1949’dan beri Pekin’in kontrolü altında bulunan bölgede Komünist ideoloji doğrultusunda uygulanan güvenlik, eğitim ve kültürel sistematik baskı ve uygulamalar, Uygur Türkleri başta olmak üzere yerel halkın kimliğini, dinini, nüfusunu darmadağın etmiş.
Sebahattin Ayan İstanbul
Komünist Çin Halk Cumhuriyeti yönetiminin, Doğu Türkistan’da yürüttüğü politikalar yeniden uluslararası kamuoyunun gündeminde. 1949’dan bu yana Pekin’in kontrolü altında bulunan bölgede, Komünist ideoloji doğrultusunda uygulanan güvenlik, eğitim ve kültürel dönüşüm programlarının; Uygur Türkleri başta olmak üzere yerel halkın kimliğini dönüştürmeyi hedefleyen Çin yönetimi İslam’ın kadim topraklarında sessiz bir asimilasyon ve revizyona imza atıyor. İnsan hakları örgütleri ve diasporadaki Uygur temsilcileri, bu süreci “revizyonizm” adı altında yürütülen sistematik bir asimilasyon politikası olarak nitelendirirken; Pekin yönetimi ise skandal uygulamaları “aşırıcılıkla mücadele” ve “bölgesel kalkınma” çerçevesinde savunuyor. Bölgedeki demografik yapıdan dini ve kültürel yaşama kadar birçok alanda yaşanan değişim, Doğu Türkistan’ın geleceğine ilişkin kaygıları derinleştiriyor.
SİSTEMATİK KİMLİK TASFİYESİ
Doğu Türkistan İnsan Hakları İzleme Derneği (ETHR) Araştırmacısı Yusuf Tusun, gazetemize yaptığı açıklamada, Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde 1949’dan bu yana süren politikaların, askeri kontrolü aşarak kültürel ve dini kimliği hedef aldığını söyledi. Bölgedeki sürecin 19. yüzyılın sonlarına uzandığını belirten Tusun, şunları anlattı: “Qing Hanedanlığı yönetiminin 1878’de bölgeyi kontrol altına alması ve 1884’te Xinjiang adının verilmesi sömürgeleştirme sürecinin başlangıcı oldu. Bu adlandırma, bölgenin tarihsel kimliğini silmeye yönelik siyasi bir kılıftı. Ancak Çin emperyalizminin bu ilk girişimleri, büyük ölçüde askeri düzlemde kalmış, bölgenin köklü sosyal ve toplumsal değerlerine nüfuz edememiştir. 1933 ve 1944’te kurulan cumhuriyetler bölge halkının bağımsızlık iradesini göstermiştir. Bağımsızlık ülküsünü kaybetmeyen Doğu Türkistanlılar, Çin emperyalizmine karşı başkaldırarak 1933 ve 1944 yıllarında iki kez cumhuriyet kurmayı başarmışlardır.
ZULÜM 1949’DA BAŞLADI
Ne var ki, 1944’te kurulan ikinci cumhuriyet, 1949’da yılında Çin Komünist Partisi’nin bölgeyi işgal etmesiyle tasfiye edilmiştir. Doğu Türkistan halkı için işgalin tarihi 1949 yılındaki bu ÇKP iktidarının bölgeye nüfuz etmesiyle başlamıştır. Çünkü bu tarihten itibaren işgal, sadece askeri bir kontrolün ötesine geçerek; bölgenin zenginliklerini hedef alan, halkın kültürünü kökünden değiştirmeye çalışan ve toplumun tüm değerlerini ÇKP ideolojisi ve Çin kültürü ekseninde dizayn etmeyi hedefleyen topyekûn bir imha sürecine dönüşmüştür. Günümüze gelirsek Özellikle 2015 yılında Çin Devlet Başkanı Xi Jinping tarafından gündeme getirilen Dinlerin Çinlileştirilmesi (sinizasyon) politikası yeni bir döneme işaret etmiştir. Pekin yönetimi, 76 yılı aşan bu sistematik işgal süreci boyunca, yerli halka işgali kabullendirmek ve ÇKP’yi bölgenin tek meşru sahibi olarak göstermek için her türlü baskı aracını kullanmıştır.
Dinlerin Çinlileştirilmesi
Bu politikanın ulaştığı son ve en radikal aşama ise, 2015 yılında Xi Jinping tarafından ortaya atılan Dinlerin Çinlileştirilmesi (Sinizasyon) girişimidir. Bu doktrin kapsamında Doğu Türkistan’da yürütülen faaliyetler, bir halkın kültürel genetiğini değiştirme girişimi olarak tarihe geçmektedir. Bu süreçte tarihsel revizyonizm, işgalin ideolojik cephanesi olarak işlev görmektedir. Bölgenin kadim Türk-İslam kimliği ÇKP tarafından tarihsel bir sapma olarak nitelenmekte ve kolektif hafıza sistematik bir şekilde tahrip edilmektedir. ETHR derneğinin 2025 verileriyle de desteklendiği üzere, bugün Doğu Türkistan’da yaşananlar basit bir yönetim krizi değil; tarihsel gerçeklerin tahrif edildiği, inancın kriminalize edildiği ve kadim bir kimliğin modern kolonyalizmin karanlığında yok edilmek istendiği bir Kızıl İşgal tablosudur.” - BİTTİ -