İnsan ne zaman seyirci olur? Yalnızlık, yol ve farkındalık üzerine
İnsan ne zaman seyirci olur? Yalnızlık, yol ve farkındalık üzerine
AHMET CAN KARAHASANOĞLU
Ruhî yalnızlık arttıkça bilinçli boyun eğiş de arttı. Ve insanlar tepkisiz birer seyirciler ırkına dönüştü. Kendini arayan, derunundaki hac yolculuğuna çıkanlar yolda birçok aksaklıkla karşılaştı. Yılmadılar. Yol, her seferinde zuhûrata yeni sekanslar kattı.
Yeni ilhamlar ve kimsenin görmediği göz yaşları… İşte bu yüzden tevafukların sarsıcı tadını alanların imtiyazında bir Şeyh’e dönüştü yol.. Hem de öyle bir şeyh ki, sizi bazen o metruk sokaklarda kaybeder ki, kendinizi bulasınız.
Hayat nasıl ki kapısı aralanmış bir kapıysa yol da o kapının koludur. İçeri girmek hayatla mücadele edebilmek demektir ve bu yüksek cesaret ister. Gerçek bir yolcu için beklenen herhangi bir olay yoktur. Doruk noktası yoktur. Ama sürekli akan saf bir bilinç vardır. Karşısına çıkan her bir insan yeni bir duraktır ve her durak yeni bir rotanın fitilini ateşleyebilir. Bu yüzden yol, anlam aramaktan öte uyanık kalma halidir.
Gün, önü açık bir süredir. Yetişme zorunluluğu yoktur. Ama sıradan insanın otomatik pilottaki hayatı da değildir bu. Rutinleri, rolleri geride bırakmış bir şuurdur gezinen. Bir tür rüya halidir. Statik hayatında uyurgezer gibi dolaşan bir insanın uyanma çabasıdır seyyahlık.
Aklınızdan şöyle geçer ‘seçimlerimizi gerçekten biz mi yapıyoruz yoksa önümüze çıkan konuşmaları, fikirleri, kimlikleri ödünç mü alıyoruz?’
İşte rutin yaşamın en büyük handikabı da budur. Komşunuz, apartmanınızı temizleyen bir görevli, sokakta donmaya yakın kişilerin isimleri sizin için önemsizdir. Hatta onlar belki de yoktur. Kimlik sabit bir şey değildir, konuşurken şekil değiştirir, düşünürseniz çözülür.
Bu yüzden yolculuk, ölüm fikrini süreklilik halinde hissettirir. Ölümle hayat arasında net bir çizgi çekemeyişinizi deneyimlersiniz. İşte bu yüzden uyanmak isterseniz. Hayatınızdan kaçmakla cevapları bitirirsiniz oysa yolculuk soruları sürekli yeniler.
Sürekli “sonra” diyorsanız, hayatınızı bir prova gibi yaşıyorsanız, çoktan uyumuşsunuzdur. Ve hayatın bir anlam arayışı olmadığını sadece farkındalık disiplini olduğunu çözmekle ânı keşfedersiniz. Anlam aslında bulunmaz, fark edilir.
Kesin tanımlar elbette sorunludur fakat yine de bir metne şekil verme gayreti bu tanımları zorunlu kılar. Dolayısıyla psikolojik tahlil barındıran her makale bir tür içsel konuşmadır ve okur genelde yazarın bu içsel yolculuğuna eşlik eder.
Hz. Mevlâna’dan bir hayat iksiriyle bitirelim…
Yolda olana sorulmaz
nereye gittiği.
Yol onu zaten
çağırmıştır.