Meşrutiyete kadar çayı bilmezdik, sütümüz çorbamız vardı!
*Levanten, Fransızca; levantin; Özellikle Tanzimat sonrasında büyük liman kentlerinde yoğunlaşan ve ticaretle uğraşan gayrımüslimlere verilen ad. Halkın hafife alan küçümseyen isimlendirmesiyle “tatlı su frengi”.
Çay, peynir, zeytin ekmek ile yapılan “kahvaltı”nın 100. yılındayız. İkinci Meşrutiyet’e kadar sadece İstanbul’daki Balıtı seferathanelerde, konsolosluklarda ve levanten çevrelerde bilinen kahvaltı, ancak 1908 sonrası önce bizdeki “asrî konaklar”a girdi. “Asrîlik” moda olmaya başlamıştı. Moda kılık kıyafetten sabah sofrasına sıçramış; sütü çorbayı def edip yerine porselen demlikte İngiliz, Fransız usûlü çay demleyip içmeyi getirmişti. Günümüzde “çağdaşlık” denilen asrîlik cumhuriyetle birlikte tepeden dayatılır oldu. Artık kılık kıyafet veya kahvaltı kesmiyordu. “Asrî Ankara” fırtınasından kabristanlar da nasibini aldı. Ahaliye cenazesini defin için şehrin dışına götürme zorunluluğu getirildi. Bu maksatla ayrılan arazinin etrafı yüksek taş duvarlarla çevrilip adına “Asrî Mezarlık” dendi..
Kahvaltı ile Anadolu’nun tanışması da Cumhuriyet ile oldu. Demokrat Parti’nin son döneminde bile halâ Ankara’nın en yakın köylerinde bile sabahları yenen temel gıda çorba, bazlama, süt, tuzlu tereyağ idi. Halk çayı ve kesme şekeri ancak şehirde görürdü. Rafine şekere zaten gücü yetmez, kendisi için üretilmiş içine dalgalı pembe renk katılmış “topak köylü şekeri” alabilirse hediye olarak sevinçle köyüne götürürdü. Çay büyük çapta ithaldi.