"Oğlum ben sert yazarım! Akit’ten başkası cesurca yayınlamaz"
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
Hayatı mücadeleyle geçti. Kalemi keskin, sözü tesirliydi. Şiirleri milyonlarca insana ulaştı, lafını hiç eğip bükmedi. Türk edebiyatının usta isimlerinden Abdurrahim Karakoç’un vefatının 8. sene-i devrindeyiz. Milletimizin büyük sevgisine mazhar olan Karakoç, uzun yıllar Akit’te de cesur yazılar kaleme aldı. ‘Üstad’ı, vefatının yıl dönümünde oğlu Prof. Enderhan Karakoç ile konuştuk.
,Hayatı mücadeleyle geçti. Kalemi keskin, sözü tesirliydi. Şiirleri milyonlarca insana ulaştı, lafını hiç eğip bükmedi. Türk edebiyatının usta isimlerinden Abdurrahim Karakoç’un vefatının 8. sene-i devrindeyiz. Milletimizin büyük sevgisine mazhar olan Karakoç, uzun yıllar Akit’te de cesur yazılar kaleme aldı. ‘Üstad’ı, vefatının yıl dönümünde oğlu Prof. Enderhan Karakoç ile konuştuk.
Türkiye’de yediden yetmişe herkesin sevdiği, şiirlerini ezbere okuduğu bir isim Abdurrahim Karakoç. Siz her zaman en yakınındaydınız. Bu denli büyük bir sevgiye mazhar olmasının sırrı neydi?
Babam Abdurrahim Karakoç her zaman ne yazmışsa ne söylemişse o şekilde yaşadı. Az konuşur, düşüncelerini yazıya, şiire döker ve tıpkı konuştuğu gibi söylediği gibi yaşardı. Ömrünün hiçbir anında aşırılığa kaçtığına ben şahit olmadım. Sadece Allah düşmanlarına karşı duruşunu aşırılık olarak değil de, işte bu büyük sevginin kaynağı olarak görürdü. Hatta bir keresinde hastane yatağında, “Ne çok sevenin sayanın var, beş dakika boş geçmedi günün” dediğimizde, “Onlara beni Allah sevdiriyor, Allah göndermese onlar gelemez” diyerek de bu büyük sevginin kaynağını söylemiştir.
Abdurrahim Karakoç, gazetemiz yazarıydı. Bir konuşmasında Akit’te kendisine hiç müdahale edilmediğini, yazılarının virgülüne dahi dokunulmadığını belirtmişti. İstediğini yazdığını, gazetenin kendisine özgür bir ortam sunduğunu söylemişti. Abdurrahim Karakoç’un yazarlığı hakkında ne dersiniz?
Babam içindeki duyguları, hisleri, şiir ve yazılarla ifade etmiştir. Yazmak, babamın mücadelesinde ve mesajları aktarmasında her zaman bir araç oldu. Akit gazetesinde yazması da sizin de ifade ettiğiniz gibi özgürce yazılarını yazabilmesinden, müdahale olmamasındandır. Özellikle tüm ailenin de şahit olduğu ve bizim de kendisine “neden Akit gazetesi” diye sorduğumuz dönemlerde, tırnak içinde belirtmek istiyorum ki; “Oğlum ben yazılarımı sert yazarım. Benim bu yazılarımı cesurca yayınlayacak başka bir gazete yoktur” şeklinde ifadesi olmuştur.
Müslümanlık ve Türklükten gurur duyardı
Abdurrahim Karakoç İslam dünyası ve Türk dünyasının sorunlarına karşı da çok duyarlıydı. Bu konuda neler söylersiniz?
Her zaman Türklük ülküsünden ve Müslümanlık vasfından gurur duyardı. Türk ve Müslüman olduğu için şükrederdi. İslam öncesi ve sonrası atalarına da muhabbeti vardı. Türk Milletini İslam’a hizmet ettiği için ayrıca severdi. Gerek soydaşlara gerekse Müslüman dünyasına karşı işlenen zulümlere her daim duyarlı olmuş ve dertleriyle dertlenmiştir. Bunu da gerek yazılarında gerekse şiirlerinde dile getirmiştir.
Mesela Azerbaycan topraklarında yaşanan Ermeni mezalimi karşısında yazmış olduğu, Karabağ’a Ağıt şiiri soydaşların ve dindaşlarımızın gönüllerine bir su serpmiştir. Kırım için yazmış olduğu şiirler, ülkemizde Müslümanlara zulmedildiği dönemlerde yazdığı şiirler insanlara tutunacak bir dal, bir umut olmuştur. Zira ‘Hak Yol İslam Yazacağız’ şiiri bir dönem marş şeklinde söylenir olmuştur. Bütün bu duygu ve hissiyatı ‘Müslüman umutsuz olmaz’ düsturuyla hareket edip Türk milletinin dürüstlüğü, cesareti, emperyalist politikalara karşı direncinin iradi dayanağı ile harmanlayıp yeniden İslam’ın bayraktarlığını yapacağı günlere olan inancı ile her daim yaşamıştır.
İncitmezdi ama kızarsa direkt yüzünüze söylerdi
Karakoç da Akif gibi gerçekten bir karakter abidesi. Şahsiyeti hakkında ne söylersiniz?
Şahsiyeti ve karakterinin oluşmasında ailesinin hem anne hem baba tarafından o dönem şartlarında kültürlü ve aydın bir aileden gelmesinin etkileri göz ardı edilemez. Her iki taraftan da dedelerinin okur yazar olması, babasının evlatlarının eğitimi üzerinde titizlikle hareket etmesi, çok küçük yaşlarda zekâsı ve sezgileriyle diğer kardeşlerden ayrılması, kendisinin de bu sağlam temel üzerine gerek merak ve ilgiden gerekse kendini geliştirmek adına yaptığı okumaları, düşünmeleri, sorgulamaları da önem arz eder. Hatta bir keresinde gençlik okumalarının yoğunluğunu anlatmak için “Ben sizin bir yılda okuduğunuzu bir günde okurdum” ifadesiyle bizzat belirtmiştir. Gerek babasının terbiye ve tedrisatı gerek kendi okumaları ve gerekse yaşadığı dönemin şartları Abdurrahim Karakoç’u Abdurrahim Karakoç yapmıştır.
Nasıl bir eğitim metodu vardı. Nasıl bir babaydı? Evladının gözüyle bize Abdurrahim Karakoç’u anlatır mısınız?
Bizleri yetiştirirken belirli çizgileri her daim vurgulardı. “Bunlar nedir” derseniz; Vatan sevgisi, Allah sevgisi, dürüstlük, adalet gibi geçerli olan ilkeleri yaşamış ve bunları örnek olarak yansıtmıştır. Belirli metotları vermiş olmasına rağmen eğitim konusunda detaya girmemiş ve bizi serbest bırakmıştır. Baskıcı değildi.
Son derece demokrat, fazla eleştirip yüz göz olmayı sevmeyen fakat bol bol sohbet eden, sohbetlerinde de sizi inciten bir dil kullanmazdı. Şayet kızmışsa yüzünüze karşı direkt söylerdi. Genel olarak ev halkına karşı yumuşak sözlüydü. Sohbetini dinlemek bizim için bir bulunmaz bir keyifti.
Adaletin, liyakatin olduğu bir Türkiye özlemi vardı
Abdurrahim Karakoç dünya görüşünden taviz vermedi. Kimseye yaranma derdi olmadı. Buna rağmen Aşık Mahzuni gibi Musa Eroğlu gibi sol kimlikli sanatçıların kendisine özel saygı gösterdiğini ve muhabbet beslediklerini biliyoruz. Bu konuda neler söylersiniz?
Bazı değerler vardır ki dünyada herkes için geçerlidir. Kişi hangi ideolojiyi benimsemiş olursa olsun dürüst ve vatanperverse her zaman üstünlük görür. Kendi üzerinde üstünlük vasfını taşıyana da kim olursa olsun bunu bilen o kişiye hakkını teslim eder. Babam Abdurrahim Karakoç’un da bu bakımdan farklı ideolojilerdeki insanlar üzerinde ona hakkını teslim eden ve gerek kaleminin büyüklüğü gerekse hayata karşı eğilip bükülmeyen dik duruşu karşısında saygı ve hürmetle yaklaştıklarını hem hayatta iken hem de vefatından sonra gördük ve görüyoruz. Bunu kendi mecralarında da yansıtıyorlar.
Abdurrahim Karakoç’un Türkiye idealinden bahseder misiniz. Nasıl bir Türkiye özlemi içindeydi?
Hepimiz gibi vatanını seven, hakkın, hukukun, adaletin, merhametin, liyakatin olduğu bir Türkiye özlerdi. Haksızlığa ve zulme şahitlik ettiği dönemleri hatırlar birlik beraberliğin olacağı ülküsünü taşıdığı o günleri güzellikleriyle anlatır ve hatırlardı. Son anına kadar bu özlemleri doğrultusunda en ufak haksızlığa karşı makam mevkisine bakmadan zulmün geldiği kişilere karşı da gücü olan kalemini kullanmaktan çekinmezdi. Onun dünya ile ilgili bir beklentisi olmadı, kendisi ile ilgili bir algısı da olmadı, her zaman vatan duygusu ve Müslüman vasıflarının davasını güttü.
Abdurrahim Karakoç’un oğlu olmanız dolayısıyla yaşadığınız bir hatıranızı paylaşır mısınız?
Babamın memleketimiz Elbistan/Ekinözü’ne seyahati ile ilgili bir hatıram var. Babamla evde yine bir gün sohbet ederken memlekete dair özlemlerinden bahsetmeye başladı. Dostlarına dair anılarından, dağlardan, gezdiği yerlerden bahsederken aslında tekrar oralara gitmek isteğini söylemek istiyordu. “Baba ben seni ne zaman istiyorsan götürebilirim” dediğimde “Gerçekten götürür müsün” dediğindeki o mutluluk beni çok etkilemişti. Çünkü babam hiç kimseden evladından dahi bir şey talep etmezdi. Babam, ben, kızım ve yeğenim ile 2011 yılında sohbetler ve hatıralarla dolu bir yolculuk gerçekleştirdik. Meğerse bu babamın ve benim de babamla memleketimize son seyahatimizmiş, bilemezdik. Şimdi iyi ki bütün işimi gücümü bırakıp gitmişiz diyorum. Bu hatırayı özellikle babamın hassas kişiliğini anlatmak için nakletmek istedim. Dediğim gibi babam hayatı boyunca hiç kimseden doğrudan bir şey istememiştir. ‘Ben bir çay demleyeyim de içelim’ derken aslında ‘çay demleyin’, ‘Camdan dışarı izlemek ne güzel’ derken ‘Yatağı oraya mı alsanız’ derdi.
Gönül birlikteliği kurduğu dostları da vardı
Karakoç’un yakın dostları kimlerdi? Dostlarıyla ilişkileri nasıldı?
Hayatı boyunca insani ilişkileri hep sağlam olmuştur. Her yaştan insanla gayet düzgün muhabbeti vardı. Ben çoğunu bilemeyebilirim. Aklıma ilk gelenler; Hasan Sağındık, Lütfi Şehsuvaroğlu, Ahmet Öztürk, Cemal Gören, Bayram Bilge Tokel, Mustafa Toygar daha çok yanında ve etrafında olan ve sıkça görüştüğü kişilerdi. Babamın çok geleni olurdu. Daha çok gönül birlikteliği kurduğu dostları da vardır elbette, biz hepsini tam olarak bilemeyebiliriz. Hepsinden Allah razı olsun, onları minnetle anıyorum, onun hayatında önemli bir yere sahiptiler.
Son olarak eklemek istediklerinizi alabilir miyiz?
Babam Abdürrahim Karakoç da diğer fikir insanları şair ve yazarlar gibi ülkemizin yetiştirdiği nadide değerlerdir. Fikir insanlarının günümüz gençliğine daha fazla tanıtılıp ideoloji ve davaların onlar üzerinden yeniden anlatılması gerekmektedir. Buna ihtiyaç var. Ailelere, topluma, kurumlara ve devlete de düşen görevler var. Son olarak, böyle bir babanın evladı olmaktan her zaman gurur duydum. Her daim gururlandıracak işler yapmış olması bizi kendisinin hayata karşı duruşu çerçevesinde bir konuma getirdiği için de ayrıca minnettarım. Allah razı olsun. Mekanları cennet olsun.
