• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Prof. Dr. Haluk Özener: "İstanbul 15 yıl içinde depreme hazır hale gelebilir"

"Marmara Denizi tabanında derinlikleri 1200 metreyi bulan 10 adet deniz dibi deprem ölçme cihazı ve 5 adet deniz dibi açılma ölçer cihazı çalışmaktadır. Bu cihazlarla 7/24 Marmara Denizi'ndeki depremselliği izleyebiliyoruz. Bu yoğunlukta, bu kadar uzun süreli kesintisiz çalışmalar Türkiye'de ilk defa Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü tarafından gerçekleştirilmiş ve halen sürdürülmektedir" - "Önemli boyutta maddi kaynak temin edilip yoğun ve bilinçli bir çalışma yapılırsa yaklaşık 15 yıl içerisinde İstanbul depreme hazır hale gelebilir. Bu konuda karar vericiler tarafından yapılmış açıklamaları baz aldığımızda da benzer bir hedef görülmektedir" - "Halk olarak da yine 1999 öncesine göre daha bilinçli olunduğuna inanıyorum. Vatandaş artık bir daire satın alırken depreme dayanıklılığını, güvenli olup olmadığını, şartnameye uygunluğunu sorgulamaktadır"

2020-03-07 11:06:02 -
Prof. Dr. Haluk Özener: "İstanbul 15 yıl içinde depreme hazır hale gelebilir"

İSTANBUL (AA) - HÜSEYİN KULAOĞLU - Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Haluk Özener, İstanbul'un altyapı ve yapı stoku anlamında depreme hazırlıklı hale gelmesi için yapılması gerekenlere ilişkin, "Önemli boyutta maddi kaynak temin edilip yoğun ve bilinçli bir çalışma yapılırsa yaklaşık 15 yıl içerisinde İstanbul depreme hazır hale gelebilir. Bu konuda karar vericiler tarafından yapılmış olan açıklamaları baz aldığımızda da benzer bir hedef görülmektedir." dedi.

Özener, Deprem Haftası dolayısıyla AA muhabirine yaptığı açıklamada, ocak ve şubat aylarında meydana gelen Akhisar-Manisa, Sivrice-Elazığ ve Başkale-Van/Türkiye-İran sınır bölgesi depremlerini hatırlattı.

Mart ayı itibarıyla deprem sayısının 10 bin 370'i bulduğunu ifade eden Özener, şöyle konuştu:

"Genel olarak ülkemizde yılda meydana gelen deprem sayısı ortalama 14-15 bin civarında olup yaklaşık 3 ayda yıllık ortalamanın yüzde 66'sını aşan miktarda deprem olduğu gözlenmiştir. Buna benzer bir durum 2017 yılında da yaşanmış olup, aynı yıl içerisinde meydana gelen Çanakkale-Ayvacık, Karaburun ve Bodrum-Kos depremlerinin yoğun miktardaki artçı sarsıntılarından dolayı aynı yıl içinde toplam 34 bin deprem kaydedilmiştir."

Rasathane olarak Türkiye'nin depremselliğini eş zamanlı 250 sismik istasyon ile izlediklerini anlatan Özener, bunun yanında kullanmakta oldukları GPS, kripmetre, gerinim ölçer, deniz seviyesi gözlemleri, acil müdahale istasyonları gibi farklı teknoloji ve tekniklerle toplam istasyon sayılarının Türkiye genelinde yaklaşık 500'e ulaştığını belirtti.

Bu sayının yarısından fazlasının Marmara Bölgesi'nde olduğuna işaret eden Özener, şunları kaydetti:

"Halen kullanılan ekipmanlar, dünya üzerindeki en gelişmiş teknolojilere sahip olup, veri iletişimi olarak yoğunlukla uydu GPRS gibi güncel iletişim teknikleri kullanılmaktadır. Bunun dışında Marmara Denizi içerisinde 2013 yılında başlamış olan MarDİM projesi kapsamında Japonya ile birlikte çok disiplinli jeofizik-jeodezik araştırmalar gerçekleştirilmekte olup çalışmalar halen devam etmektedir. Bu kapsamda, halihazırda Marmara Denizi tabanında derinlikleri 1200 metreyi bulan 10 adet deniz dibi deprem ölçme cihazı ve 5 adet deniz dibi açılma ölçer cihazı çalışmaktadır. Bu cihazlarla 7/24 Marmara Denizi'ndeki depremselliği izleyebiliyoruz. Bu yoğunlukta bu kadar uzun süreli kesintisiz çalışmalar Türkiye'de ilk defa Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü tarafından gerçekleştirilmiş ve halen sürdürülmektedir. Çalışma kapsamında Kuzey Anadolu Fay Hattı'nın Marmara Denizi içerisinden geçen kısmı titizlikle incelenmiş ve bu fayın sismolojik özellikleri ortaya konulmuştur. Bu Fay Hattı'nın Marmara Denizi'ndeki her fay segmentinin farklı davranış gösterebildiği ve sismik enerjiyi farklı şekillerde biriktirdiği gözlenmiştir. Ayrıca, deniz tabanı istasyonlarında kaydedilen deprem sayısının, karadaki istasyonlarda kaydedilenlerden genel olarak iki kat daha fazla olduğu veri analizi ile anlaşılmıştır. Dolayısıyla, deniz tabanında yer alan istasyonlarla mikro düzeydeki depremler dahi rahatlıkla algılanabilmektedir."

Türkiye'de özellikle 1999 yılında meydana gelen iki büyük depremin ardından risk yönetiminde önemli bir deneyim kazanıldığını anlatan Özener, bununla birlikte deprem riskinin ülke çapında çok yaygın olması, sosyo-ekonomik koşullar ve depreme dayanıksız mevcut yapı stokunun fazlalığından dolayı hala katedilecek mesafenin olduğunu söyledi.

Son yıllarda gerçekleşen depremlere bakıldığında ülke olarak kriz yönetiminde oldukça başarılı olunduğuna işaret eden Özener, özellikle hızlı müdahale kapasitesinin geliştiğinin gözlemlendiğini belirtti. Özener, "Halk olarak da yine 1999 öncesine göre daha bilinçli olunduğuna inanıyorum. Vatandaş artık bir daire satın alırken depreme dayanıklılığını, güvenli olup olmadığını, şartnameye uygunluğunu sorgulamaktadır. Bununla birlikte, deprem eğitimi ve deprem sırası ve sonrasında yapılacaklar konusunda küçük çocuklardan başlayarak eğitimlerin yoğunlaştırılması gerekmektedir."değerlendirmesini yaptı.

İstanbul'un altyapı ve yapı stoku anlamında depreme hazırlıklı hale gelmesi için neler yapılması gerektiğine değinen Özener, "Bu konuda önemli boyutta maddi kaynak temin edilip yoğun ve bilinçli bir çalışma yapılırsa yaklaşık 15 yıl içerisinde İstanbul depreme hazır hale gelebilir. Bu konuda karar vericiler tarafından yapılmış olan açıklamaları baz aldığımızda da benzer bir hedef görülmektedir." ifadelerini kullandı.

Depremle mücadelenin bireyden başlayacağını anlatan Özener, "Bütün aile bireylerinin deprem öncesi, sırası ve sonrası neler yapılması gerektiğini bilmesi ve bu konuda bilinçli olması gerekir. Aile afet planı oluşturmamız gereklidir. Yapılarımızın kesinlikle dayanıklı ve güvenli olması sağlanmalıdır. Ayrıca, yapısal olmayan tehlikeler olarak nitelendirdiğimiz örneğin evimizin içinde bulunan ve deprem sırasında devrilerek bizleri yaralayabilecek, hatta can kaybına yol açabilecek eşyaların sabitlenmesi büyük önem taşımaktadır." şeklinde konuştu.

Türkiye'nin bir deprem ülkesi ve depremin bir doğa olayı olduğu gerçeğinin hiçbir zaman akıldan çıkarılmaması gerektiğini ifade eden Özener, şunları kaydetti:

"Ayrıca, depremi engelleme şansımız olmadığını ancak depremin zararlarını aza indirebilmenin elimizde olduğunu bilmeliyiz. Bu nedenle, vatandaşlarımızın bilinçli ve her an deprem olacakmış gibi hazırlıklı olması gerekmektedir. Depreme karşı dirençli bir toplum olmak için afet kültürümüzün yerleşmiş olması da en önemli koşullardan biridir. Özellikle ilk ve orta öğretimden başlayarak bu konuda eğitimlerin yoğunlaştırılması, toplumun deprem konusu ile ilgili farkındalığının ve bilincinin arttırılması sağlanmalıdır."

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı