• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Körfez Ülkeleri Acilen Birleşmeli, Aksi Takdirde Gözünü Kan Bürümüş İki Liderin Gözü Bu Ülkelerde

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi:
Körfez Ülkeleri Acilen Birleşmeli, Aksi Takdirde Gözünü Kan Bürümüş İki Liderin Gözü Bu Ülkelerde

Alper TAN 'Körfez Ülkeleri Acilen Birleşmeli, Aksi Takdirde Gözünü Kan Bürümüş İki Liderin Gözü Bu Ülkelerde' başlıklı bir yazı kaleme aldı.

İşte Alper Tan'ın kaleme aldığı o yazı;

ABD Başkanı Donald Trump, hem ilk döneminde hem de ikinci seçiminin kampanyasında Amerikan halkına, “savaşlara karşı” olduğunu, dünyaya "barış getireceğini” vaad ederek oy istedi. Hatta sırf bu sebeple Nobel Barış Ödülünün kendisine verilmesini talep etti. Kendisinden önceki Amerikan başkanları tarafından, halkın vergilerinden toplanan 7-8 trilyon doların, bu sonu gelmez ve hiçbir faydası olmayan anlamsız savaşlarda heba edildiğini söyledi. Birçok yerden askerlerini çekeceğini, “America First” hedefiyle önceliği Amerikan halkının refahına ve kalkınmasına vereceğini ifade etti.

Şimdi bazı konuları kısaca hatırlayalım

Ukrayna Savaşı: Seçim öncesi Trump, “24 saatte bitireceğim” hatta “başkan olmadan önce çözeceğim” dedi. Seçildikten sonra yaklaşık bir buçuk yıl geçti, Ukrayna Savaşı bütün yıkıcılığı ile devam ediyor. Rusya saldırıları hiç durmadı. Vaad gerçekleşmedi.

Gazze / Orta Doğu Barışı: Savaşı “hemen bitireceğini,” barış getireceğini söylüyordu. Lakin İsrail saldırıları durmadı ve Trump, barış tesis etmek bir yana İsrail’in uyguladığı soykırıma, tıpkı kendisinden önceki Başkan Biden gibi destek olmaya devam etti. Büyük bir tantana ile güya bir “Gazze Barış Kurulu” oluşturuldu. Ama İsrail’in soykırım politikası var gücüyle devam ediyor. Gazze’de nispi bir sükunet olsa da hala gıda, ilaç ve diğer insani yardımların girişi çok kısıtlı. Barış gelmedi, çatışmalar sürüyor.


 

Seçildikten sonra İran ile doğrudan savaşa girdi. Haziran 2025’te 12 gün süren kanlı çatışmalar oldu. Yemen, Suriye, Somali gibi yerlerde bombalamalar arttı. Bölgede yeni çatışmalar eklendi.

Soykırımcı İsrail, elindeki binlerce Filistinli esiri idam etme konusunda parlamentodan karar çıkardı. İlaveten Batı Şeria’da her gün cinayet, gasp, işkence, yıkım, zulüm olanca hızıyla devam ederken, buradaki Filistin topraklarının da tamamen İsrail egemenliğinde olması konusunda yine parlamentodan yasa geçirdi.

İsrail, diğer taraftan da Lübnan’ı işgal ediyor. Her gün öldürüyor. Trump bu konuda bir iki kez cılız tepki gösterse de İsrail yoluna devam ediyor.

Venezuella barışı!

İsrail bunları yaparken ve Trump’ın Amerika’sı bu zalimliklere her türlü desteği verirken, Trump’ın kendisi de Venezuella’nın seçilmiş devlet başkanı Maduro ve eşini, bir gece haydutça yöntemlerle gasp edip kaçırdı ve bu ülkeyi de fiilen işgal altına aldı. “Venezuella’nın 40 trilyon dolarlık petrolü var ve bu bizim olacak” diyor. Ama Venezuella’ya “barış” getirdiğini ileri sürüyor.


 

İran’a özgürlük palavrası

Bununla hızını alamayan ABD ve İsrail yani iki haydut yönetim, birlikte 28 Şubat 2026’da İran’ı yeniden işgal ettiler. Buradan da petrolü istiyorlar, ülkenin egemenlik haklarını ortadan kaldıracak talepleri dayatıyorlar.

Trump’ın 8 yalanı!

Donald Trump, 8 barış anlaşması yaptırdığını ileri sürüyor. Azerbaycan-Ermenistan, Hindistan-Pakistan, Kongo-Ruanda, Tayland-Kamboçya gibi ülkeler arasında “barış” tesis ettiğini ve sorunları “çözdüğünü” söylüyor. Bunlar büyük ölçüde mevcut olmayan veya abartılı “savaşlar;” bazıları zaten önceden gerçekleşmişti, bazıları geçici ateşkes. Gerçek büyük savaşlar (Ukrayna, Gazze, Lübnan, İran) çözülmedi ve devam ediyor.

Görüldüğü gibi Trump’ın bütün “Barış” söylemleri “kuyruklu yalan”dan ibaret. ABD bütün geleneksel vahşetiyle kan dökmeye ve yalan söylemeye devam ediyor. ABD zalim ve acımasız olduğu için de dünyanın büyük çoğunluğu korku nedeniyle sesini yükseltip itiraz edemiyor.


 

ABD ve İsrail, Körfez’de yeni Şeytani planlar peşinde

ABD ve İsrail ikilisi İran’a saldırırken sık sık yaptıkları sahte bayrak operasyonlarıyla, bölge ülkelerini de İran’la savaştırmak için her çeşit alçaklığı denemeye devam ediyor. ABD ve İsrail saldırılarına karşılık veren İran, Suudi Arabistan, BAE, Katar, Kuveyt, Bahreyn ve Katar gibi ülkelerdeki ABD üslerini ve misyonlarını da vuruyor. Ama bu arada adı geçen ülkelerdeki sivil hedefler de ağır saldırılara maruz kaldı. Tahran, bu sivil hedeflere saldırıların ciddi bir kısmını üslenmedi ve “biz yapmadık” dedi. Peki bu saldırıları kim niçin yapmış olabilir?

ABD ve İsrail, sahte bayrak operasyonlarıyla Şİİ-SÜNNİ SAVAŞI çıkarmak istiyor

ABD ve İsrail, bölge ülkelerini İran’a karşı kışkırtıp büyük bir Şİİ-SÜNNİ SAVAŞI çıkartarak Müslümanları birbiriyle çarpıştırıp oluk oluk kan döktürerek ümmetin ebediyyen bir araya gelemeyeceği bir fitne peşinde koşuyor. Bu hedefe ulaşmak için de sahte bayrak operasyonlarıyla bu büyük savaşı başlatacak suni sebepler hazırlıyor. Böylece Müslümanlar birbirini yerken ABD ve İsrail bölgede rahata kavuşmuş olacak.


 

ABD ve İsrail medyasında, “BAE gizlice İran’a saldırıyor” veya “Suudi Arabistan gizlice İran’a saldırıyor” türünden yapılan haberler bu amaçla servis ediliyor. Son olarak Irak çöllerinde gizli bir İsrail askeri faaliyetinin bir çoban tarafından deşifre edildiği ortaya çıktı. Anlaşılıyor ki ABD ve İsrail bölge ülkelerinde hücre faaliyetleri şeklinde provakatif saldırılarla devletleri karşılıklı savaşa sokmak için uğraşıyor. Bu durum çok açık anlaşılıyor artık.

Körfez ülkeleri tuzağa düşmemeli!

İran’a savaş açılmadan önce Körfez ülkelerinin hepsinde ABD askeri üsleri, hava savunma sistemleri, bölgede konuşlu uçak gemileri vardı. İran bu ülkelere saldırırken ABD, İsrail dışında hiçbir Körfez devletini korumadı. BAE gibi zengin devletler 2 ayda tükenme noktasına düştü.

ABD muhtemelen şimdi “Sizi korumak için daha büyük askeri yığınak yapmamız, daha fazla üs kurmamız gerekir” diyecek ve elbette bunun trilyon dolarlık sahte faturalarını da bu ülkelere ödetmek isteyecektir. Körfez ülkeleri bu tuzağa düşer ve buna aldanır, kabul ederlerse, egemenliklerini de ülkelerini de onurlarını da kaybederler.

ABD, bu ülkeleri işgalle bile tehdit etse bu tehditlere boyun eğilmemelidir. Eğer Körfez topraklarında, ABD üsleri bulundurmasalardı İran onlara saldırma cesareti gösteremezdi. Körfez devletleri zalim ABD’ye topraklarını açarak kendilerini hedef haline getirmiş oldular. Tıpkı ABD’ye güvenen Gürcistan ve Ukrayna’nın Rusya’ya hedef olup ülkelerini ateşe attıkları gibi.


 

Suudi Arabistan istihbarat teşkilatının eski genel direktörü ve eski büyükelçi Prens Türki el-Faysal Şarkul Avsat Gazetesi’nde yayınladığı makalede İsrail'in Körfez devletlerini içine çektiği tuzağı ve Veliaht prensin diğer Körfez ülkelerine verdiği güvenlik taahhüdünü şöyle ifade etmişti:

"Eğer İsrail’in bizi İran ile savaşa sürükleme planı başarılı olsaydı, bölge büyük bir yıkım ve felakete sürüklenecekti. Hiçbir çıkarımızın olmadığı bir savaşta binlerce evladımızı kaybedebilirdik. İsrail ise bölgeye kendi iradesini dayatmayı başaracak ve çevremizdeki tek belirleyici aktör olarak kalacaktı."

"Veliaht Prens, tüm Körfez ülkelerine güvenliklerinin Suudi Arabistan’ın güvenliği olduğunu açıkça ifade etti ve güvenlik ile istikrarlarını korumak için atacakları her adımda Krallığın yanlarında olacağını vurguladı. Krallık, kardeşlerine verdiği söze her zaman sadık kalacaktır.”

Bölge ülkelerinin, İran yönetimi ile rekabeti veya ihtilafları olabilir ki vardır. Ama İran bizim komşumuz ve İran halkı da Müslüman kardeşlerimizdir. İran’la ihtilaflarımızı, zor ya da kolay, siyaset ve diplomasi ile çözebiliriz. İran halkı bizim düşmanımız olamaz ve bizim savaşımız İran’la değil. Bizim düşmanımız, var olan ABD yönetimi ve İsrail’dir; bizim savaşımız ABD ve İsrail iledir.


 

Körfez devletlerinin yapmaları gereken en acil şey, Pakistan-Suudi Arabistan arasında kurulan askeri ittifaka derhal dahil olarak nükleer şemsiyenin de olduğu sağlam bir güvenlik zırhına kavuşmaktır. Bu hazırdır ve hemen yapılması da mümkündür. Aksi halde Körfez ülkeleri, bütün varlıklarıyla ve zenginlikleriyle ABD ve İsrail vahşetine meze olmaktan kurtulamazlar.

Ümmetin güvenliği ve huzurunun tesisi için sözünü ettiğimiz Müslüman ülkeler askeri ittifakı çok hızla büyümeli ve derinleşmelidir.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23