İslam dini, insanın huzur, refah ve barışı için gönderilen bir dindir. Bu sebeple huzur ve barış esaslarını tesisi ederken diğer tarafta buna mugayir tehditleri de bertaraf etmeyi esas alır.
Dinin sahibi Yüce Allah, sadece insanın dünyada rahat etmesini istemez; asıl yurd olan ahirette de hak edeceği en güzel ikramlara mazhar olmasını ister.
Yani Allah Teâlâ, dünya ve ahiret saadetinin tesisini insanlardan talep eder. Bunun için de inanılması gereken esaslara iman edilmesini; namaz, oruç, hac ve zekât gibi ana ibadetlerin yerine getirilmesini emreder.
En büyük ve affedilmez günah olan şirke bulaşmamalarını, zina, hırsızlık, cana kıyma ve bunlara yol açan sarhoş edici her şeyden de nehyeder.
Bu ana ibadet esaslarının ve yasaklarının yanında bir takım emirler ve yasaklar daha getirir.
Mesela iman edenlerin kardeş olduğunu ve kardeşlik hukukuna riayet etmelerini emreder. Nitekim Hz. Peygamberin (s.a.s.) Medine’ye hicret ettiğinde ilk tesis ettiği sosyal uygulamalardan biri de İslam kardeşliğidir.
Yüce Allah, kardeşlik hukukunu, insan ve toplum huzurunu derinden sarsan ahlak dışı hareketlerden uzak durulmasını emreder.
Gıybet de ahlaki yozlaşmaların başında gelir. Allah Teâlâ bir müslümanın başka bir müslümanın gıybetini yapmasını yasaklar. Gıybet yapılmasını kardeşinin ölü etini yemeye benzetir.
“Ey iman edenler! ... Birbirinizin gıybetini yapmayın; herhangi biriniz, ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? Tabii ki bundan tiksinir! ...” (Hucurât 49/12) buyurur.
Resûlullah (s.a.s.), insanları cennete en fazla götürecek şey: “Allah’a saygı (takvâ) ve güzel ahlâktır”.
İnsanları cehenneme en fazla götürecek şey de: “Ağız ve cinsel organdır” buyurmuş. (Tirmizî, Birr, İbni Mâce, Zühd) Dolayısıyla yüce Allah gıybeti kesin yasaklarken Efendimiz (s.a.s.) de gıybet etmeyi yasaklamış buna asla müsamaha göstermemiş.
Resûlullah (s.a.s.) gıybeti şöyle tarif etmiş:
“Gıybet, din kardeşini hoşlanmadığı bir şey ile anmandır. Eğer söylediğin şey onda varsa gıybet ettin; yoksa, o zaman ona iftira ettin demektir,” buyurmuş. (Müslim, Birr Ebû Dâvûd, Edeb)
Bir gün Hz. Aişe, Safiyye annemizin gıyabında boyunun kısalığını ima etmişti. Peygamberimiz, “Ey Âişe! Öyle bir söz söyledin ki, eğer o söz denize karışsa idi onun suyunu bozardı” buyurmuştu.
Netice itibariyle, Kur’an’ı hayatına tatbik eden, Üsve-i hasene olan Peygamberi örnek alan hiçbir müslüman, başkasının gıybetini yapmaz ve yapmamalı.
Toplumun faydasına olmayan, kardeşlik ve dostluğu bitiren, hem sahibine hem de gıyabında konuşulana zarar veren, inciten boş davranışlardan şiddetle kaçınmalı.
Yüce Allah, “Kulak, göz ve gönül, bunların hepsi sorumludur.” (İsrâ 17/36)
“Onlar ki, faydasız işlerden ve boş sözlerden yüz çevirirler.” (Mü’minûn 23/3) buyurarak müminleri uyarıyor ve kurtuluş reçetesi olan mü’min kimliğine bürünmeye davet ediyor.