“Mîde derdi olmasaydı, hiçbir kuş tuzağa düşmezdi!”
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
İnsanoğluna sayılı günler hâlinde lutfedilmiş olan hayat nîmeti, ilâhî bir imtihan vesîlesidir. Akıllı insan, bu kıymetli ve mahdut imkânı en güzel şekilde ve dolu dolu geçirmenin yollarını arar. Nitekim Hazret-i Ebû Bekir (r.a.) şöyle buyurmuştur: “Dünya, mü’minlerin pazarı; gece ile gündüz, sermâyeleri; güzel ameller, ticâret malları; cennet, kazançları; cehennem de zararlarıdır.”
Âhiret gününe kesin bir îmanla inanan bir müslüman, amel defterini hayırlarla doldurabilmek için hayat sermâyesini en verimli bir şekilde kullanmalı ve dâimâ amel-i sâlih gayreti içinde bulunmalıdır. Karşısına çıkan her türlü hayır imkânını Cenâb-ı Hakk’ın bir lutfu olarak değerlendirmeli, bulunmaz bir fırsat bilmelidir. İnsanların bâzı hayırlara iltifat etmediğine bakarak aldanmamalı, imkân bulabildiği her hayra koşmalıdır.
Nefsânî arzularının esiri olmuş bir insan, bütün dünyâ menfaatlerini kendisinde toplamak ister. Böylece Allâh’ın vaatte bulunduğu âhiret nîmetleri karşısında gâfil kalır. Cenâb-ı Hak, bu kullarını şöyle îkaz buyurur:
“Hayır! Doğrusu siz, çarçabuk elde edilen ve hızla geçen (dünya hayâtını ve nîmetlerini)seviyor/tercih ediyor, âhireti ise bırakıyorsunuz.” (el-Kıyâme, 20-21)
“Şu insanlar, çarçabuk ele geçen ve hemen zevâl bulan dünyayı seviyorlar da önlerindeki çetin bir günü (âhireti) ihmâl ediyorlar.” (el-İnsân, 27)
“Nefsini kötülüklerden arındıran, Rabbinin ismini zikredip namaz kılan, felâha erer. Fakat siz dünya hayâtını tercih ediyorsunuz. Hâlbuki âhiret, daha hayırlı ve daha bâkîdir (ebedîdir).” (el-A’lâ, 14-17)
HAYIRDA YARIŞMAK VE ACELE ETMEK
Sâdî-i Şîrâzî, insanı bâdirelerden bâdirelere sürükleyen bu hırs ve menfaatperestliği şu teşbîh ile hülâsa eder:
“Mîde derdi olmasaydı hiçbir kuş tuzağa düşmezdi.”
Mevlânâ -kuddise sirruh- da şu misâli verir:
“Nice balık vardır ki, su içinde her şeyden eminken boğazının hırsı yüzünden oltaya tutulmuştur.”
Dolayısıyla insan, dünyâlık telâşına kapılarak âhireti unutmamalıdır. Hayır işlerinin karşılığı, umûmiyetle âhirete kaldığından, nefs ve şeytan insanı aldatarak, bu hususta gaflete sevk etmektedir. Âyet-i kerîmede şöyle buyrulur:
“Her canlı ölümü tadacaktır. Yaptıklarınızın karşılığı (ecirleriniz) ancak kıyâmet günü size tastamam verilecektir. Kim cehennemden uzaklaştırılıp cennete konursa o, gerçekten kurtuluşa ermiştir. Bu dünya hayâtı ise aldatma metâından başka bir şey değildir.” (Âl-i İmrân, 185)
Allah Teâlâ, bu hususta kullarını ebedî kurtuluşa erdirecek yolun, hayırda yarışmaktan geçtiğini şöyle ifâde buyurur:
“…Hayır işlerinde yarışınız!..” (el-Bakara, 148)
“…Onlar hayırda birbirleriyle yarışırlar…” (Âl-i İmrân, 114)
“Rabbinizin mağfiretine ve takvâ sâhipleri için hazırlanmış olan göklerle yer genişliğindeki cennete koşun!” (Âl-i İmrân, 133)
Diğer bir âyet-i kerîmede Cenâb-ı Hak, hayırda yarışan kullarını şöyle müjdelemektedir:
“Sizi katımızda değerli kılacak ve Biz’e yaklaştıracak olan ne mallarınız ne de evlâtlarınızdır. Ancak îmân edip güzel ve hayırlı işler yapanların durumu başkadır. Onlara yaptıklarının kat kat fazlasıyla mükâfat verilecektir. Onlar cennet köşklerinde emniyet içindedirler.”(Sebe’, 37)
Rasûlullah -sallâllâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz de şöyle buyurur:
“Faydalı işler görmekte acele ediniz. Zîrâ yakın bir gelecekte karanlık geceler gibi birtakım fitneler ortalığı kaplayacaktır. O zamanda insan, mü’min olarak sabahlar, kâfir olarak geceler; mü’min olarak geceler, kâfir olarak sabahlar. dînini küçük bir dünyâlığa satar.”(Müslim, Îmân 186; Tirmizî, Fiten,30, Zühd 3; İbn-i Mâce, İkâme 78)
(İslam ve İhsan)