerinden anlardı. Bir şey demezdi. O getirdiğim arkadaşlarla dönerken, Özdemir için kafayı yediğini, başka bir işi yok mu da bununla uğraşıyor, derlerdi. Dünyanın şartlarını bilmiyor musunuz? Üretse bile satamaz boşuna eziyet çekiyor, derlerdi. “Arkadaş bu adam bu işi yapacak siz gidin grupta, mecliste, toplantılarda bunu anlatın ki projeyi tanıtalım” diyerek karşılık verirdim. O dönem, siyasi kesim de bizim dava arkadaşlarımız da milli görüş dönemindeki arkadaşlarımız hemen hemen o aralar bağlantıları kesildi. O da kendi iç dünyasına döndü. Proje üzerine yoğunlaştı..

O zamanlar maddi durumu nasıldı?

- Bir gün bana dedi ki, 2010 yıllarıydı, 8 yıldır bir geliri olmadığını söyledi. Hep harcıyoruz, bitmek üzereyiz dedi. O sırada bir çalışma yapıldı, Kale Grubu sağ olsun, Çanakkale Grubu. Onlarla yola çıkmışlardı zaten. Onların belgeleri, kredi durumları, teminat mektupları noktasında sıkıntıları olacağı için büyük bir şirketle yola çıkmaları gerekiyordu, o zaman. Kale Grubu, bugün ortada yoktur. Çünkü, Rahmetli İbrahim Bodur’un derdi projenin hedefe ulaşmasıydı. Kendisi oradan bir nema beklemiyordu. Ne zaman ki düze çıktılar, buyurun yürüyün, dedi. 2010’da onların da desteğiyle (Kale), pırpır uçaklarının bir kısmını askeriyeye verdiler. O dönemin Savunma Bakanı bir vesile ile onların atölyesine geldi. Orada bizimle dalga geçmediği kaldı. Buna çok üzüldü. Eğer bir Savunma Bakanı bunu anlamıyorsa bizim işimiz zor, dedi. Birkaç yıl sonra Katar’a 40 tane pırpır uçak sattılar. Katar’da teslim merasimi var. Bana, kendisi anlatmıştır. O bakan da orada imiş. Orada gelip tebrik etmiş. O vakit anlamış. Dönünce imalathaneye gitmiş. Ondan sonra, yapabileceklerine biraz daha inandı. Özdemir Bey’in güçlü bir karakteri vardı.

Neden anlaşılmıyordu?

- Gayri meşru yolları denemezdi. Türkiye’de bu tür projelerin hedefe ulaşması için gelirin bir kısmını onlara dağıtacaksın. Sistem böyle kurulmuş. O ise kimseye bir kuruş rüşvet vermeden bu yoldan gideceğini söylerdi. Onların kendi projesini kabul etmeye mecbur olduklarını söylerdi. “Onların vazifesi, benim vazifem değil. Ben onların işini yapıyorum niye bana sahip olmuyorlar?” derdi. Bürokrasi müthiş bir engel. Başka yollar denemen gerekiyor. Yolun arkasından yürümen icap ediyor. Tabii, ben Reis’i aramak için zorluyorum. Reis’i arasa anlatabilir. Aramıyor.

Tayyip Beyle siz mi buluşturdunuz?

- 2008 yılında bir akşam vakti arayıp randevu aldım. Haliç Kongre Merkezinden randevu verdiler. Gittiğimiz de 8-10 kişi ile birlikte Reis de vardı. Özdemir Bey, konuşmasına sitemkâr başladı. Çektiği sıkıntıları, kimsenin sahip çıkmamasını, savunma sanayini bir türlü geçemediğinden bahsetti. Tayyip Bey’e çok sitemkârane bir çıkış yaptı. Ben de sürekli onu dürtüyordum. Elimize böyle bir fırsat geçmiş projeyi anlatsana. Özdemir’in konuşması bitince, “Eğer ben Ankara’da olmasam sen o İkitelli’deki kapıdan içeri giremezsin” dedi. Donduk kaldık. Ne demek bu? Benim varlığım seni orada çalıştırıyor. Ama senin ne kadar sıkıntın varsa benim daha fazla sıkıntım var. Biz o gün öyle okuyamadık. Sonra anlayabildik.

Üretim nasıl hızlandı? Tayyip Beyle görüşmeler devam etti mi?

- Bir gün yine otururken dedim ki, bu işin çıkar yolu oturup Reis ile açık açık konuşmak. Karanlık bir ofisi vardı. Gece 11-12’ye kadar sohbet ettik. Sen bağırsan da ben Reis’i arıyorum, dedim. Ara bakalım, dedi. Hiçbir şeyden haberimiz yok. Reis çıkmadı. Yarım saat sonra döndü. Meğer o gece saat 11’de olağanüstü bakanlar kurulu toplantısı varmış. Suriye’de düşen uçakla ilgili. Bizim odada TV yok. Reis, döndüğünde sizin dünyadan haberiniz yok herhalde, dedi. Özdemir Bey’in ofisinde oturuyoruz, beni esir aldı proje anlatıyor, dedim. Ve sizinle görüşmek istiyor, diye ilave ettim. ‘Ver bakayım ne diyor?’ dedi. Bu durumdaki bir kişi ne yapar? Derdini anlatır. Özdemir’in ilk sözü ‘Sakın Suriye ile savaşa girme’ oldu. ‘Savaşa girmeyeceksek senin İHA’lara ne ihtiyacım var’ dedi, Reis. Bu espri geçtikten sonra konuya girdiler. Özdemir, kendisini epey anlattı. Reis de dinledi. Biraz daha yakın bir irtibat kurmuş olduk tabii ama tam bir mesafe alamıyoruz. Sıkıntıyı tam olarak aşamıyoruz.

Hayattayken çok destekçisi olmamış ama vefatının ardından herkes çok destek vermiş gibi konuşmalar yaptı. Bu hususta ne söylersiniz?

- Özdemir vefat ettikten sonra insanlar TV’lerde konuşurken içim acıyarak seyrediyorum. Özdemir ile bir fotoğraf çektirmiş veya bir toplantı salonunda karşılaşmış. Herkes çıkıp şuradan tanıyorum, Özdemir budur, böyledir gibi konuşuyor. Vefat etmeden evvel Selçuk’lara babalarının hayatını yazmalarını gerektiğini söylemiştim. Bana göre Cumhuriyet tarihinde ilklerin arasına girecek bir isimdir, vefat etmeden yazılmalıdır. Benim kitabımda da onunla röportaj yapacaktık lakin hastalığından dolayı gerçekleşmedi şimdi de ben onunla ilgili röportaj yapıyorum. Bu da bir kader. Bu süreç devam ederken yine sıkıntılı günler geçiriyor.

Tayyip Beyle dünür olmaları nasıl oldu? Siz mi vesile oldunuz?

- 2012 yılları gibi, Selçuk ile Sümeyye’nin evlenmesini ilk ben gündeme getirdim. Daha çok iş konuştuğumuz ve resmi kurumlara hitap edildiği için, biraz ters çıktı. Masaya yumruğunu vurdu. Kapıyı kapattı. “Bak Vanlıoğlu, böyle bir şeyi ikinci kez duymak istemiyorum, ben projeme böyle bir şey katmam, yoksa bize başka şeyler söylerler” dedi. Baya tartıştıktan sonra konuyu kapattık. ‘Kültürleri, hayat tarzları, yaşları bana çok uygun geldi, ama sen kabul eder etmezsin kafanın bir kenarına koy’, dedim. Aradan 1-1.5 ay geçti. Haliç Kongre Merkezinde bir düğünde orada Selçuk Bey’i gördüm. Mustafa Erdoğan, düğüne davet edecek olsa Özdemir’i çağırırdı, Selçuk’u çağırmazdı diye düşündüm. Ama ben hayatım boyunca Selçuk’u takım elbiseyle görmemiştim. Aradan yine 1-2 ay geçtikten sonra Özdemir Bey bana telefon açtı; “Yaptığını beğendin mi?” dedi. Ben de bir şeyden haberim olmadığını söyledim. İnanmadı, yanına çağırdı. Ben bir şey bilmiyorum, dedim. Özdemir, biliyor musun biz bu hafta kız istemeye gidiyoruz, dedi. Kim olduğunu sordum. Sümeyye deyince gülerek hayırlı olsun, dedim. Benim aklım, hissiyatım bu işe yattığını, çok mutlu olduğumu söyledim. Göreceğiz, senin bu işte parmağın olup olmadığını dedi. Allah için yoktu. Mustafa’nın damadı Selçuk Bey ile yakın arkadaşmışlar. İl Gençlik Teşkilatı’nda çalışmışlar o vesileyle tanışmışlar.

Çok cömert ve hayırsever olduğu söyleniyor. Bu konuda ne dersiniz?

- Çok merhametliydi. Cömert ve hayırseverdi. Karz-ı hasen kasası vardır. İhtiyaçlılara, borç verme kasası. Hayır kasası vardır. Yılda gelirinin belli bir miktarını burs gibi vesilelerle dağıtmak için. Gördüğüm kadarıyla, bulundukları noktanın lüksünü yaşamadılar. Zaten yaşamak da istemediler. Öyle bir dertleri yok.
Hiç tatil yapmayan bir adam, fabrikanın içinde elektrikli araba ile dolaşmaktan zevk alıyor.

Stantları tek tek dolaşıp buna akıl verecek, şuna fikir verecek böyle yapın diyecek. Sağlığı çok bozuktu. Kendini bu kadar ezme sen bize lazımsın, derdim. İşi çok stresliydi. “Vanlıoğlu, öyle bir iş yapıyoruz ki milyonda bir hatamız dahi kabul edilmez.”

Özdemir Bey ile Erbakan Hoca arasında ki hukuk nasıldı?

- Erbakan Hoca ile çok eski tanışırdı. Bizden de evvel tanışmıştı. Erbakan Hoca da, onu çok severdi, fikrine değer verirdi. Çok zeki olduğunu iradeli ve kararlı olduğunu bilirdi. Bir vazife verdiğine Özdemir’in yapabileceğini düşünmeden verirdi. İl Yönetim Kurulunda iken ailecek Hoca ile görüşürdü. Daha sonra Fazilet Partisi döneminde rahmetli Hocam, onu İl Müfettiş Görevine getirdi. Hoca ile sık sık görüşür ama Hoca’yı yüzüne karşı eleştiren tek adamdı. Yani Hoca’nın yanlışını yüzüne söyleyen tek adamdı. Diğer siyasetçileri biliyorum. “Hoca’nın yanında konuşulmaz bu ne cesaret” derlerdi.

Hoca’nın, Tayyip Bey’in ve kim olursa olsun bir yanlış varsa asla affetmezdi. Ama Hocamın da, ona ayrı bir değer verdiğini de çok iyi biliyorum. Parti içerisinde İstanbul’a geldiğinde Özdemir’i çağırırdı. Uluslararası toplantılarda davet ederdi. Bizleri çağırmazdı ama Özdemir başkaydı. Özdemir’in yanında ben Hoca’yı tenkit ederdim ama o, Hoca’ya asla laf söyletmezdi.

İlk hedefiniz İsrail

Özdemir Bey’in gençlere tavsiyeleri nelerdi? Onlarla bir araya geldiğinde ne söylerdi?

- Bana şunu anlatırdı: Atölyemize eğitim için subaylar, teğmenler, üsteğmenler geliyor. Onlarla konuşurken ilk hedeflerinin neresi olduğunu sorardım. Çocuklar bir şey demeyince. İlk hedefiniz İsrail olacak derdim. O gençlerin kafasına bunu sokmaya çalışırdı. Bunu çok tekrarlardı.

Özdemir Bayraktar idealini gençlere nasıl aktarabiliriz?

- Bugünkü gençlik sıkıntılı bir dönemden geçiyor. O, en sıkıntılı döneminde Fatih Sultan Mehmet Üniversitesini projesine almak istiyordu. Bana açmıştı bu konuyu. Orada bir uçak bölümü oluşturma niyetindeydi. Yönetimde ikimizin de tanıdığı arkadaşlar vardı. Gençliğe bu projeyi aşılama noktasında bir bilim dalı olmasını istiyordu. İHA uçağının Fatih Sultan Üniversitesi vasıtasıyla bir eğitim dalı olmasını arzuluyordu. Bunun için ciddi çalışmaları oldu. Ben de o dönem yetkililerle görüştüm ama pek itibar etmediler. Projenin başarıya ulaşacağına inanmadıklarından ötürü olsa gerek. Lakin sonra görüldüğü üzere Teknofestler, teknolojiye dair tavsiyeler tamamıyla Özdemir’in kendi kafasındaki projelerdir. Türkiye’nin kalkınmasını, Türkiye’nin savunma sanayini gençlere aşılayamazsak bizim geleceğimiz yok, derdi. Teknofest’in doğuşu onun projesidir. Onunla ilgili çok proje göstermişti bana ama tabii o günlerde hayata geçiremedi. Sonra şartlarla birlikte Türkiye’nin en büyük festivallerinden biri noktasına geldi. Bu sene beraber katılacaktık lakin sağlığı el vermedi.

Özdemir Bey ile ilgili ilave etmek istediğiniz başka bir şey var mı? Son olarak ne söylersiniz?

- Hayatımda ciddi bir boşluk oluşturdu. Çok iyi bir dostumdu. İyi bir yoldaştı. Ve bir kötü gün adamıydı. Birinin herhangi bir sıkıntısında hemen el uzatırdı. Ben inanıyorum ki, Özdemir bu dünyada vazifesini yaptı. Türkiye tarihinde adı geçecek insanlardan birisidir. Allah sizlerden de razı olsun, muvaffak eylesin.

 

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Suat B

Proje gizliymis ama herkese anlatmis oyle mi? :)))))))

tuncer pekdemir

Yabancıya sır dosta ayan.Sonuçta yeryüzünde olmayan bir şey yapmıyordu
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23