• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Prof. Dr. Ebubekir Sofuoğlu, Ayasofya’nın açılışına ilişkin Akit’e açıklamalarda bulundu: Ayasofya ile dünyaya mesaj verdik

Sakarya Üniversitesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ebubekir Sofuoğlu, “Türkiye Ayasofya’yı açarak dünyaya ‘Bundan sonra bize yaptığınız her türlü gayri hukuki süreçleri de bu şekilde ortadan kaldıracağız’ mesajını vermiştir. Bu bir cevaptır” ifadelerini kullandı.

Yeniakit Publisher
2020-07-13 11:48:00 - 2020-07-13 11:49:17
Prof. Dr. Ebubekir Sofuoğlu, Ayasofya’nın açılışına ilişkin Akit’e açıklamalarda bulundu: Ayasofya ile dünyaya mesaj verdik

Sakarya Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ebubekir Sofuoğlu ile Ayasofya’nın açılmasıyla Türkiye’nin dünyaya hangi mesajı verdiğini ve Cumhurbaşkanımızın kararlılığını konuştuk.

-Ayasofya’nın açılması Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a nasip oldu. Bu konudaki duygu düşüncelerinizi alabilir miyiz?

Bir Hadis-i Şerif var ‘Nasıl yaşarsanız öyle ölürsünüz nasıl ölürseniz öyle haşrolunursunuz’ diye. Bu Hadis-i Şerif uyarınca Allah sizin yaşantınıza göre canınızı alıyor ve canınızı aldığı şekle göre de ahirette haşrediyor. Ayasofya’nın açılmasının Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a nasip olmasının da böyle bir yönü olduğunu düşünüyorum. İmam Hatip yılları ve siyasi hayatı boyunca ömrü İslam’a hizmetle geçmiş bir insanı konuşuyoruz. Ayasofya’nın kapatılmasından bugüne birçok Başbakan Cumhurbaşkanı geçmesine rağmen Ayasofya’nın açılması Sayın cumhurbaşkanımıza nasip oldu. Fatih Sultan Mehmet Han’ın ana gayem ilahi kelimetullahtır dediği gibi Sayın Cumhurbaşkanımızın da ömrü, hayatı İslam’a hizmetle geçtiği için Ayasofya’nın açılması da ona nasip olmuştur.

-Ayasofya açılma sürecinde batıyla aramız açılmasın diyen çatlak sesler çıktı. Bu kafaya dair ne dersiniz?

Bu konu son derece üzücü bir konudur. Müslümanlar haklarını hep bu sebeple kaybetmişlerdir. Batı ile aramıza soğuk mesafeler koymayalım. Batı ile aramızı açmayalım. Aramızda bir takım sorunlar varsa bunları müzakereler yoluyla aşalım şeklindeki anlayışlar bizim haklarımızı Batı nasıl istiyorsa onlara tebliğ edelim haklarımızdan vazgeçelim şeklindeki bir ifadenin sonucudur. Dikkat edin lütfen Tanzimat’tan beri batı ile aramızda aman sorun olmasın mantığıyla yaklaşarak birçok hakkımızı feda ettik. Sırbistan’ın başkenti Belgrad’ın savaşsız teslimi böyle bir şeydir. Romanya’nın kurulmasının önünün açılması böyle bir şeydir. Bunlar hep bizim topraklarımızdı. Girit adasının Yunanlılara teslimi süreci böyle bir şeydir. Ülkemizde millet-i sadıka denilen Ermenileri Türklere düşman eden yabancı okulların açılması taviz verilmesi yine böyle bir şeydir. Ülkemizde ırkçılık fikirlerinin sokulması yine böyle bir şeydir. Hep aman batı ile aramıza mesafe koymayalım. Batı zaten müzakere yaparak aramızdaki sorunları çözmeye yönlü hareket ediyor. Biz de müzakere edelim müzakerelere önem verelim. Savaşsız aramızdaki sorunları çözelim şeklindeki yaklaşımlarla hep kaybettik.

-Taviz vererek herhangi bir sorunumuz çözüldü mü?

Hiçbir sorunumuz çözülmedi. Milyonlarca kilometrekare toprağımız parça parça oldu. Batı ile sorunlarımız çözülmüş olsa belki şunu söyleyebilirsiniz. Yani evet zaman zaman bize Batı haksızlık yapsa da aramızdaki sorunlar bizim de istediğimiz şekilde çözümleniyor şeklinde bir sonuca ulaşabilirdik belki ama bizim istediğimiz şekilde hiçbir sonuca ulaşmadık.

-Aslında Türkiye, Erdoğan liderliğinde onurlu bir siyaset yürüterek haklarında ısrarlı olduğunu gösterdi. Bu duruşun sonuçları nasıl oldu?

Suriye’de PYD ile mücadele bunun örneğidir. Afrin’e girdik. Fırat Kalkanı ile Cerablus’a kadar El-Bab’a kadar indik. Tel Abyad, Ayn el Arab’a kadar girdik. Başkalarının topraklarını elimize geçirdik manasında bunları söylemiyorum. Biz bunları yaptık ve hiç ses çıkaramadılar. Niye haklıydık çünkü. Libya’da savaş baronu darbeci Generale karşı gerekeni yaptık. Fransa ile karşı karşıya geldik. Bunlar batıcıların ödünü patlatacak şeylerdi. Bakın bize hâlâ hiçbir şey yapamadılar. Şunun altını çizerek söylüyorum. Burası çok önemli. Güce orantılı cesaret göstermemiz gerekirdi bunu gösterdik. Tekrar söylüyorum güce orantılı cesaret gücünün üstünde bir cesaret değil. Gücün üstünde cesaret cesaret değildir. Mesela minareden atlamak aptallıktır. Ayasofya ile ilgili batı şunu yapar bunu yapar dediler. Ne oldu hiçbir şey olmadı. Bundan sonra Batıya karşı tavırlarımızı da aynı şekilde alacağız ve inşallah hiçbir şey olmadığını göreceğiz.

-Türkiye, Ayasofya’yı açarak bir anlamda dünyaya hangi mesajları vermiştir. Bundan sonraki süreçte hangi hamleleri yapacağının işaretini vermiştir?

Türkiye Ayasofya’yı açarak dünyaya “Bundan sonra bize yaptığınız her türlü gayri hukuki süreçleri de bu şekilde ortadan kaldıracağız” mesajını vermiştir. Bu bir cevaptır. PYD ile mücadele çerçevesinde terör örgütü ile mücadele çerçevesinde Suriye’ye girdik terör örgütünün yuvalarını dağıttık. Bu bağlamda yine Irak’ın kuzeyine operasyon yaptık buradaki terör yuvalarını dağıttık. Bu da bir cevaptır ve bize yaptığınız her türlü hainliğin karşılığını vereceğiz demektir. Gayri hukuki şekilde saldırgan olacağız manasında söylemiyorum gayri hukuki her hamleye karşılık vereceğimizi gösterdiğimizi söylüyorum. Şimdi bu bağlamda Ege Adalarında Yunanlıların yapmış olduğu işgallere karşı Türkiye bir hazırlık içerisindedir. En azından Lozan’da silahsızlandırılması gereken adaların silahsızlandırılmadığını biliyoruz. Bu bağlamda Türkiye böyle bir hareket başlatacaktır. Bunun devamında mesela Batı Trakya’daki müslümanlar kendi müftülerini seçememektedir. Halbuki Lozan’da bu hak onlara verilmişti. Türkiye bunun da arkasına düşecektir. Misak-ı Millî’de çizilmiş olan yerlerin bir kısmı bizim sınırlarımız içerisinde değildir. Türkiye bunların da hakkını arayacaktır ve Mehmet Akif’in ifadesi ile vurulmuş zincirleri bir bir kırarak vatandaşının haklarını daha fazla genişletecektir. Yani bunu şu şekilde tekrar ifade edeyim saldırgan bir dış politika takip edelim manasında bunu tabii ki söylemiyorum sadece haklarımızı alalım ve haklarımızın yenilmesine asla müsaade etmeyelim kastettiğimiz şey budur. Türkiye bunun arkasından da gidecektir. Arkasından gittiğinde nasıl sonuç alındığını bütün dünyaya göstermiştir. Mesela bu bağlamda 1974’teki Kıbrıs Barış Harekatı 1959 ve 1960 Londra Zürih anlaşmalarından kaynaklı haklarımızın ihlal üzerine Türkiye oraya askeri müdahalede bulunmuştur ve bu adaletsizliği bu haksızlığa bu katliama bu zulme de son vermiştir. Bizi hiçbir güç Kıbrıs’a girdiğimiz yerden 1 santim geri itememiştir. Niye çünkü haklıyız. Garantör bir devletiz. Anlaşmalar çerçevesinde garantörlükten doğan hakkımızı kullandık. Hem haklı olup hem de sesini çıkarmamak bundan sonra daha fazla haksızlıklara maruz kalmakla eşdeğer bir şeydir. O yüzden Ayasofya bir örnekti. Bundan önce Suriye operasyonları bir örnekti. Kıbrıs Barış Harekatı bir örnekti. Bundan sonra da Türkiye kendisine dayatılan haksızlıklara karşı çıkacak bunların iadesini inşallah sağlayacaktır.

“İstanbul sözleşmesi toplumun lehine bir sözleşme değildir”

-Milletimiz, Ayasofya’nın açılmasıyla yaşadığı sevinci İstanbul Sözleşmesi’nin iptal edilmesiyle de yaşamak istiyor.

İstanbul Sözleşmesi iptal edilir mi?

İstanbul Sözleşmesi nesilleri bozan bir sözleşmedir. Bu konuda uzun uzun konuşmak mümkün ama sadece şu kadarını söyleyelim. İstanbul Sözleşmesinin kendi içinde bile kadına şiddeti çözme yönlü irade güçlü değildir. Evet aynen söylediğim gibi İstanbul Sözleşmesi’nin kendi metninde bile birinci hedef kadına şiddeti ortadan kaldırmak değildir. Birinci hedef toplumsal cinsiyet kavramını yerleştirmektir. Ben o sözleşmeyi sonuna kadar okudum ve kelime kelime hepsini saydım. Kadına şiddet kavramı İstanbul Sözleşmesi’nin içinde 22 yerde geçerken toplumsal cinsiyet kelimesi 23 yerde geçmektedir. Evet kadına şiddet kavramı geçmektedir doğru ama kadına şiddet kavramı İstanbul Sözleşmesinde bütün kavramların hepsinin üstünde bir yer bulmalıydı. Bakın toplumsal cinsiyet ve kadına şiddetin doğrudan hiçbir alakası yoktur. Toplumsal cinsiyet nedir biyolojik cinsiyetin zıddıdır. Allah-u Teala’nın yarattığı kadın-erkek diye tanımladığımız biyolojik cinsiyetin zıttıdır. Cinsiyetlerin değiştirilmesini hedefler. Bu bağlamda tpkı Ayasofya’nın camiye çevrilmesi gibi toplumsal cinsiyet eşitliği merkezde hareket edilen bu kanlı sözleşmenin derhal kaldırılması gerekir. Milletin beklentileri talepleri ısrarlı açıklamaları siyasetçileri de bu yönde hareket etmeye zorlayacaktır. İstanbul Sözleşmesi toplumun lehine bir sözleşme değildir. Toplumun aleyhine bir sözleşme ve milletin de artık seslerini demokratik bir şekilde dile getirmesi yükseltmesi gerekir. Bu işin sadece siyasetçiye yüklenecek bir tarafı yok. Israrlı talepler sonucunda İstanbul Sözleşmesinin de rahatlıkla kaldırılacağını düşünüyorum ve bunun da gerçekleşmesini bekliyorum. Zaten bu konuda da oldukça faydalı mesafelerde alınmış durumdadır ve kısa süre içerisinde bu sözleşmeden de çıkılacağını göstermektedir.

Yeni Akit Gazetesi

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

aziz

AYNEN DOĞRUDUR... BAZI İÇ-DIŞ ŞEBEKLER AMAN HA AB kızar, AMAN HA ABD yan bakar, AMAN HA DÜNYA(!?) NE DER vs vs diye AÇLIK OYUNLARI GİBİ VESAYET OYUNLARI oynuyor ve keyf alıyorlardı....HOCANIN MİSALİ BUNDAN SONRA SİZ DÜŞÜNÜN, KIVRANIN... KÖR OLUN DEMİYORUZ KÖR OLMAYIN DA GÖRÜN YENİ GÜÇLÜ BAĞIMSIZ YENİ TÜRKİYEYİ:))) (gerçi NANKÖRLÜK hiç tedavisi olmayan ruhsal körlük ama olsun)
  • Yanıtla

Tr.

La... Ne mesajı verecen,kimi ilgilendirir ki;boş işlerden kendine vazife çıkarma Tahrikçi prof..........Ulan orada Fatih Sultan beddua etmiş bunun vebali altında eziliyoruz demiyor,neymiş mesaj vermiş...
  • Yanıtla

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23

Bip İhbar Hattı