• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

İki ufuk güçlü Türkiye güçlü ordu

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi:
İki ufuk güçlü Türkiye güçlü ordu

Gazeteci ve Yazar Hüseyin Adalan 'İki ufuk güçlü Türkiye güçlü ordu' başlıklı bir yazı kaleme aldı.

İşte Hüseyin Adalan'n kaleme olduğu o yazı;

Bu yazı uzun olmayacak. Hatta diğer yazılarıma göre oldukça kısa olacak. Size çok fazla şey anlatmayacağım. Uzun uzun analiz içerikli hiç yazmayacağım. Sadece durduğumuz yeri anlatacağım. Bu yazıyı bunun için yazıyorum. Yazma vebali benimdir. Yazdım. Okuyup anlamak ve paylaşmak vebali ise sizindir.

Bu yazı yüce diriliş selamının başlangıcıdır.
Ufuk , zaman ve asırlardan bir selamdır.
Verdim:
Al, anla, anlat…


Yıl 2026…

Dünya tarihinin en garip zamanlarından birini yaşıyoruz.


 

Savaş var ama kimse savaş demiyor. Ordular yürüyor ama kimse savaş ilan etmiyor. Şehirler bombalanıyor ama kimse dünya savaşı demiyor.

Ama biz biliyoruz.
Çünkü bizim kitaplarımız var. Bizim kaynaklarımız var.
Öyle ki: “Resulullah’ın bize bıraktığı haberler var.”

Biz ( ümmet ) bu savaşı ilk defa görmüyoruz. Bu savaşın adı çoktan konmuş:
Melhame-i Kübra.
Büyük savaş.
Kanların birbirine karışacağı savaş. Orduların birbirini yiyeceği savaş. Ve insanlığın kaderinin yeniden yazılacağı savaş.


Dünyada olan hiçbir şey tesadüf değildir. Büyük savaşlar başlamadan önce devletler hazırlanır. Ordular yer değiştirir. Diplomatlar yeni yerlere gönderilir. İttifaklar yeniden kurulmaya başlar. Bugün dünya tam olarak bu aşamadadır. Ve dikkat edenler için bazı işaretler çok açıktır.

Düşünün:
Son aylarda Türkiye’nin attığı bazı adımlar sıradan değildir. Katolik dünyasının merkezi olan Vatikan’a yeni bir büyükelçi atanıyor.


 

Sn. Fahrettin ALTUN. Bu sadece diplomatik bir görev değildir. Çünkü İsrail saldırılarını genişlettikçe dünyada dini ve mezhepsel saflaşma hızlanıyor. Siyonist-Protestan blok ile Katolik dünyası arasındaki dengeler değişiyor.

Özetle bu değişim:
Katolikler ile Müslümanlar arasında yeni bir yakınlaşmayı doğuruyor.

Dikkat ediniz:
Aynı dönemde başka bir atama daha yapılıyor. Nükleer güvenlik uzmanı Sn. Prof. Mustafa KİBAROĞLU. Bu Türk Bilim İnsanı Viyana’ya, yani nükleer silahların denetiminin kalbine gönderiliyor. Bu da sıradan bir diplomatik hamle değildir. Çünkü büyük savaşlar sadece cephede değil…

Enerjiyle…
Teknolojiyle…
Ve nükleer dengeyle kazanılır.


 

Ama mesele sadece dış cephe değildir: “Unutmayınız.”

Asıl mesele:
İç cephedir.
Türk Devlet aklı bunu çok iyi bilir.
Tarihte bütün büyük savaşlar başlamadan önce devletler önce içeriyi tahkim eder. Özellikle bugün Türkiye’de yapılan bazı hamleler tam olarak bunu gösteriyor.

Milli Dayanışma ve Kardeşlik Süreci:
Birçok kişi bunun sadece iç politika olduğunu zannetti. Ama devlet aklı böyle çalışmaz.

Bu zorlu sürecin amacı:
İç cephede sükûnet sağlamaktır. Çünkü dışarıda savaş yaklaşırken içeride kavga edilmez. Devlet önce içeriyi sağlamlaştırır.
Sonra dış cepheye bakar.

Dikkat ederseniz İletişim Başkanlığı’na Sn. Burhanettin DURAN getiriliyor.


 

İçişleri Bakanlığı’na Sn. Ali YERLİKAYA atanıyor.
Adalet Bakanlığı’nda Sn. Yılmaz TUNÇ göreve geliyor.
Bu isimler tesadüf olamaz.
Aslında ilginç isimlerdi.
Bunlar kriz dönemlerinde devlet mekanizmasını sakin tutabilecek kadrolardır.

Sonrasında Sn. Dr. Devlet BAHÇELİ çıkar ve açıkça şunu söyler:
“Süreç hukuki düzenlemelerle devam edecektir.”
Yani devlet…
İç cepheyi tahkim etmektedir.

Tabi ki hikâye burada bitmez. Daha sonra İçişleri Bakanlığı’na Sn. Mustafa ÇİFTÇİ gibi geçmişinde “hafız” kimliği olan ve bölge hafızlık yarışmasında derecesi en yüksek köklü bir isim getirilir. Adalet Bakanlığı’na ise Sn. Akın GÜRLEK atanır.
Bu da başka bir mesajdır. Çünkü büyük savaşlar sadece sınırda verilmez.

Büyük savaşlar:
Devletin içinde de verilir.


 

Fakat devlet:
İçeride kontrolü kaybetmek istemez.

Şimdi bütün bu hamleleri yan yana koyduğunuzda ortaya ne çıkıyor?

Basit bir tablo değil.
Büyük bir hazırlık.
Dışarıda diplomatik hamleler.
Nükleer denge hazırlıkları.
İçeride toplumsal sükûnet.
Ve devlet mekanizmasının yeniden tahkimi.

“Yani mesele sadece Gazze değildir.”
Sadece İsrail değildir.
Sadece Ortadoğu değildir.
Dünya büyük bir kırılmaya doğru gidiyor.

“Daim: Ebedi Müddet Payidar Devleti Âli Türkiye Cumhuriyeti devleti”

Bu kırılmanın farkındadır.
Bu yüzden hazırlanıyor.

Sessizce.
Gösteriş yapmadan.
Ama adım adım.


 

Tam işte tam burada o “Kızılelma”
Resulullah’ın (SAV) haber verdiği o büyük savaş yeniden akla geliyor.

“Melhame-i Kübra.”

Unutmayınız ki:
Resulullah SAV bu savaşı bize asırlar önce haber verdi. O gün ne Amerika vardı. Ne Rusya. Ne nükleer silahlar vardı. Ne de bugünkü dünya düzeni. Ama Allah’ın Resulü SAV bir hakikati söyledi ve o hakikat bugün yavaş yavaş karşımıza çıkıyor.

Resulullah SAV şöyle buyurdu:
“Melhame-i Kübra olacaktır. Sonra Konstantiniyye fethedilecektir. Ardından Deccal çıkacaktır.”

Dikkat edilirse:
Resulullah SAV sıradan bir savaştan bahsetmiyor. Bir zincirden bahsediyor.

Büyük savaş.
Sonra büyük fetih.
Sonra büyük fitne.
Bu üç olay…
Aynı çağın içinde yaşanacaktır.

Kur’an bize her zaman mutlaka bir hakikati öğretir.


 

Allah şöyle buyurur:
“Onlar Allah’ın nurunu ağızlarıyla söndürmek isterler. Ama kâfirler istemese de Allah nurunu tamamlayacaktır.”
(Saff Suresi 8)

Bakın bugün dünyaya.
Gazze yanıyor.
Mescid-i Aksa kuşatma altında.
Müslüman şehirleri bombalanıyor.
Ama Kur’an bize şunu söylüyor:
Allah’ın nuru söndürülmeyecek.
Bu savaşın sonunda…
Nur galip gelecek.


 

Sözden ziyade:
Melhame-i Kübra’nın büyüklüğünü anlamak için Resulullah’ın başka bir hadisini hatırlamak gerekir.

Şah-ı Resul (sav ) şöyle buyurur:
“Melhame gününde insanlar üçe ayrılır. Bir kısmı kaçar, Allah onların tövbesini kabul etmez. Bir kısmı savaşır ve şehit olur. Bir kısmı ise galip gelir.”

Yani o gün:
İnsanlık üçe ayrılacaktır.
Kaçanlar.
Şehit olanlar.
Ve kazananlar.
O gün tarafsız kalmak mümkün olmayacaktır.

Ama Kur’an bize başka bir şey daha söyler.

Allah şöyle buyurur:
“Nice az topluluklar vardır ki Allah’ın izniyle çok topluluklara galip gelmiştir.”
(Bakara 249)

Bedir’de böyle oldu.
Üç yüz kişi…
Bin kişilik orduyu yendi.
Çünkü savaşın kaderini sayı değil…
Allah belirler.

Ya Hak!


 

Firavun dünyanın en güçlü adamıydı.
Orduları vardı. Hazinesi vardı. Sarayları vardı. Ama Musa’nın yanında ne vardı? Bir asa ve iman. Sonunda ne oldu? Firavun denizde boğuldu.

Peki ya Nemrud?
“O” dünyanın en güçlü kralıydı.
Lakin karşısında tek bir adam vardı. İbrahim.

O “Hazret-i İbrahim (Peygamber)”
Ve ateş…
Peygamber İbrahim’i yakamadı.

Roma!
Dünyanın en güçlü imparatorluğuydu.
Ama çöktü.

Moğollar!
Dünyanın en korkulan ordusuydu.
Ama dağıldı.


 

Sovyetler! ( SSCB )
Dünyanın yarısını kontrol ediyordu.
Ama bir gece dağıldı.
Hem de dört (4) saatte dağıldı…
İlginç değil mi?

Çünkü kural basit:
“Batıl büyük görünür.
Ama kalıcı değildir.”

Kur’an-ı Kerim ( Furkan Mushaf ) şöyle der:
“Hak geldi, batıl yok oldu. Şüphesiz batıl yok olmaya mahkûmdur.”
(İsra 81)


 

İşte Melhame-i Kübra:
Bu ayetin tarihteki en büyük tecellilerinden biri olacaktır.

Hak ile batıl:
Bir kez daha karşı karşıya gelecektir.

Ordular yürüyecek. Devletler çökecek. Sınırlar değişecek.
Ama sonunda:
Hak galip gelecektir.

Şöyle ki:
Biz bu savaşı merak edenlerden değiliz.
Biz bu savaşı bekleyenlerden değiliz.
Biz bu savaşın neresinde duracağımızı düşünenlerdeniz.

Çünkü asıl soru şudur:



O gün geldiğinde önemli olan, sen nerede olacaksın?

Büyük savaşlardan önce bazı milletler kader sahnesine çağrılır. Bazı devletler tarihin merkezine yerleştirilir. Bazı topraklar ise hesaplaşmanın meydanı olur.

Tarih boyunca bu böyle oldu.
Ve bugün…
Bir millet yeniden o sahneye çağrılıyor.
Asil, aziz, necip ve mümtaz Türk milleti.
Bunu biz söylemiyoruz.
Bunu tarih söylüyor.
Bunu coğrafya söylüyor.
Bunu mazlumlar söylüyor.
Bazen bunu düşmanlarımız bile söylüyor.


 

Çünkü dünyanın haritasına baktığınızda bir şeyi hemen görürsünüz.
İstanbul…
Anadolu…
Boğazlar…
Ortadoğu’nun kapısı.
Avrupa’nın kapısı.
Asya’nın kapısı.
Üç kıtanın kilidi.
En son bu kilidin anahtarı…
“Yüce Türk milletinin elindedir.”

Resulullah (SAV) Konstantiniyye için şöyle buyurmuştur:
“Konstantiniyye mutlaka fethedilecektir. Onu fetheden komutan ne güzel komutandır, onu fetheden ordu ne güzel ordudur.”

Bu hadis-i şerif sadece bir şehir hakkında değildir: “Uyanın!”

Bu hadis-i şerif:
Bir milletin kaderine yazılmış bir işarettir.
Ve o işaret…
Yüzyıllar sonra münevver ve muteber ceddin aba-i ecdat: “Fatih Sultan Mehmet’in eliyle gerçekleşmiştir.”
Ama mesele sadece bir fetih değildir.



Mesele:
“Bir yürüyüştür.”


Kahraman ırk Türk milleti tarih boyunca sıradan bir millet olmadı. Bir kavim değildi sadece. Bir sancak taşıdı. Bir düzen kurdu. Bir adalet inşa etti. Öyle ki, dünyanın en büyük devletlerinden birini kurdu.

Osmanlı.
“Devlet-i Âliyye”
Yani büyük devlet…

Üç kıtada hüküm sürdü.
Adaletle.
Kılıçla değil sadece.
Nizamla.


 

Bugün dünya yeniden karışırken izleyiniz:
Herkesin gözü yine aynı yere dönüyor.
Anadolu’ya.
Türkiye’ye.

Çünkü dünya şunu biliyor:
Ortadoğu yanarken…
Akdeniz kaynarken…
Kafkasya titrerken…
Bu coğrafyada bir güç dengesi varsa…
O güç Türkiye’dir.

“Yıldırımlar yaratan bir ırkın ahfadı.”

Bu şu demek:
Türkiye’nin attığı her adım dikkatle izleniyor.
Bir diplomat atanıyor…
Dünya konuşuyor.
Bir askeri hamle yapılıyor…
Dünya konuşuyor.
Bir açıklama yapılıyor…
Dünya konuşuyor.
Çünkü herkes biliyor.
Anadolu hareket ederse…
Dünya dengesi değişir.


 

Melhame-i Kübra dediğimiz büyük savaşın merkezinde Şam toprakları vardır.

Hadisler bunu söyler.
Ama Şam’a en yakın büyük güç kimdir?
Türkiye.
Anadolu.
Türk devleti.
Allah’ın yeryüzünde ki ordusu…

O gün bugün:
Türkiye’nin bugün yaptığı hazırlıklar sıradan değildir.
Savunma sanayi büyüyor.
Ordunun teknolojisi değişiyor.
İnsansız sistemler geliştiriliyor.
Uzay projeleri başlıyor.
Enerji hatları kuruluyor.
Diplomatik dengeler kuruluyor.
Bunların hiçbiri tesadüf değildir.


 

Çünkü devlet aklı uzun düşünür. Devlet aklı yılları değil, yüzyılları hesap eder.

Türk devlet aklı şunu çok iyi bilir:
Büyük savaşlar bir günde başlamaz. Yavaş yavaş yaklaşır ve hazırlık yapanlar ayakta kalır. Türkiye bugün tam olarak bunu yapıyor.

Hazırlanıyor.
Sessizce.
Gösteriş yapmadan.
Ama kararlı bir şekilde.
Çünkü Anadolu bu çağın sıradan bir ülkesi değildir.

Anadolu:
Tarihin düğüm noktasıdır.
Tüm mazlumların sığınağıdır.


 

İşte Melhame-i Kübra geldiğinde…
Dünya ikiye bölündüğünde…
Hak ile batıl yeniden karşı karşıya geldiğinde…
Bu toprakların sessiz kalacağını düşünenler…
Tarihi hiç okumamış demektir.

Özetle:
Şimdi tekrar dönüp bugüne bakalım.

Yıl 2026.

Dünya sessiz bir fırtınanın içinden geçiyor.
Savaş büyüyor.
Ama kimse “dünya savaşı başladı” demiyor.

Cepheler genişliyor.
Ama kimse “büyük hesaplaşma” demiyor.


 

Devletler silahlanıyor.
Ama kimse “son savaş yaklaşıyor” demiyor.

Ama dikkat edenler görüyor.
Çünkü bazı şeyler gözle değil:
“Akılla okunur.”

Bugün dünya gündemini yakından inceleyiniz:
Karadeniz kaynıyor.
Akdeniz geriliyor.
Kızıldeniz kapanıyor.
Ortadoğu yeniden çiziliyor.
Enerji hatları yeniden kuruluyor.
Ordular yeniden diziliyor.


 

Ve dünya:
Yavaş yavaş iki cepheye ayrılıyor.
Bir tarafta küresel sistem.
Bir tarafta direnen milletler.
Bir tarafta zenginlik ve güç üzerine kurulu düzen.
Bir tarafta iman ve direniş.
Bu sadece bir siyasi mücadele değildir.

Bu açık kartlar:
Tarihin en büyük hesaplaşmalarından biridir.

Dikkatli olunuz.
2026 yılı sadece bir takvim yılı değildir.

Bu yıl:
Dünya dengelerinin değiştiği yıldır.
Yeni ittifakların kurulduğu yıldır.
Eski düzenlerin çözüldüğü yıldır.
Ve devletlerin gerçek yüzlerini gösterdiği yıldır.


 

Bugün bazı devletler korkuyla hareket ediyor.
Bazıları panikle.
Bazıları ise:
Hazırlıkla.
İşte burada bir fark ortaya çıkıyor.
O fark:
“Türkiye”
“Türkler”

Bu asalet ve azamet:
Korkuyla hareket etmiyor.
Panikle hareket etmiyor.


 

Türkiye Cumhuriyeti:
Hazırlanarak hareket ediyor.
Bugün yüce Türk devleti sadece sınırlarını koruyan bir devlet değildir.
Bir merkezdir.
Bir denge noktasıdır.
Bir güç odağıdır.
Savunma sanayi büyüyor.
Yeni teknolojiler geliştiriliyor.
İnsansız hava araçları gökyüzünü dolduruyor.
Yeni savaş sistemleri kuruluyor.
Uzay projeleri başlıyor.
Enerji yolları kontrol altına alınıyor.
Diplomasi yeni bir dil kazanıyor.

Ama işte:
Asıl güç bunların hiçbiri değildir.
Asıl güç…
Bir milletin iradesidir.
Çünkü bir devletin gerçek gücü:
Tankları değildir.
Topları değildir.
Füzeleri değildir.


 

Bir devletin gerçek gücü:
Milletidir.

O büyük Türk milleti tarih boyunca:
Zor zamanların milletidir.
Tüm zamanların milletidir.

Malazgirt’te vardı.
Çanakkale’de vardı.
Trablusgarp’ta vardı.
Yemen’de vardı.
Kurtuluş Savaşı’nda vardı.


 

Küllerinden tekrar tüm ihtişamıyla dirilen gerektiğinde yeniden ayağa kalkmayı bilen yüce bir millettir.
En yüce diriliş meselesidir.

Bugün bazıları Türkiye’nin neden bu kadar dikkat çektiğini anlamıyor.
Ama dünya çok iyi biliyor.

Anadolu bir hareket ederse:
Dengeler değişir.

Anadolu ayağa bir kalkarsa:
Haritalar değişir.

Anadolu bir karar verirse:
Tarih değişir.


 

İşte bunun için:
Türkiye’nin attığı her adım izleniyor.
Her konuşması dinleniyor.
Her hamlesi hesaplanıyor.
Çünkü dünya biliyor.

Bu topraklar sıradan değildir.
Bu millet sıradan değildir.

Eğer “Melhame-i Kübra” gerçekten yaklaşıyorsa:

Bu savaşın kenarında duracak bir millet yoktur.

Tarih…
Bazı milletleri çağırır.
İşte o millet: “Türk milleti(dir)”
Tarihin çağırdığı en nadir milletlerden biridir.


 

Biz bir şeyi unutmayalım:
Bu topraklar sadece bir ülke değildir.
Bu topraklar bir emanettir.
Bir mirastır.
Bir davadır.
Bu topraklar…
Bin yıllık bir yürüyüşün merkezidir.

Ve o gün geldi.


 

Hak ile batıl yeniden karşı karşıya geldi.

Dünya yeniden ikiye bölündü.

Bazıları saklanacak.
Bazıları kaçacak.
Bazıları susacak.

Ama bazı milletler vardır…
Kaçmaz.
Türk milleti…

O milletlerden biridir.


 

Çünkü:
Biz tarih boyunca seyirci olmadık.
Biz tarih boyunca taraf olduk.
Biz tarih boyunca meydanda olduk.

Eğer Melhame-i Kübra gerçekten yaklaşmışsa:
Eğer dünya gerçekten büyük bir hesaplaşmaya gidiyorsa:
Eğer hak ile batıl yeniden karşı karşıya geliyorsa:
O gün geldiğinde, biz yerimizi biliyoruz.

Biz korkunun tarafında olmayacağız.
Biz susanların tarafında olmayacağız.
Biz bekleyenlerin tarafında olmayacağız.

Biz… ( Türkler )
Hak tarafında olacağız.


 

Bazı milletler vardır:
Tarihi izler.
Bazı milletler vardır:
Tarihi yazar.

İşte Türk milleti:
Tarihi yazan milletlerden biridir.

Melhame-i Kübra gerçekten yaklaşıyorsa:
Bizim cevabımız çoktan bellidir.
Biz buradayız.
Biz burada kalacağız.
Ve gerekirse…
Biz burada savaşacağız İNŞALLAH.

Sefer bizim:
“Zafer Allah’ındır.”

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23