• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0
Serdar Demirel
Serdar Demirel
TÜM YAZILARI

Hz. Peygamber’in (sas) kabul olunmayan duası

25 Haziran 2015
A


Serdar Demirel İletişim: [email protected]

Sa’d b. Ebi Vakkâs (ra)’tan rivayet edilen hadiste Hz. Peygamber (sas) şöyle buyurmaktadır: “Rabbimden üç şey istedim. Bana ikisini verdi, birini vermedi. Rabbimden, ümmetimi; açlıkla helak etmemesini istedim. Bunu bana verdi. Ondan, ümmetimi; suda boğmakla helak etmemesini istedim. Buna da bana verdi. Rabbimden, ümmetimin halkları arasında savaş çıkmamasını, birbirlerine karşı şiddet kullanmamasını istedim. Ancak bunu bana vermedi.” (Müslim: 8/171, hn. 7442; Müsnedi Ahmet: 1/181, hn. 1574)

Allah (c.c) Muhammed Ümmeti’ne kısmî kıtlık vermiş ama umûmi kıtlık vermemiştir. Tarih boyunca şahit olduklarımız da kısmî kıtlıklar cinsindendir. Yine Ümmet kısmı sel felâketlerine ve tsunamilere maruz kalmış ama umûmi olanına maruz kalmamıştır. 

Lâkin Efendimiz’in (sas) Ümmet’in birlik ve beraber olması, tefrikaya düşmemesi, birbiriyle savaşmaması üzere yaptığı üçüncü duası ise kabul olmamıştır. Tefrika ve iç kavga haram kılınmasına rağmen Ümmet bu beladan da yakasını kurtaramamıştır. Tarihten bazı misaller verelim:

Hz. Osman’ın (ra) şehid edilmesiyle başlayıp Cemel Vak’ası ve Sıffîn Savaşı ile devam eden hadiseler ve bunların tetiklediği Harici isyanları, Harre’de yaşananlar, Haccâc b. Yûsuf kumandasındaki ordunun Mekke’yi işgali. Bu elim hadiselerin yaşandığı ilk dönem Ümmet’in kolektif hafızasında “fitne asrı” diye yer almıştır. İç kargaşalarla devlet yıpranmış, toplum birbirine düşman hâline gelmişti.

Yine İslâmî hassasiyetleri zayıflayan israf düşkünü kimi Emevî sultanları, bunların Arapçılık taassubuyla hareket etmeleri Ümmet’i tefrika ve iç kavgaya sevk etmiş, bu da çöküşü hızlandırmış ve dolayısıyla Ümmet ağır bedeller ödemiştir. 

Akabinde Abbasiler işbaşına gelmiş ama zaman zaman gösterilen siyasi ve ekonomik zaaf sebepleriyle isyanlar zuhur etmiş ve bunlara mezhep temelli Şiî ayaklanmaları da eklenerek Müslümanlar büyük fitneler yaşamışlardır. 

Ümmet birliğini sağladığı dönemlerde İslâm futûhatı genişlemiş, medeniyet her alanda zirvesine çıkmış, tefrikaya düştüğünde ise duraklama ve gerileme kaçınılmaz olmuştur.

Dışarıdan da büyük taaruzlar olmuştur. Meselâ Moğol istilası. Bahusus Cengiz Han’ın torunlarından Hülagu’nun 1258 yılnda Bağdat önlerine gelip şehri kuşatmasıyla devam eden süreçte inanılmaz acılar yaşanmıştır. Son Abbasi Halifesi Müsta’sım, devlet erkânı ile birlikte teslim olunca, Hülagu teslim olanların hepsini idam ettirmişti. Medeniyet başşehrimiz Bağdat yerle bir edilmiş, kütüphaneler yıkılıp yakılmıştı.

Dışarıdan gelen bir diğer yıkıcı taaruz ise Haçlı Seferleri idi. Bu saldırılarla gelen yıkımların asıl kaynağı düşmanın gücü değil Müslümanların bölünmüşlüğü ve iç kavgalarıydı. 

Osmanlının çöküş serüvenini, Batı’yla işbirliği yapmış mahalli güçleri, etnik milliyetçiliğin rolünü de hatırlayabiliriz. Neticede Balkanlar, Orta Asya, Ortadoğu, Afrika başsız kalmış ve bir daha istikrar ve huzur yüzü görmemiştir. Filistin’in hâli ortada. Bunların tümünün temelinde Efendimiz’in kabul olmayan duası vardır..

Başta zikrettiğim hadis-i şerife dönelim. Efendimiz’in (sas) Müslüman halkların birbiriyle kavga etmemesini talep ettiği duası acaba neden kabul edilmedi?

Bunun evvelemirde insanın yeryüzü sürgünündeki varlık gayesiyle alakası vardır; imtihan.. İnsanın günahlara meyilli tabiatı, iktidara karşı zaafı.. Allah (c.c) bu zeminde ihlaslı mü’minle ihlaslı olmayanı birbirleriyle imtihan ederek ayırmaktadır. 

Geçmiş ümmetlerin toptan helakı söz konusu oluyordu. Ancak Müslüman Ümmet’ten toplu helak kaldırıldığından istikamet sahibi müslümanlarla olmayanlar, davasında samimi olanlarla olmayanlar bu türden imtihanlarla sınanmaktalar. Allah (c.c) akıl vermiş, Kitap ve Peygamber göndererek istikameti belirlemiş ve nefsi zaaflara yenik düşülmemesi emrini vermiştir.  

Velhâsıl Müslümanların en yakıcı meselesi dün olduğu gibi bugün de vahdet krizidir. Çünkü diğer bütün krizler bölünmüşlüğün, tefrikaya düşmenin sayesinde büyümektedir. Hadisin mefhumu muhalifi vahdetin zor olduğunu ve fakat bunu sağlamanın öncelikli görev olduğunu bildirmektedir. Müslümanlar zafer istiyorlarsa ittihad-ı İslâm ülküsünü gerçekleştirmek zorundadırlar.

x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23