• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

İfşa oldular! Şehit Bayram Ali Öztürk dosyasını Kemalistler ve FETÖ'cüler nasıl kararttı?

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi:

Milli İradenin Sesi Yeni Akit

Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.

⭐ Bizi Google'da Takip Et
İfşa oldular! Şehit Bayram Ali Öztürk dosyasını Kemalistler ve FETÖ'cüler nasıl kararttı?

Şehit Bayram Ali Öztürk suikastının arkasındaki karanlık ağlar tüm çıplaklığıyla deşifre edildi.

Şehit Bayram Ali Öztürk suikastının arkasındaki karanlık ağlar tüm çıplaklığıyla deşifre edildi.
Platform Başkanı Cumali Hisar’ın iş yerine bırakılan mermili tehditlere rağmen geri adım atmayan adalet arayışçıları; uluslararası istihbarat (Radev) bağlarından organize cami içi hücrelere kadar tüm karanlık noktaları İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na sunulacak "röntgen dilekçesi" ve yakında başlayacak büyük adalet yürüyüşüyle yeniden gündeme taşıyor.

TVNET ekranlarında dün akşam (16 Temmuz) saat 21.00’de yayınlanan özel program, Cumhuriyet tarihinin en karanlık sayfalarından birini, Şehit Bayram Ali Öztürk suikastını yeniden Türkiye gündeminin merkezine taşıdı. Şehit Bayram Ali Öztürk Platformu Başkanı Cumali Hisar ve Platform Avukatı Hamza Uçan çok konuşulacak çarpıcı açıklamalarda bulundu. 2006 yılından bu yana faili bilinse de azmettiricileri kasıtlı olarak karanlıkta bırakılan cinayete dair "röntgen" niteliğinde yeni deliller, dosyadan "buharlaştırılan" evraklar ve yabancı istihbarat izleri ilk kez bu kadar net bir şekilde kamuoyuyla paylaşıldı.

3 EYLÜL 2006: İSMAİLAĞA CAMİİ’NDEKİ O KARANLIK SABAHIN ANATOMİSİ

Şehit Bayram Ali Öztürk Platformu Başkanı Cumali Hisar, 20 yıl geçmesine rağmen acısı dün gibi taze olan suikast anını yayında ayağa kalkarak, adeta yeniden yaşarcasına anlattı. Katilin adım adım gerçekleştirdiği suikast planı ve o gün camide yaşanan sıra dışı olaylar şu şekilde aktarıldı:

Katilin Adımları ve Cami İçi Sızma: Katil Mustafa Erdal, suikast günü olan 3 Eylül 2006 sabahı saat 04.35 sularında kardeşi Yakup Erdal ile birlikte evinden çıktı. Yakup Erdal, abisinden önce camiye girerek içeride dua ediyormuş izlenimi verdi. Mustafa Erdal ise hemen arkasından içeri sızdı.

Ön Saflardaki Yabancı Yapılanma: İsmailağa Camii’nin geleneksel usulüne göre ön saflarda her zaman cemaatin önde gelenleri, yaşlıları ve hocaları yer alırdı. Ancak o pazar sabahı ön saflar, cami standartlarına hiç uymayan, yabancı ve şüpheli kişiler tarafından adeta bloke edilmişti.

Hain Saldırı Anı (Saat 07.30): Bayram Ali Öztürk Hoca Efendi pazar sohbetini tamamlayıp dua esnasına geçtiği sırada, katil Mustafa Erdal 6. veya 7. saftan fırlayarak öne doğru ilerledi. Sağ cebinde sakladığı bıçağı çıkarmadan önce hoca efendinin önündeki rahleyi eline aldı. Rahle yere düştü ve katille hoca efendi göz göze geldi. Katil, sol eliyle cemaatin görüş açısını kapatacak şekilde hoca efendinin önüne set çekip, sağ cebinden çıkardığı bıçağı dikey-çapraz bir hamleyle Bayram Ali Öztürk’ün sol göğsüne sapladı. Bu tek darbe, hoca efendinin kalbine giden dört ana atardamarını doğrudan kesti.

Hücre Sistemi ve Camideki Şifreli Mesajlar: Saldırı esnasında cami içerisinde organize bir hücre sisteminin aktif olduğu belirtildi. Arka sıralarda duran bir kişinin kısık bir sesle "Bıçak var, bıçak var" diye fısıldadığı, bir diğerinin ise "Allahu Ekber" diyerek katile adeta eylem şifresi/telkini verdiği açıklandı. Cumali Hisar; Bağcılar, Avcılar ve Bursa Osmangazi’den gelen üç farklı hücrenin cami içerisinde konumlandığını, üst katta da ayrı bir ekibin beklediğini ve o gün camide bu suikast organizasyonu için yerleştirilmiş yaklaşık 40-50 kişilik profesyonel bir kadro olduğunu aktardı.


 

SUİKAST SONRASI OPERASYON: LİNÇ TUZAĞI

Cinayetin hemen ardından yaşananlar, saldırının İslami camiayı ve dindar insanları hedef alan geniş çaplı bir algı operasyonu olduğunu gösteriyor:

7 Dakikalık İşkence ve Çekim: Hocaefendi bıçaklandıktan sonra ağır yaralı halde dışarı çıkarıldı. Ancak şüpheli şahıslar tarafından yüzüstü pozisyonda tam 7 dakika boyunca yerde bekletildi. Bu esnada kimliği platform tarafından tespit edilen bir şahıs, hocaefendinin can çekişme anını kameraya kaydetti. Aynı şahsın hastaneye ulaşıldığında "Alın hocanızı başınıza çalın" diyerek işin tamamlandığı mesajını verdiği belirtildi. Avukat Hamza Uçan, bu şahsın sakallı, cübbeli ve İsmailağa mensubu gibi görünen ama aslında içeri sızdırılmış bir eleman olduğunu savundu.

Katilin Susturulması ve Linç Senaryosu: Katil Mustafa Erdal’ın camide linç edilmesi olayının arkasında da aynı organize gücün olduğu iddia edildi. Katil eylemi gerçekleştirdikten sonra, henüz ölmediği halde, caminin merdivenlerinin başına kasıtlı olarak yerleştirildi. Amaç, camiye yeni giren her öfkeli vatandaşın katile vurmasını sağlamak, katilin yüzünü tanınmayacak hale getirmek ve konuşmasını tamamen engellemekti.

28 Şubat Medyasının Uyutma Operasyonu: Suikastın hemen ardından dönemin Kemalist Batı Çalışma Grubu (BÇG) güdümlü laik medyası, 19 gün boyunca "Müslümanlar kendi içlerinde mahkeme kurdu, adaleti hiçe sayıp adam linç etti" propagandası yürüttü. Cinayetin arkasındaki azmettiriciler yerine sadece linç olayı tartıştırılarak gerçek failler perdelendi.


 

ULUSLARARASI İSTİHBARAT PARMAĞI: "RADEV" KİM?

Avukat Hamza Uçan, dosyadaki en sarsıcı delillerden birinin yabancı istihbarat bağlantısı olduğunu belirterek Radeslav Petkov Radev ismine dikkat çekti:

Sabah 04.58’deki Telefon Trafiği: Katil Mustafa Erdal’ın bağlı olduğu derneğin üst düzey yöneticilerinden biri, suikast günü sabahı saat 04.58’de, Rus pasaportu taşıyan Radeslav Petkov Radev ile yoğun bir telefon trafiği gerçekleştirdi.

Radev Levent’teydi: HTS baz istasyonu verilerine göre, pazar sabahının o erken saatlerinde Rus pasaportlu Radev, İsmailağa Camii’ne araçla sadece 10 dakika mesafede olan Levent bölgesindeydi. Platform, bu şahsın cinayet anında bizzat cami çevresinde konuşlandığını düşünüyor.

Evrak Var ama Sorgu Yok: Davaya bakan FETÖ’cü savcılar, Radev’in pasaport fotokopisini dosyaya koymalarına rağmen, bu yabancı uyruklu şahsı hiçbir zaman ifadeye çağırmadı, "Sen pazar sabahı bu saatte bu adamla ne konuştun, Türkiye’de ne arıyorsun?" diye sormadı. Radev’in Türkiye’ye ne zaman girdiği, kimlerle kaldığı ve hangi amaçla burada bulunduğu kasıtlı olarak araştırılmadı ve karartıldı.

DOSYADAN BUHARLAŞTIRILAN 60 SAYFA VE KARARTILAN DELİLLER

Avukat Hamza Uçan, hukuki süreçteki en büyük engellerden birinin delil karartma eylemleri olduğunu söyledi. Emniyet içerisine sızmış yapıların dosyayı nasıl boşalttığı şu çarpıcı örneklerle anlatıldı:

Kayıp 60 Sayfalık Tutanak: Suikastın gerçekleştiği 3 Eylül 2006 günü emniyet güçleri, katil Mustafa Erdal’ın evinde arama yaptı. Arama neticesinde katilin kişisel notlarından oluşan 60 sayfalık son derece önemli bir evrak kayıt ve tutanak altına alındı. Tutanakta aramayı yapan polis memurunun adı, soyadı ve sicil numarası mevcut olmasına rağmen, bugün dava dosyasında bu 60 sayfalık kişisel notlar yer almıyor. Uçan, evrakın yok edildiğini düşündüklerini ancak son çalışmalar neticesinde bu kritik belgenin adli emanette saklanmış olabileceğine dair yeni bir ize ulaştıklarını ve peşini bırakmayacaklarını vurguladı.

41 Sabıkalı "Ön Saf" Şüphelisi: Cami içinde ön saflara yerleştirilen şüphelilerden birinin tam 41 adet sabıka kaydı (polis yaralama, gasp, hırsızlık, adam vurma vb.) olduğu belirlendi. Böylesi ağır suç profiline sahip bir kişinin pazar sabahı camide ne aradığı sorgulanmadı, kriminal incelemesi yapılmadı ve serbest bırakıldı.

DNA Eşleşmesi ve Küstah Şüpheli: Suikast sonrası camideki kargaşada düşen sarık, cübbe ve çoraplar kriminale gönderildi. Savcılığın şüphe üzerine zorla getirttiği bir zanlı, sorgu sırasında arkasındaki güce güvenerek savcıya son derece küstah tavırlar sergiledi ve olay anında camide olmadığını iddia etti. Ancak olay yerinden toplanan delillerdeki DNA ve kan örnekleri bu zanlıyla birebir eşleşince, zanlının küstahlığı son buldu ve suçunu dolaylı olarak itiraf etmek zorunda kaldı. Avukat Uçan, tutuklamaya sevk edilen bu iki ismin kamu kurumlarındaki belirli odaklarca kullanıldığını, kendilerine açılan dokunulmazlık zırhıyla yargıdan kaçırıldıklarını belirtti.


 

FETÖ’NÜN YARGI SABOTAJI VE "DOSYA BOĞMA" TAKTİĞİ

Suikastın neden 20 yıldır aydınlatılamadığı sorusuna yanıt veren Avukat Hamza Uçan, yargı ve emniyet içine yerleşmiş FETÖ mensuplarının uyguladığı taktikleri deşifre etti:

Sistematik Evrak Yığınağı (Dosya Boğma): FETÖ’cü emniyet ve yargı unsurları, davanın ilk savcısını çalışamaz hale getirmek için ilginç bir yönteme başvurdu. Temiz ve cesur adımlarla olayın üzerine giden cumhuriyet savcısının masasına kasıtlı olarak, ilgisiz binlerce dosya yığıldı. Böylece savcının sadece bu dosyayla ilgilenmesi engellendi.

Soruşturmayı Saptırma Girişimi: Cinayetten 19 gün sonra, 22 Eylül 2006’da, daha sonra Balyoz kumpası iddianamesini de hazırlayacak olan ve FETÖ ilintisi nedeniyle meslekten ihraç edilen Savcı Mehmet Ergül, soruşturmayı yürüten savcıya resmi yazı yazarak; "Olayın İBDA-C gibi terör örgütleriyle bağlantısı olup olmadığını, bu yönde ifade veren olup olmadığını" sordu. Bu hamle, cinayetin arkasındaki asıl organizasyonu gizleyip suçu başka yönlere kaydırma operasyonuydu.

Üç Büyük Başsavcı Vekili Barajı: Dosyanın başına hiyerarşik denetim mekanizması olarak FETÖ’nün en bilinen yargı aktörleri getirildi. Dosya sırasıyla Başsavcı Vekilleri Süleyman Pehlivan, Salim Duran ve en son Cihan Kansız tarafından koordine edildi. Bu isimler araya hiçbir vatansever, muhafazakar savcıyı sokmayarak dosyayı 20 yıl boyunca faili meçhul rafında bekletti.

BAYRAM ALİ ÖZTÜRK’ÜN ÖLÜM GÜNÜNDEKİ "GÖRÜŞME SIRRI"

Platform üyelerinin ulaştığı en önemli delillerden biri, Bayram Ali Öztürk Hoca Efendi’nin kendi el yazısıyla tuttuğu kişisel görüşme takvimi oldu. Bu takvime göre:

Saat 13.00 - 17.00 Detayı: Hoca efendi eğer o sabah saat 07.30’da katledilmeseydi, aynı gün saat 13.00 ile 17.00 arasında, kendisini şehit eden katil Mustafa Erdal ile doğrudan organik bağlantısı olan ve katilin "başkanım" diye hitap ettiği kilit bir isimle yüz yüze görüşecekti.

Uykuları Kaçıran Kilit İsim: Bu kilit şahsın dosyada sadece tek bir kağıt üstü ifadesi yer alıyor. O ifadede de "Mustafa Erdal meczup bir adamdı, bizimle ilgisi yok" diyerek sıyrıldığı görülüyor. Katilin abisinin de ifadesinde, "Ben İsmailağa’nın başına geçeceğim ve şu şahsın kızıyla evleneceğim" dediği o "şahıs", hoca efendinin el yazısıyla randevulaştığı bu gizemli aktörden başkası değil.


 

BAYRAM ALİ ÖZTÜRK KİMDİ? NEDEN HEDEF SEÇİLDİ?

Programda Bayram Ali Öztürk’ün sadece bir İslam alimi değil, çok yönlü bir entelektüel ve mücahit olduğu vurgulandı:

Ayaklı Kütüphane ve Deha: Hocaefendi 4 ila 6 dil bilen, hayatı boyunca tüm birikimini kitaba yatırmış, evinden iki tır dolusu kitap çıkan müthiş bir kütüphaneye sahip bir dâhidir. İmam-ı Rabbani’nin Mektubat eserini ezbere bilen ve bu yüzden "Mektubatçı" lakabıyla anılan bir şahsiyettir. Merhum Mahmut Efendi Hazretleri kendisi için "İstanbul’un güneşisin bayramım, bizi terk etme" demiştir.

90’larda FETÖ ve Cizvit Uyarısı: Bayram Ali Öztürk, henüz 1990’lı yıllarda FETÖ’nün "Dinlerarası Diyalog" maskesi altındaki operasyonlarını deşifre eden, Vatikan merkezli Cizvit Tarikatı’nın Türkiye’deki faaliyetlerini kamuoyuna duyuran ilk ve tek hocadır. Bu dik duruşu, onu hem FETÖ’nün hem de o dönem dindarları baskı altında tutmak isteyen karanlık Kemalist odakların (BÇG) ortak hedefi haline getirmiştir.

Şehadete Yürüyüş: Tehditlerin farkında olan Bayram Ali Öztürk, son zamanlarında suikasta uğrayacağını yakın çevresine ve ailesine defalarca söylemiştir. Merhum Abdülmetin Balkanlıoğlu hoca da bir yayınında, Bayram Ali Öztürk’ün kendisine "Beni vuracaklar, çocuklarıma sahip çıkın" dediğini bizzat aktarmıştır. Hoca efendi, fitne çıkmaması ve cemaat içinde bir çatışma yaşanmaması için o gün camiye çelik yeleğini kasıtlı olarak giymeden, adeta toplumu gaflet uykusundan uyandırmak için şehadete yürümüştür.


 

KARANLIK ODAKLARIN ENGELLEME GİRİŞİMLERİ VE CUMALİ HİSAR'IN İŞ YERİNE BIRAKILAN MERMİ

Cinayetin karanlıkta kalan noktalarını aydınlatmak ve azmettiricileri yargı önüne çıkarmak amacıyla yürütülen faaliyetler, bazı gizli çevreleri son derece rahatsız etmiş durumda. Platform üyelerini ve özellikle yöneticilerini sindirmek amacıyla sistematik bir yıldırma, korkutma ve engelleme politikası uygulandığı yayında ilk kez tüm detaylarıyla deşifre edildi:

Çocuklar Üzerinden Kirli Tehditler: Şehit Bayram Ali Öztürk Platformu Başkanı Cumali Hisar, davanın üzerine cesurca gittikleri ve karanlık ağları deşifre etmeye başladıkları andan itibaren doğrudan hedef alındıklarını belirtti. Karanlık odakların, kendisinin ve çocuklarının can güvenliği üzerinden doğrudan tehditler savurarak adalet arayışını durdurmaya ve platform faaliyetlerini baltalamaya çalıştıklarını açıkladı.

İş Yerindeki Sadaka Kutusu Üzerine Bırakılan 9 mm’lik Mermi: Korku ve endişe dalgası oluşturarak adalet mücadelesine ket vurmak isteyen şüpheli çevreler, baskıyı fiziki bir gözdağı boyutuna taşıdı. Cumali Hisar'ın şahsi iş yerine sızan kimliği belirsiz şahıslar, dükkanın içindeki sadaka kutusunun üzerine doğrudan bir tehdit mesajı olarak 9 milimetrelik bir mermi kovanı bıraktı. Olay anına ve bu tehdit kovanına bizzat şahit olan bir yakın arkadaşının da bulunduğunu vurgulayan Hisar, bu hain provokasyonu kamuoyunun vicdanına sundu.

"Kefenimizle Yola Çıktık, Şikayetçi Bile Olmadım": Yaşanan tüm ağır tehdit ve engelleme çabalarına rağmen adli mercilere şahsi bir şikayette bulunmadığını belirten Cumali Hisar, mücadeledeki kararlılığını şu tarihi sözlerle özetledi: "Bize tehditvari böyle haller geliyor ancak enerjimizi bu tehditlere harcayıp bölünmek, adalet yolundan sapmak istemedik. Tüm enerjimizi doğrudan Bayram Hoca'nın dosyasına aktardık. Biz zaten doğarken anamız bizi kefen niyetiyle sardı. Bizim hocalarımızın tamamı başlarında sarık taşırlar; o sarık, başlarında taşıdıkları kefenleridir. Bu korkutma çabaları bize asla geri adım attıramaz."

HALİL KANTARCI ÖRNEĞİ

Avukat Hamza Uçan, Türkiye’deki darbelerin ve yargı zulümlerinin dindar insanlar üzerindeki baskısını anlatırken 15 Temmuz şehidi Halil Kantarcı’yı andı. Kantarcı’nın gencecik yaşında 28 Şubat mahkemeleri tarafından, içinde asker kökenli savcıların olduğu hukuk dışı mahkemelerce müebbete mahkum edildiğini, suçsuz yere 10 yıl hapis yattıktan sonra tahliye olduğunu, hayata küsmeyip evlenip yuva kurduğunu ancak 15 Temmuz gecesi anayasal düzeni silah zoruyla çiğnemeye kalkan darbecilere karşı direnirken köprüde şehit düştüğünü hatırlatarak, Bayram Ali Öztürk davasının da aynı tarihi ve milli hesaplaşmanın bir parçası olduğunu vurguladı.


 

BÜYÜK ADALET YÜRÜYÜŞÜ YAPILACAK

Programın sonunda Şehit Bayram Ali Öztürk Platformu, önümüzdeki günlerde atacakları somut adımları ve eylem planını tüm Türkiye’ye ilan etti:

Tarihi Dilekçe Haftaya Teslim Ediliyor: Son dönemde Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulan Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Dairesi’nin olumlu çalışmalarından güç alan platform, gelecek hafta İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na dosyanın tüm röntgenini çeken, karartılan tüm noktaları ve şüphelileri adres gösteren kapsamlı dilekçesini sunacak. Dilekçeye Türkiye genelinde toplanan 30.000’e yakın imza da eklenecek.

Siyasi Görüş ve İnanç Fark Etmeksizin Ortak Mücadele: Platform üyeleri, bu davanın milli bir dava olduğunu belirterek; "Sen yoksan bir kişi eksiğiz. Kime oy verdiğinizin, hangi dine, mezhebe, etnik kökene bağlı olduğunuzun hiçbir önemi yok. Bu ülkede adaletin tecelli etmesini isteyen herkesi desteğe çağırıyoruz. Meydanlarda imza toplarken alkol alan seküler vatandaşlarımızdan Alevi kardeşlerimize kadar herkes imza verdi. Bu milli birlik ruhudur" mesajını verdi.

Büyük Yürüyüş Hazırlığı: Emniyet güçleriyle istişareli olarak, tamamen hukuki sınırlar içinde büyük bir adalet yürüyüşü organize ediliyor. Yürüyüşün tarihi, saati ve yeri güvenlik önlemleri netleştirildikten sonra platformun resmi sosyal medya hesapları (Instagram vb.) üzerinden kamuoyuna duyurulacak.

BARAN HABER

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23