Hukukçu yazar Av. Ömer Faruk Uysal 'Said Nursi'nin Abdülhamid Hakkında Gerçek Düşüncesi' başlıklı bir yazı kaleme aldı.
Hukukçu yazar Av. Ömer Faruk Uysal'ın kaleme aldığı işte o yazı;
Risale Haber, "Sultan Abdülhamid vefat yıldönümünde anılıyor. SAİD NURSİ'NİN ABDÜLHAMİD HAKKINDA GERÇEK DÜŞÜNCESİ" başlıklı güzel bir haber yapmış. Sultan'ın 10 Şubat 1918 İstanbul'da Hakkın rahmetine kavuştuğunu yazıyor.
Önce Metin Karabaşoğlu: "Bediüzzaman'ın da Nur talebelerinin de Abdülhamid'le kişisel bir meselesi yok" başlığı altında şunlar yer alıyor; "Üstadımın Abdülhamid ile ilgili eleştirilerin hepsine katılıyorum... Öbür taraftan yine Üstadımızdan aldığımız dersle biz Sultan Abdülhamid için hayır dua ediyoruz. Onun türbesinin önünden her geçişimde ona Fatiha okuyorum. Üstadımdan aldığım ders bunu gerektiriyor çünkü. O hamiyetli bir mümindi. Kendince, kendi durduğu pozisyon itibariyle "yol budur, kurtuluş böyle olur" dedi. O noktada hatalar etti diye düşünüyorum. Ama o hatalar onun ne hamiyetini, ne faziletini, ne bir mümin olarak değerini zayi ediyor. Biz nasıl bu muvazene ile Üstadımızdan aldığımız bu adalet ve ahlak dersiyle bakıyorsak müminlere, Bediüzzaman'a da aynı nazarla bakılmaksını istemek hakkımız."
Bediüzzaman'ın "Talebesi Abdülkadir Badıllı: Bediüzzaman hiçbir zaman Abdülhamid'e hakaret etmedi" başlığı altında; " Hz. Üstad Bediüzzaman'la, merhum cennet-mekan Sultan Abdülhamid Han arasında cereyan etmiş hadiseye veya vazifeye gelince: Katiyetle ve şeksiz bir kanaatla ve ispatlı belgelerle ilan ediyor ki; Hz. Üstad Bediüzzaman hiçbir zaman ve hiçbir yazısında ona karşı saygısızlık yapmamış hakaretli sözler sarf etmemiştir... Lakin bir İslam alimi olarak, bazı hususlarda Sultana bazı nasihatlerde bulunmuştur."
"Prof. Ahmet Akgündüz: İddialar doğru değil" başlığı altında; "Bediüzzaman’ı Abdülhamid muhalifleri ve muarızları arasında sayan iddia sahipleri, Bediüzzaman ve Mehmet Akif gibi İslam alimlerinin meşru dairedeki hürriyet ve meşrutiyeti istemeleri ile Abdülhamid düşmanlığını birbine karıştırmışlardır... (Onu) "Yaşasın yaraları tedavi etmek fikrinde olan Halife-i Peygamber" diye vasıflandırmaktadır."
"Said Nursi: Her sabah Abdülhamid'e dua ederim" başlığı altında; "Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri, her sabah Sultan Abdülhamid Han için dua ettiğini söylemişti. Vehbi Vakkasoğlu'nun "Başkasının Günahına Ağlayan Adam" kitabında yer alan bilgi şöyle: Mustafa Sungur ağabeyin Üstad Bediüzzaman Said Nursi'nin ağzından naklettiğine göre Abdülhamid "Veli" idi: "Sultan Abdülhamid velidir. Ben onu hususi dualarımın içine almışım. Her sabah "Ya Rabbi sen Sultan Abdülhamid Han ve Sultan Vahidüddin ve Hanedan-ı Osmaniyeye'den razı ol diye dualarımda yad ederim."
Görüldüğü gibi gerek Said Nursi, gerekse yakın çağ ve Sultan Abdülhamid hususunda yetkin yazarlar ve yakın talebelerinden merhum Abdülkadir Badıllı, Bediüzzaman'nın Abdülhamid Han hakkında ne kadar da hayırhah ve duacı olduğu hususunda mutabıktırlar.
Peki neden bazıları Said Nursi ile Sultan Abdülhamid arasında bir kavga husumet ve düşmanlık iddiasında bulunmaya cüret ediyorlar? Müttaki bir İslam alimi, Devlet-i Aliye ve onun fedakâr, dirayetli, tecrübeli sultanına neden düşmanlık eylesin?
Acizane kanaatimize göre; Bediüzzaman, muasırı diğer alimler gibi meşrutiyet istedi. Kuşatılmış ve zayıflamış Osmanlı'nın ancak böyle felah bulacağına inandılar. Hatta bazı münevverler, Sultan'a muhalefetle bazı hakaretamiz sözler de sarfettiler. Ancak yukarıda belirtildiği gibi, Nursi hiçbir zaman ve şekilde, İslam Halifesi Sultan'a saygısızlık yapmadı, hürmet etti, sadece meşrutiyet istedi.
Sultan ise meşrutiyet için erken olduğunu ve içten ve dıştan kuşatılmış ve Avrupa devletlerince yıkılmak istenen devletin meşrutiyeti araçsallaştırılarak otorite kaybı ve devletin acze düşmesine yol açacağı fikrindeydi. İşte politik görüş ayrılığını sıkı bir muhalefet, husumet ve düşmanlık gibi göstermeye çalışanlar var ki, bu hiçbir zaman gerçeklerle bağdaşmıyor. Neticede meşrutiyet prematüre bir bebek olarak doğuyor!
Peki Bediüzzaman Abdülhamid Han'a düşmanlık etmemekle birlikte siyasal muhalefet de mi etmemiştir? Nursi'nin eserlerinde; meşrutiyet,
Abdülhamid Han, hürriyet konuları işlenir, fakat hiçbir eserinde. Sultan'a muhalefet beyanı yoktur! Halbuki gerek İttihatçılara, gerekse İttihatçıların bozuk kısmı dediği Halkçılara, (Kemalist rejime) köklü muhalefetini açıkça, Kastamonu ve Emirdağ Laikalarında net olarak beyan etmiştir. Nursi hakkında ise, bir muhalefet beyanı yoktur. Beklenen ve doğal olan da zaten bu değil midir?
Peki, meşrutiyet istemek bir siyasi muhalefet anlamına gelmez mi? Belki gelebilir! Ancak bu mutlakiyet sistemine muhalefettir. Sultanın şahsına değil! İslam tarihininde mutlakiyet, hilafetin saltanata dönüşmesiyle birlikte başlamış, hem dünyada hem İslam aleminde kadim bir uygulamadır. Bugün başta demokrasinin beşiği olduğu iddia olunan İngiltere olmak üzere, 11 Avrupa monarşisi güllük gülistanlık devam etmektedir.
Şüphesiz ki Sultan mutlakiyet sisteminin mucidi ve banisi değildir. O Devlet-i Aliye Sultanlığınının içine doğmuş, çok ciddi kriz ve hücumlar hengamında, merkezi devlet otoritesinin tahkimini gayret etmiştir. Öyle olmakla birlikte, taleplere kulak verip, ilk defa 1876'da, sonra da 1908'de, iki defa meşrutiyet ilan eden ilk ve tek Sultandır. Yani Türkiye'de serbest seçimlerle teşekkül eden ilk meclis Abdülhamid döneminde ve 1876 tarihinde realize olmuştur. Daha sonra ise 1908 2. meşrutiyet ile tekrar serbest seçimle parlamento kurulmuştur. Yoksa 23 Nisan 1920'de değil! Tarihimizde ilk anayasa'da 1876'da ilan edilmiştir, 1921'de değil!
Yukarıda Sultan Abdülhamid için Bediüzzaman'ın "Yaşasın Halife-i Peygamber", "Veli Sultan", "Ya Rabbi sen Sultan Abdülhamid'den razı ol" beyanlarından başka; "şefkatli Sultan", "Sultan-ı mazlum", "efendimiz", çok şefkatli anlamına gelen, "Pür-şefkat", meşrutiyeti ilan ettiği için; "Efendimiz ağalık kürkünü milletine bağışladı." gibi pek övücü sözler ile vasıflandırmıştır.
Tablo bu kadar net olduğu halde, bazı kötü niyetli şahıslar, Bediüzzaman'ın Abdülhamid Han'a düşmanlık derecesinde muhalif olduğunu ve onu hal'eden darbeci İttihatçılar ile birlikte olduğu iftirasını attılar! Peki neden bazıları ısrarla, böyle bir kötü niyet hevesine kapılıyorlar?
Necip Fazıl merhum; "Abdülhamid'i anlamak herşeyi anlamaktır!" demiştir. Buna göre, Türkiye'de başta Kemalizm-Dindar halk, sağ-sol, ilericilik-gericilik, modernizm-geleneksel değerler, iktidar-muhalefet, resmi ve anayasal devlet iktidarı-DP/AP/ANAP/AKPARTİ ikilemleri, hep Abdülhamid üzerinden okunuyor. Eşeğini dövemeyen semerini dövmeye kalkıyor. 117 yıl önce hal'edilmiş, ölmüş gitmiş, devleti yıkılmış, Sultan üzerinden hesaplaşılıyor! Mevcut hükümete karşı isen Kemalizm'e dayanarak karşı, Abdülhamid üzerinden de gömüyorsun. Nasıl olsa resmi devlet ideolojisi Kemalizm. Koruma kanunu da var. Abdülhamid'i koruma kanunu yok. Değil Abdülhamid, kadim Osmanlı da, Anayasa ve Kemalist endokrinasyonda dışlanmış, ötekileştirilmiştir. Kemalistlere göre Atatürk öldükten sonra ülkesini yöneten tek lider. Ama bugünkü, tüm sorunların sebebi ve kaynağı iddiası var! Bediüzzaman boşuna "Sultan-ı mazlum Abdülhamid Han" demiyor. Bu konuya devam edeceğiz.