• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Nükleer enerji ertelenemez bir ihtiyaç

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi: Güncelleme Tarihi:
Nükleer enerji ertelenemez bir ihtiyaç

İTÜ Enerji Enstitüsü Nükleer araştırmalar Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Erol Kam, Türkiye’nin ihtiyacının, nükleer teknoloji üreten bir ekosistem olduğunu belirtti.

 SEBAHATTİN AYAN  İSTANBUL 

Türkiye’nin nükleer enerji serüveni, yarım asrı aşan bir planlama, erteleme ve yeniden başlama sürecinin ardından somut bir üretim aşamasına taşındı. 1970’li yıllarda gündeme gelen ancak uzun süre çeşitli siyasi ve ekonomik nedenlerle hayata geçirilemeyen projeler, bugün Mersin’de inşa edilen Akkuyu Nükleer Güç Santrali ile yeni bir döneme girdi. Enerjide dışa bağımlılığı azaltma, arz güvenliğini güçlendirme ve 2053 net sıfır emisyon hedefi doğrultusunda düşük karbonlu kaynaklara yönelme stratejisi, nükleer enerjiyi Türkiye’nin uzun vadeli enerji politikalarının merkezine yerleştirdi.


 

Ancak Ankara’nın hedefi yalnızca santral kurmakla sınırlı değil. Türkiye, nükleer alanda teknoloji üreten, yüksek kalite standartlarını içselleştiren ve güvenliği kurumsal kültür haline getiren bir sanayi ekosistemi oluşturmayı amaçlıyor. Bu vizyonun merkezinde ise “nükleer teknopark” modeli yer alıyor. Üniversite–sanayi iş birliğini nükleer mühendislik, radyasyon teknolojileri, izotop üretimi, siber güvenlik ve kalite yönetimi gibi alanlarda derinleştirmeyi hedefleyen bu model; Ar-Ge, test, sertifikasyon ve ticarileştirme süreçlerini tek bir güvenli inovasyon platformunda buluşturmayı öngörüyor. Bu kapsamda İstanbul Teknik Üniversitesi Enerji Enstitüsü Nükleer Araştırmalar Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erol Kam, ile son dönemde daha sık gündeme gelen “Nükleer Teknopark” kavramının ne anlama geldiğini, dünyadaki benzer örnekleri, sağlık ve sanayiden siber güvenliğe uzanan etkilerini ve Türkiye için neden kritik bir zamanlamaya işaret ettiğini konuştuk.


 

Son dönemde “Nükleer Teknopark” kavramı daha sık duyuluyor. Nükleer Teknopark nedir?

Nükleer Teknopark, nükleer enerji ve radyasyon teknolojileri alanında çalışan kurumları bir araya getiren özel bir teknoloji ekosistemidir. Sadece bir kampüs ya da bina değildir. Amaç, bilimsel bilgiyi güvenli şekilde ürüne ve sanayi kapasitesine dönüştürmektir. Yani hem yenilik üretir hem de güvenliği en üst düzeyde tutar. Nükleer alan sıradan bir teknoloji alanı değildir. Bu nedenle klasik teknoparklardan daha disiplinli ve düzenlemelere tam uyumlu bir model gerektirir.


 

Nükleer enerji zaten santrallerde kullanılıyor. Teknoparka neden ihtiyaç var?

Bir ülkenin nükleer gücü sadece santral kurmakla ölçülmez. Asıl güç, o teknolojiyi anlayabilmek ve geliştirebilmektir. Daha da önemlisi, onu güvenli şekilde yönetebilmektir.

Eğer teknoloji üretmezseniz, dışa bağımlı kalırsınız. Yedek parçadan yazılıma, kalite standartlarından siber güvenliğe kadar pek çok alanda başka ülkelere ihtiyaç duyarsınız. Bu da uzun vadede hem ekonomik hem stratejik risk oluşturur. Nükleer Teknopark bu nedenle gereklidir. Amaç, Türkiye’nin sadece santral işleten değil; bilgi üreten, teknoloji geliştiren ve kendi uzmanlığını oluşturan bir ülke haline gelmesidir.


 

Bu model dünyada var mı? Uluslararası örnekleri nasıl?

Dünyada “nükleer teknopark” adı çok yaygın değil. Ama aynı işi yapan güçlü yapılar var. Amerika Birleşik Devletleri’nde bu rolü ulusal laboratuvarlar üstlenir. Fransa’da CEA gibi kamu araştırma kurumları öne çıkar. Birleşik Krallık’ta National Nuclear Laboratory benzer bir köprü kurar. Bu yapılar üniversiteyi, sanayiyi ve devleti aynı hedefte buluşturur.

Bu ülkeler nükleer teknolojiyi sadece elektrik üretimi olarak görmez. Sağlık için radyoizotop üretir. Yeni malzemeler geliştirir. Hidrojen gibi alanlara yatırım yapar. Dijital güvenliği de işin ayrılmaz parçası sayar.


 

Türkiye’nin de benzer bir kurumsal güce ihtiyacı var. Tek seferlik bir proje yaklaşımı yeterli olmaz. Sürekli araştıran, yetiştiren ve sanayiye teknoloji aktaran bir yapı gerekir. Kalıcı ve güven veren bir ekosistem ancak böyle kurulur.

Halk açısından bakarsak, bu proje günlük hayatımıza nasıl yansır?

Halk açısından bakınca, bu projenin etkisi sanılandan daha geniştir. Nükleer teknolojiler sadece elektrik üretimi demek değildir.


 

Kanser tedavisinde kullanılan bazı ilaçların üretiminde rol oynar. Gıda güvenliğinde sterilizasyon ve kontrol uygulamalarında kullanılır. Sanayide kalite kontrol ve ölçüm sistemlerinin temelini oluşturur.

Bir Nükleer Teknopark, bu alanlarda yerli Ar-Ge ve üretimi artırır. Bu da sağlıkta erişimi güçlendirir, sanayide kaliteyi yükseltir, maliyetleri daha yönetilebilir hale getirir. Sonuçta ekonomiye de katkı verir. En önemlisi, uzun vadede nitelikli ve yüksek katma değerli yeni iş alanları doğurur.


 

Güvenlik konusu halkın en çok merak ettiği başlık. Böyle bir yapıda güvenlik nasıl sağlanır?

Bu soru çok önemli. Nükleer alanda güvenlik bir tercih değil, zorunluluktur. Bu alan, uluslararası kurallarla yönetilir. Uluslararası Atom Enerjisi Ajansı’nın (IAEA) belirlediği güvenlik standartları vardır. Bu standartlar, tesislerin nasıl tasarlanacağını açıkça tarif eder. Denetimin nasıl yapılacağını da netleştirir. Olası bir acil duruma nasıl hazırlanılacağını da belirler.

Güvenlik sadece fiziksel önlemlerle sınırlı değildir. Bilgi güvenliği de işin parçasıdır. Siber güvenlik de aynı derecede önemlidir. Ayrıca çift kullanımlı teknolojiler ve ihracat kontrolleri gibi konular da uluslararası çerçeveye bağlıdır.


 

Bu nedenle bir Nükleer Teknopark’ın başarısı “hız” ile ölçülmez. Başarı, güvenli ve kurallara tam uyumlu şekilde büyümekle ölçülür.

 Çevresel etkiler konusunda ne söylemek istersiniz?

Bugün dünyada enerji seçenekleri “yaşam döngüsü” yaklaşımıyla değerlendirilir. Yani bir teknolojinin etkisine sadece çalıştığı an değil, tüm süreç boyunca bakılır. Üretimden işletmeye kadar. En sonunda atık yönetimine kadar.


 

Nükleer enerji düşük karbonlu bir kaynaktır. Ancak çevre açısından en hassas konu radyoaktif atıktır. Bu alanda uluslararası kurallar nettir ve bağlayıcıdır. Atık, belirli standartlara göre yönetilir. Süreç şeffaf olmalıdır. Çevresel ölçüm ve izleme de sürekli yapılmalıdır.

Bir Nükleer Teknopark’ın sürdürülebilirliği, bu disiplinin en baştan kurulmasına bağlıdır. Yani çevre izleme, atık yönetimi ve açık iletişim sonradan eklenen işler değil, tasarımın temel parçası olmalıdır.


 

– Türkiye açısından zamanlama neden önemli?

Çünkü hedefler artık net ve takvimli. Türkiye’nin enerji planlarında nükleer enerji önemli bir yer tutuyor. 2053 net sıfır hedefi de düşük karbonlu dönüşümü zorunlu kılıyor. Akkuyu Santrali devreye girdikçe Türkiye fiilen “nükleer işletmeci” ülke konumuna geçiyor.

Bu aşamada sadece santral çalıştırmak yetmez. Teknoloji üretme kapasitesi de kurmak gerekir. Aksi halde uzun süre “kullanan ama geliştirmeyen” tarafta kalırız. Bu da stratejik açıdan yeterli ve güvenli bir konum değildir.


– İnsan kaynağı konusu ne kadar kritik?

Belki de en kritik konu budur. Nükleer alan sadece mühendislikten ibaret değildir. Radyasyondan korunma uzmanları gerekir. Kalite ve uygunluk uzmanları gerekir. Siber güvenlik ekipleri gerekir. Acil durum yönetimi ve güvenlik kültürü için de yetişmiş kadrolar şarttır.

Uluslararası kuruluşlar, bu alandaki insan kaynağı açığını yapısal bir risk olarak görüyor. Çünkü yetişmiş insan olmadan güvenlik de sürdürülemez, teknoloji de geliştirilemez.

Bu nedenle Nükleer Teknopark sadece Ar-Ge yapılan bir yer olmamalıdır. Aynı zamanda eğitim veren ve yetkinlik kazandıran bir merkez olarak tasarlanmalıdır.


 

– Son olarak, kamuoyuna vermek istediğiniz mesaj nedir?

Nükleer Teknopark bir “prestij” işi değil; ülkenin geleceğine dönük bir kapasite yatırımıdır. Enerji güvenliği, teknoloji bağımsızlığı ve iklim hedefleri birbirinden kopuk değildir. Hepsi aynı resmin parçalarıdır. Türkiye nükleer alanda kalıcı ve güçlü bir aktör olmak istiyorsa, sadece tesis kurmakla yetinemez. Bilgi üretmek zorundadır. İnsan yetiştirmek zorundadır. Güvenliği kurumsal bir disiplin haline getirmek zorundadır. Nükleer Teknopark, bu dönüşümü mümkün kılacak araçlardan biridir. Doğru tasarlanırsa, uluslararası standartlara tam uyumla işletilirse ve toplumla açık bir iletişim kurulursa; ekonomik, bilimsel ve stratejik olarak güçlü bir kazanım sağlar. Burada kritik olan hız değil, istikrarla ve güvenle ilerlemektir.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23