• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

İşte hazımsızlıklarının perde arkası! Türkiye'nin devreye girmesi planlarını altüst etti

Yeniakit Publisher
2020-08-17 17:38:00 -

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
İşte hazımsızlıklarının perde arkası! Türkiye'nin devreye girmesi planlarını altüst etti

Prof. Dr. Kemal İnat, Fransa'nın Doğu Akdeniz'deki saldırgan tavrıyla ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron'un her fırsatta planlarını bozan Türkiye'ye karşı derin bir nefret duyduğunu belirten İnat, Fransa'nın Doğu Akdeniz politikasının bu nefret çerçevesinde şekillendiğini ifade etti.

Sakarya Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Kemal İnat, Doğu Akdeniz'de yaşanan gelişmelere ilişkin önemli değerlendirmelerde bulundu. Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron döneminde Fransa'nın Doğu Akdeniz’e olan iştahının kabardığını belirten İnat, "Başta Libya olmak üzere, Suriye, Lübnan ve Kıbrıs gibi bölge sorunlarıyla yakından ilgilenen Paris’in bu çerçevede kendisine Yunanistan, Güney Kıbrıs Rum Yönetimi (GKRY) ve Mısır gibi bölgesel aktörlerin yanında Rusya, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Suudi Arabistan gibi bölge dışı müttefikler de edindiği, darbeci General Halife Hafter ve YPG/PKK gibi illegal aktörlerle işbirliğinden çekinmediği ve zor durumda kaldıkça Avrupa Birliği’ni (AB) de oyuna dahil etmeye çalıştığı görülüyor" ifadelerini kullandı.

İnat, Libya, Suriye, Kıbrıs ve Doğu Akdeniz meselelerinde "şımarık çocuk" tavrı takınan Macron'un bölgedeki hamlelerinin Türkiye ile Fransa'yı karşı karşıya getirdiğini ifade etti.

Fransa'nın Doğu Akdeniz politikasını anlamak için öncelikle bu ülkenin Avrupa Birliği içindeki konumuna ve Macron’un politik ajandasına bakılması gerektiğini belirten İnat, "Zira Paris’in Doğu Akdeniz’e yönelik müdahaleci ve agresif politikası Fransa’nın AB içindeki siyasi liderlik iddiası ve Macron’un siyaset tarzıyla yakından ilgili" dedi.

Fransa'nın Almanya'ya karşı liderlik yarışı içerisine girdiğini belirten İnat şu değerlendirmelerde bulundu:

"2017 yılında Cumhurbaşkanı seçilen Macron’un ABD ve Avrupa’daki aşırı sağ dalganın güçlendiği ve bu atmosferde Fransa’nın Avrupa’daki yönüne dair endişelerin yoğunlaştığı bir dönemde bu göreve geldiğini hatırlayalım. Aşırı sağcı Marine Le Pen’in Fransa’da cumhurbaşkanlığı koltuğuna oturmasının AB için doğuracağı sonuçlardan endişe eden uluslararası ve ulusal çevreler büyük bir seferberlikle inşa edilen yeni politik figür olan Macron’a seçimi kazandırmışlardı. Fransa’daki yerleşik merkez partiler bu seçimlerde yok olmanın eşiğine gelmişler ama aşırı sağcıların iktidarı elbirliğiyle engellenmişti. Fakat beş yıl sonra yeniden yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerinde aşırı sağcılar karşısında aynı sıkıntının yaşanmaması için Macron’a büyük bir sorumluluk düşüyordu. Fransa’yı Almanya’nın gölgesinden çıkarması gerekiyordu ama bunu AB’de kalarak başarmak zorundaydı. Zira pusuda bekleyen Le Pen’in yerleşik merkezi Fransız siyasetine en büyük eleştirisi, Fransa’nın Almanya’nın nüfuzu altına girdiği yönündeydi. Aldığı oyların yüksekliği bu eleştirinin Fransız toplumunda karşılık gördüğünü gösteriyordu. Le Pen’in cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki “Fransa’yı bir kadın yönetecek. Bu kadın ya ben olacağım ya da Merkel” şeklindeki sözleri Fransa’nın Almanya karşısındaki sorunlu pozisyonuna işaret ediyordu."

Fransa Almanya'ya karşı liderlik yarışına girdi

Macron'un kendisini Fransa'yı Almanya'nın gölgesinden kurtarıp Avrupa Birliği'ne yön veren bir aktör haline getirme misyonuyla göreve geldiğini düşündüğünü söyleyen İnat, "Bu konuda başarısız olması durumunda bir sonraki seçimlerde aşırı sağcıların Fransa’da iktidara gelmesi ihtimali ise Macron’un hem korkusu hem de şansı. Zira aynı korkuyu taşıyan Avrupacılar, başarılı olması için Macron’a ellerinden gelen desteği veriyorlar. Fakat büyük ümitlerle iktidara taşınan ve desteklenen Macron’un geldiği günden beri iç siyasette ciddi sorunlarla karşı karşıya olduğu ve özellikle Sarı Yelekliler diye adlandırılan protesto gösterilerinde Fransız toplumundaki meşruiyetinin ciddi yara aldığı görülüyor." değerlendirmesinde bulundu.

Macron'un iktidarı zayıfladı

Macron'un istediği reformları yapmadığını ve iktidarının ciddi manada zayıfladığını aktaran İnat, "İçeride yaşadığı bu sorunlar Macron’un gündemi iç politikadan dışarıya çekmek için adımlar atmasına ve Fransız dış politikasının zaten müdahaleci ve agresif olan çizgisini daha da belirginleştirmesine yol açtı. Ayrıca Fransa’nın dünya politikasında tekrar etkin bir aktör haline gelmesi için de Afrika ve Doğu Akdeniz’in zengin kaynaklarına erişim ihtiyacı da daha aktif bir dış politikayı gerekli kılıyordu. Bu noktada, Fransa ile Almanya’nın kendilerine nüfuz alanı oluşturmaya yönelik politikalarının ciddi şekilde farklılaştığını da ifade etmek gerekir. Finansal kapasitesi Paris’e göre çok daha gelişmiş olan Berlin bu politikayı daha çok ekonomik, kültürel ve siyasi araçları kullanarak uygularken, bu konuda daha geri durumda olan Paris’in daha çok askeri araçları devreye sokmaya çalıştığı görülüyor. Müdahale araçlarında söz konusu olan bu farklılaşmanın AB dışında Fransa’nın, içinde ise Almanya’nın daha agresif bir imajı olması sonucunu doğurduğu tespitini yapmak mümkün." ifadelerini kullandı.

Fransa'nın Libya planları boşa çıktı

Bu kapsamda dış politikada daha aktif olmaya çalışan Fransa'nın Doğu Akdeniz'e yöneldiğini dile getiren İnat, Macron'un Libya meselesindeki tutumuna da değindi.

Macron'un Libya konusunda Avrupa Birliği üyesi olmayan ortaklarla hareket etmeye yöneldiğini belirten İnat, "Bu çerçevede Fransa’nın isyancı General Hafter’in arkasında Rusya, Mısır, BAE ve Suudi Arabistan gibi ülkelerle birlikte yer aldığını ve Trablus’taki Türkiye, Katar ve İtalya tarafından desteklenen Ulusal Mutabakat Hükümeti’nin (UMH) devrilmesi için çalıştığını görüyoruz." dedi.

Macron'un Libya'nın enerji kaynaklarının peşinde olduğunu aktaran İnat şunları söyledi:

"Fransız Enerji Şirketi Total’in Libya iç savaşı sırasında bu ülkenin önemli petrol ve doğalgaz sahalarındaki üretimini ve hisse oranlarını artırması Paris’in Libya politikasında hedeflediği faydalardan en önemlisini temsil ediyor. Coğrafi olarak kendisine yakın olan Kuzey Afrika’da Cezayir’in ardından Libya’yı da enerji tedariki konusunda en üst sıraya yerleştirmek isteyen Fransa bu şekilde başka bölgelere olan ihtiyacını ortadan kaldırmak istiyor. Libya enerji kaynakları üzerinde sağlayacağı kontrol Macron’un çok ihtiyaç duyduğu dış politika başarısını getirecek ve başta aşırı sağcı Le Pen olmak üzere iç politikadaki muhaliflerini susturacaktı.

Geçen yılın Nisan ayında Hafter güçlerinin Trablus’a karşı başlattıkları saldırıyla Fransa bu hedefe yaklaştığını düşünüyordu. UMH’nin devrilmesi ve Hafter’in Libya’nın tamamına hâkim olmasıyla birlikte Macron, bir başka Hafter destekçisi Putin’le masaya oturup bu ülkenin enerji kaynaklarını paylaşmayı ve muhtemelen Total’in ülkedeki en büyük rakibi olan İtalyan ENI şirketini de mümkün olduğunca saf dışı etmeyi planlıyordu. Diğer Hafter destekçileri BAE ve Suudi Arabistan’ın asıl hedefi petrol ve doğalgaz değil, Türkiye ve Katar tarafından desteklenen meşru hükümetin yerine Libya’da Mısır’daki Sisi yönetimine benzer bir yapının inşa edilmesi ve ülkede demokrasinin yerleşmesinin engellenmesi olduğu için onlar Fransa’nın Libya’nın enerji kaynaklarına yönelik hedefleri açısından bir sorun teşkil etmiyorlardı."

Türkiye'nin Libya'ya müdahalesi Macron'u çıldırttı

Türkiye'nin Ulusal Mutabakat Hükümeti'ne destek vermesiyle birlikte darbeci Hafter güçlerinin ağır kayıplar vererek işgal ettiği alanları terk etmesinin Hafter’e destek veren bütün ülkeler gibi Fransa’yı da oldukça rahatsız ettiğini kaydeden İnat, "BM tarafından desteklenen UMH’ye destek veren Türkiye gibi ülkelerin Libya konusunda meşru zeminde durması, buna karşılık kendilerinin isyancı Hafter’e destek verdikleri için uluslararası camia nezdinde gayrimeşru bir pozisyonda kalmaları Fransa ve diğer Hafter destekçilerinin hareket alanını kısıtladı. Ayrıca Türkiye’nin verdiği destek sayesinde Trablus’taki hükümeti devirme hedefinin neredeyse imkansız hale gelmesi ve UMH’nin Sirte ve Cufra kapılarına dayanmasıyla birlikte Hafter güçlerinin kontrolündeki petrol bölgelerinin tehlike altına girmesi bu ülkelerin endişelerini artırdı" yorumunda bulundu.

Libya'da Türkiye karşısında çaresiz kalan Fransa'nın daha fazla destek bulmayı ümit ederek Doğu Akdeniz'e yöneldiğini belirten İnat, bu kapsamda Fransa'nın Yunanistan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi'ne (GKRY) destek verdiğini ifade etti.

Yunanistan Başbakanı Kiryakos Miçotakis ve GKRY Lideri Nikos Anastasiadis’i Türkiye karşısında cesaretlendirme yoluna giden Macron'un diğer yandan bölgeye savaş gemileri göndererek gerilimi tırmandırmaya çalıştığını aktaran İnat, "Macron’un bir yandan da AB’yi devreye sokarak, Türkiye’yi geri adım atmaya zorlayacak yaptırım kararları aldırmaya çalıştığı da gözden kaçmıyor. Libya konusunda ilk zamanlarda tek başına hareket etmeyi tercih eden ancak Türkiye’nin desteği karşısında sıkıştığında AB’yi UMH’ye gidecek silahların engellenmesi için silah ambargosu kararı alması amacıyla devreye sokan Fransa, Yunanistan ve GKRY’nin Türkiye ile yaşadığı anlaşmazlık konusunda da yine hiç vakit kaybetmeden Brüksel’i devreye sokmaya çalışıyor." değerlendirmesini yaptı.

Macron Türkiye'ye nefret duyuyor

İktidarı boyunca başarısızlık üstüne başarısızlık yaşayan Macron'un Libya'da başarılı olmaya çok yakınken Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından engellendiğini belirten İnat bu durumun Macron'u ciddi manada çıldırttığını sözlerine ekledi.

Macron'un dış politikasının Türkiye’ye karşı duyduğu öfke ve nefret üzerine şekillendiğini ifade eden İnat, Macron'un kendi çıkarları doğrultusunda Avrupa Birliği'ni kullanmak istediğini belirtti.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.

Yorumlar

Ahmet

Fotoğrafa bakarmısın,adeta şöyle diyor; Bak koçum,sen daha çok toysun,öğrenecek çok şeyin var,gerçi zaten benzer ifadeleri dünya kamu oyunda sürekli söylüyor Macron denilen Napolyon müsveddesine de, ona da ancak böyle .. ... bakmak kalıyor!

Celil yağmuroğlu

Biz Başkanımızla gurur duyuyoruz AK Partiyi eleştiririz hataları olursa Başkan bile olsa, temenni ederiz ki Başkan 2023 kada Ak parti içindeki kriptoları temizler,
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23