Hedefteki o profesör yeniakit.com.tr’ye konuştu.. Bakın “Maymun Lobisi” nerelere kadar sızmış!..
Milli Eğitim Bakanlığının yaradılış gerçeğinin Biyoloji Ders Kitaplarında işlenmesi ilgili kararından medya ve eğitim camiasına sızmış evrimci zihniyetin büyük tepkisini çekmişti. “Yaradılış Gereçeği”ni savunduğu için dönem 28 Şubatçıların ele geçirdiği “YÖK”teki “Maymun Lobisi”nin hedefi olan Biyoloji uzmanı Prof. Dr. Adem Tatlı, www.yeniakit.com.tr’ye konuştu.
Ömrünü ilme adayan ve “evrim” safsatasını çürüterek “yaratılış” hakikatine ilişkin önemli çalışmalara imza atan Biyoloji uzmanı Prof. Dr. Adem Tatlı, www.yeniakit.com.tr’ye konuştu. Önümüzdeki eğitim-öğretim yılında müfredatta yer alacak olan “yaratılış gerçeği”ne ilişkin gayretleri sebebiyle laikçi azınlığın ve seküler kesimin hedefe koyduğu Biyoloji uzmanı Prof. Dr. Adem Tatlı, bu uğurda ödediği bedeli anlattı. 1992 yılında ‘Evrim ve Yaratılış’ kitabını yazdığını ve 13 yıl ders kitabı olarak takip edilen bu kitap yüzünden, o dönem vesayet odaklarının elinde olan YÖK tarafından hakkında soruşturma başlatıldığını anlatan Prof. Tatlı, “maymun lobisi”nin tahakkümüyle ilgili önemli detaylar anlattı. Soru cevap şeklinde gerçekleşen röportajımızda merak ettiğimiz her şeyi açık yüreklilikle cevaplayan Prof. Dr. Adem Tatlı Hocamız, dün Galilei’yi yargılayan Engizisyon mahkemesi nasıl vicdanlarda mahkûm oldu ise, kendi kitabını yasaklayan dönemin YÖK Başkanı Erdoğan Teziç ve yandaşlarının da tarih huzurunda mahkûm olacağını söyledi.
HER KELİMESİ BİR ŞEHİT HÜKMİNDEDİR
Soru: Sayın Hocam, malum gazeteler “Evrim” safsatası yüzünden YÖK tarafından üniversiten atıldığınızı yazıp çiziyor. Bunun aslı nedir?
Cevap: Bu hadiseyi ben hiç açmak istemiyordum. Fakat basın-yayın organlarında YÖK vasıtasıyla üniversiteden uzaklaştırılmış olmam sıkça konu ediliyor. 1992 yılında ‘Evrim ve Yaratılış’ kitabını yazdım. Üniversite Yönetim kurulundan “Ders kitabı olarak basabilir” diye olur aldım. Bu kitap on üniversitede 13 yıl ders kitabı olarak takip edildi. 2005 yılında, yani 13 yıl sonra YÖK tarafından kitap hakkında soruşturma başlatıldı.
Soru: Niçin soruşturma açıldı?
Cevap: Bu kitabın benzeri diğer kitaplardan farkı vardı, onlar da şunlardı:
1-Kitapta evrimin delillerinin yanında bu delillerin kritiğine de yer verilmişti.
2- İslâm âlimlerinin evrim ve yaratılış hakkınki görüşleri de yer alıyordu.
3- Evrim ve yaratılışla ilgili ayet ve hadisler de bulunuyordu.
Soru: O dönem vesayet odaklarının işbaşında olduğu YÖK tarafından hakkınızda yapılan bu soruşturma süreci nasıl işledi?
Cevap: Bu tamamen planlı bir senaryo idi. YÖK üyesinin birisine hakkımda isimsiz bir dilekçe gönderiliyor. Dilekçede, evrim dersinde takip ettiğim 12 sene önce yazdığım evrim kitabımda ayet ve hadislerin yer aldığı bildiriliyor.
YÖK tarafından hemen evrimci öğretim üyelerinden 5 kişilik komisyon kurulup bu kitabın bilimsel olmadığı yönünde rapor alınıyor ve bulunduğum üniversiteye bu konuda savunma vermem için yazı yazılıyor. Öngörülen ceza da üniversiten ihraçla beraber bütün kamu görevlerinden mahrum edilme.
Yazılı savunmayı yaptıktan sonra başka savunma hakkım olmadığını zannediyordum. Onun için YÖK başkanlığına bir dilekçe yazdım. Kitabımı inceleyen heyetin evrim konusunda tarafsız üyelerden olması lazım geldiğini, hâlbuki üyelerden birisi ile televizyon kanalında evrim konusunda tartıştığımızı ve beni üniversiten attırmakla tehdit ettiğini, böyle birisinin hakem olamayacağını bildirdim. Bana cevap gelmedi. Fakat YÖK disiplin kurulu huzurunda savunmaya hakkımız varmış. Davet yazısı geldi. YÖK’teki dosyaya baktım. Benim ismini verdiğim öğretim üyesinin raporu dosyadan çıkartılmış. Gelen-giden evraka baktım. O öğretim üyesine evrakın gittiği ve geldiği kayıtlı. Üniversiteye gönderilen soruşturma dosyasında YÖK tarafından yapılan ve beş kişilik hakem raporları mevcut olduğu halde YÖK’teki özlük dosyamdan o kişinin raporu çıkartılmıştı.
Savunmadan bir gün önce YÖK sekreterine ve başkan yardımcısına bunun hukuki olmadığını ifade ettim. Dekanlık ve rektör yardımcılığı gibi idari görevlerde bulunduğumu, komisyon üyesinin ya üç veya beş olabileceğini ifade ettim. Cevap vermediler.
Bu saatten sonra ne yapabileceğimi düşünmeye başladım. Hukuki durumunu sordum. Dendi ki, “size bu konuda kanunsuz bir işlem yapılmış. Bu ayrı bir olaydır. Savcılığa şikâyette bulunursunuz. Onu kim yaptı ve cezası neyse alır. Ama sizin bu işleminizin işleyişini durdurmaz”.
Otele gittim. Kanunsuz bir şekilde üniversiteden atılacak olmama beni fazla müteessir etmiyordu. Zaten emekliliğim gelmişti. Esas beni sıkıntıya sokan mesele, üniversitelerde evrime mesafeli duran öğretim üyelerinin seslerinin kısılacak olmasıydı. Çünkü önlerinde evrimin aleyhinde olan bir öğretim üyesinin nasıl bir cezaya çarptırıldığı ortadaydı. Nitekim öyle oldu.
Yaratılış kongrelerinin düzenlendiği 2017 yılına kadar, yaklaşık on yıl evrimin aleyhinde ciddi bir duruş sergilenemedi.
Soru: On yıl çok uzun bir süre değil mi?
Cevap: İnsanın ürkütülmesi, koyunun ürkütülmesine benzemez.
Soru: Bir öğretim üyesinin raporunun dosyanızdan çıkarılmış olmasını hatırlatmanız bir fayda sağlamadı mı?
Cevap: Tam aksine aleyhimize oldu.
Soru: Nasıl?
Cevap: Bu işi çeviren YÖK’ün 4-5 kişilik yönetim kurulu üyesi idi. Savunma yapacağım 20 kişilik disiplin kurulunda bu kanunsuzluğu dile getireceğimi düşünerek YÖK başkanı bana beş dakikalık savunma süresi verdi.
Dedim ki, beş dakikada ben kendimi ancak tanıtırım. Üniversiteden ihraçla beraber kamu görevinden mahrum bırakmakla cezalandırılmak istenen bir kişiye beş dakikalık savunma hakkı mı verilir?
YÖK başkanı dedi ki, “Bizim başka yapılacak çok işlerimiz var. Size ancak beş dakikalık süre verebiliriz”.
Soru: Sayın Hocam, mahkemede hakkınızı aramadınız mı?
Cevap: Aradım ve beraatla haklılığımız ispatlandı ama mahkemeye gitmeden YÖK tarafından suçlu sandalyesine oturtulup boynumuza suçlu gömleği asıldıktan sonra.
Soru: Mukaddes değerlerimize yönelik tutumuyla bilinen Teziç Başkanlığı’ndaki YÖK’e verdiğiniz savunmanızdan da bahseder misiniz?
Cevap: Şehitler kanlı elbiseleri ile gömülür. Onu çıkarıp yeniden kefen biçilmez. Benim yanımda o ifadeler kanlı gömlekleriyle şehit olmuş cümlelerdir. Ben onun savunmanın bir kelimesine dokunulmasını istemem. O savunma, nefsini putlaştıran ve her sözü kanun olan bazı üyelerin huzurunda hak ve hakikatin müdafaasıdır. Onları nasıl söylediğime ben de hayret ediyorum. YÖK başkanı Erdoğan Teziç beş dakikalık savunma sırasında 6-7 defa elini havaya kaldırarak ayağa kalktı ve “Sen bize hakaret ediyorsun” dedi. “Hayır, ben bildiğimi söylüyorum” dedim.
O sahnede bana bir savaş meydanı gibi gelmişti. Dolayısıyla her kelimesi benim yanımda bir şehit hükmündedir.
Soru: Peki, o beş dakika içinde YÖK Genel Kurulunda yaptığınız savunmayı verebilir misiniz?
Cevap: Olur. Vereyim.
Prof. Dr. Âdem Tatlı’nın Yükseköğretim Yüksek Disiplin Kurulu’nda YÖK Başkanlının riyasetinde 20 kişilik heyet huzurunda 16.12.2005 tarihli savunması.
“Yüksek Öğretim’in değerli üyeleri
Hepinizi saygı ile selâmlıyorum.
Huzurunuza, yazdığım bir kitabı savunmak üzere gelmiş bulunuyorum.
-Bu kitapta ne yazdım ki, suçlu sandalyesinde oturtuldum?
Kitap hakkında hakem raporlarını ve soruşturmacı iddialarını okuyunca anladım ki, işlediğim suç o kadar büyük ki, idamım bile az görülüyor.
-Nedir bu suç?
Yazdığım, “Evrim ve Yaratılış” adlı kitapta; insan da dâhil, yeryüzündeki bütün varlıkların nasıl ortaya çıktığını ve günümüze nasıl ulaştığını ortaya koyan, insanlık tarihi boyunca ileri sürülmüş, görüş, düşünce ve değerlendirmelere yer vermişim.
-Konuyla alâkalı mevcut eserler yeterli olmadığından mı suçlu addediliyorum?
-Hayır. Tam tersi. Milattan önce 400’lü yıllarda Anaximander’le başlayıp 1860’lı yıllarda Darwin tarafından teori şeklinde düzenlenmiş olan, “Bütün canlıların tesadüfen balıktan türediği, bu üreme zinciri içerisinde insanın da atasının balık ve tarla faresine dayandığı” şeklindeki evrim görüşünün yanında, bu teoriyi tenkit eden düşüncelere yer vermiş olmamdı. Evrim teorisini sorgulayan görüşlere yer vermekle, öğrencilerin bu teoriye olan güvenini sarsıyordum. Dolayısıyla, öyle bir şekilde cezalandırılmalıydım ki, bundan sonraki gelenlere büyük bir ibret olsun.
İşte konunun özeti budur.
-Peki, bu kitabı yeni mi yazdım? Hayır. On üç sene önce. 1992’de.
-İzin almadan mı yazdım? Hayır. Üniversite Yayın komisyonunun müsaadesiyle.
-Ders kitabı olarak takip ettim mi?
-Evet. Yardımcı ders kitabı olarak 12 sene takip ettim. Ders müfredatına göre konular öğrencilere paylaştırılıyor ve onlar, her türlü kaynaktan faydalanarak sınıfta konularını anlatıp tartışıyorlardı.
-İdarenin bundan haberi var mı?
-Evet, var. Her devre, eğitim ve öğretim öncesi, hangi dersi kimin okutacağı, dersin müfredatı ve tavsiye ettiği kaynaklar, bölümden başlamak üzere yönetim kurullarında görüşülür.
Yükseköğretim Kurumu, bu kitabı inceletmek üzere evrimci öğretim üyelerinden kurduğu heyet raporlarına istinaden, soruşturma başlatmakla, evrim teorisini savunur pozisyona düşmüştür.
Şimdi bu değerli heyetin sayın üyelerinden sormak isterim:
Türk Yükseköğretimi’nin görevi, materyalist felsefeye dayalı 150 yıllık tartışmalı bir teorinin, kanun şeklinde kabulünü garanti altına almak mıdır? Bu nasıl fikir hürriyetidir? Bir teorinin dahi sorgulanmasına tahammül edemeyen bir Yükseköğretim Kurumu düşünülebilir mi? Evrim teorisi hakkında neyi yazıp neyi yazmayacağımızı, sınıfta neyi söyleyip neyi söylemeyeceğimizi, dünya literatürleri ışığında bu teorinin nasıl tartışılacağını YÖK tayin edecekse, idam sandalyesine oturtulmamak için, bunu bilmek hakkımızdır.
Biz, Yükseköğretim Kurumu’nu, bir teorinin dahi tartışılmasını en ağır şekilde cezalandırmak isteyen bir müessese olarak değil, Batı dünyasında olduğu gibi, rüştüne ermiş bir gencin her türlü fikir ve düşünce kaynağına ulaşabileceği, onları serbestçe tartışıp değerlendirebileceği ortamı hazırlayan bir teşkilat olarak görmek istiyoruz.
Bir fikir kitabının, heyet huzurunda mahkeme edildiğini, Galile devri hariç, insanlık tarihi göstermiyor. Galile’yi muhakeme eden heyet, din adına sorgulamayı yapıyordu. Şimdi de bir teoriyi müdafaa için yapılıyor.
“Darwin Tanrı, ben onun peygamberiyim” demem isteniyorsa, yanlış kapı çalınmıştır. Dün Galile’yi yargılayan heyet, nasıl vicdanlarda mahkûm oldu ise, bu kitabı yasaklayanlar da, tarih huzurunda mahkûm olacaktır. Bu kitabı mahkûm etmek isteyenlere üzülerek belirtmek isterim ki, insanlık tarihi, fikir ve düşünceleri yasaklayanların muvaffakiyetini göstermiyor.
Yaratılış ve evrim konularının nasıl ve hangi ölçülerde tartışılması gerektiğine, ilmi olup olmadığına, mahkeme heyeti değil, bırakınız bir ilmin kendi yargılama sistemi ve değer ölçüleri içerisinde karar verilsin. Benim kitabımın ilmi olmadığını iddia edenler, bu konuda ilmi düşüncelerini yazsınlar. O zaman elbette bizim de bir diyeceğimiz olacaktır. Burada olduğu gibi, ilmin metotları içerisinde savunulamayan bazı teori ve düşüncelere YÖK alet edilmemelidir.
İlim dünyasında, bu ülkeyi, bir teorinin dahi tartışılamadığı bir yer olarak göstermeye kimsenin hakkı yoktur. Türk Yükseköğretimi’ne bu kara sayfayı açanlar, tarih huzurunda her halde minnet ve şükranla anılmayacaklardır.
Bana isnat edilen suçlardan birisi de, evrimi tamamen Batı kaynaklarına göre değerlendirip tartışan “Evrimcilerin Yanılgıları” adlı bir broşürü sınıfta öğrencilere vermiş olmamdır.
-Ben öğrenciyi bu broşürden sorumlu tutmuş muyum? Hayır. Bazı öğrenciler, kitapçığın ismini bile hatırlamadığını, çünkü okumadığını söylüyor.
-Yasak eser midir? Hayır. Piyasada 7 senedir satılıyor.
-O halde bunun tek bir açıklaması olabilir. O da ilim düşmanlığıdır. Kitaba, okumaya, farklı düşüncelere tahammül edememedir.”
YÖK başkanı beş dakikalık sürenin dolduğunu belirterek konuşmamı kesti.
Soru: Komisyon üyelerinden karşı oy kullanan olmadı mı?
Cevap: Bir kişi olmuş.
Soru: Onun karşı olma gerekçesi var mı?
Cevap: Var.
Soru: O karşı oyun gerekçesini alabilir miyiz?
KARŞI OY
Disiplin cezasına karşı oy kullanan bir üye, gerekçenin sonuç bölümünde şu değerlendirmeyi yapıyor:
“Bilim insanlarının ders içeriklerinin ders veriş yöntemlerinin disiplin kurullarının müdahalesine mahal vermeksizin üniversite içinde çeşitli akademik kurulların oluşturacağı usuller doğrultusunda özgürce tartışılarak belirlenmesinin, bu usul ve ilkelere uyumsuzluk durumlarında etkili uyarı mekanizmalarının geliştirilmesinin olacağına inanıyorum. Bu yollar denenmeden Prof. Dr. Âdem Tatlı’ya verilen cezanın çok ağır olduğu kanısını taşıyorum. Bu tür cezaların akademik özgürlük kavramını zedelemesinden ve öğretim elemanlarının birbirlerini yersiz ve mesnetsiz ihbarlarına yol açarak yeni bir “cadı avına” yol açmasından endişe ediyorum”.
Soru: Size öngörülen üniversiteden ihraç ve kamu görevinden mahrum bırakma cezası verildi mi?
Cevap: Hayır. Bir alt ceza verildi. O da bir yıl üniversiteden uzaklaştırma idi. Ama altı yıl sonra Danıştay mahkemesi bizi haklı buldu ve cezayı iptal etti.
Prof. Dr. Tatlı sözlerini şöyle tamamladı:
“Ümit ediyoruz ki, yakın gelecekte bütün dünyada evrim görüşü dokunulmazlığı olan bir tâbu gibi değil de, bilimin kendi kriterleri içerisinde lehte ve aleyhteki düşüncelere yer veren bir düşünce seviyesine çekilecektir. Böylece evrim görüşünün, Asya ve Afrika ülkelerinin insanlarını öldürerek onların kaynaklarını sömürmek ve gençlerini dinsiz yapmak için bir ideoloji aracı olarak kullanılması sona erecektir.”

