Fransız istihbaratçı eşcinsel Pierre Loti'nin ismi, neden hala Eyüp Sultan'da yaşatılıyor?
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
İstanbul’un maneviyat merkezi, Osmanlı’nın kalbi Eyüp Sultan’da bugün bir garabet yaşanıyor. Şehrin en mübarek, en yüce tepelerinden birine asılan isim, bir Türk dostunun değil, bu toprakların tarihini ve irfanını bir "koleksiyon" malzemesi olarak gören bir Türk askeri katili casusun ismidir.
İstanbul’un maneviyat merkezi, Osmanlı’nın kalbi Eyüp Sultan’da bugün bir garabet yaşanıyor. Şehrin en mübarek, en yüce tepelerinden birine asılan isim, bir Türk dostunun değil, bu toprakların tarihini ve irfanını bir "koleksiyon" malzemesi olarak gören bir Türk askeri katili casusun ismidir.
Asıl adı Louis Marie-Julien Viaud olan, ancak "Pierre Loti" maskesiyle bu millete kendini "dost" olarak pazarlayan bu Fransız subayı, bugün hâlâ bir onur abidesi gibi o tepede yaşatılıyor.
Pierre Loti, Fransız donanmasında görevli bir subaydı. Onu "yazar" ve "gezgin" olarak pazarlayanlara inat, tarih belgeleri bize başka bir resim sunuyor. Bu şahıs, 1. Dünya Savaşı’nda Çanakkale’de Türk askerine karşı Fransa ordusunda yer almış, "Osmanlı’yı öldürmek istiyorum" diyecek kadar kinini açık etmiş biridir. Üstelik, kendi iç dünyasındaki sapkınlıkları, yaşam tarzı ve eşcinsel eğilimleriyle, Eyüp Sultan gibi Müslüman-Osmanlı kimliğinin merkezine zıt düşen bir figürdür.
Bu şahıs, İstanbul’a dair yazdığı satırlarda "aşktan" bahsederken, şehrin hafızasını nasıl söküp evine taşıdığının da hesabını vermemiştir.
Pierre Loti’nin "İstanbul sevgisi", aslında bir "koleksiyonculuk" ve medeniyet hırsızlığıdır. Onun İstanbul’u çok sevdiğini söylediler. Öyle çok sevmiş ki, giderken sevgisini yanında götürmekten eksik olmamış(!) ve adeta şehrin estetiğini kendi evinde bir "müze" gibi teşhir etmiştir.
Kendi evinde İstanbul'dan çalıp getirdiği paha biçilemez eserler, bu casusun Osmanlı'nın mahremine nasıl el uzattığının kanıtıdır. Kendi ülkesindeki evini, İstanbul’dan söküp getirdiği çinilerle, mihraplarla, mezar taşlarıyla bir "Osmanlı mezarlığı"na çeviren bu şahıs, aslında şehri sevmemiş, onu parça parça Fransa’ya taşımıştır. Bu, bir sanatseverin değil, bir "tarih yağmacısı"nın profilidir.
Eyüp Sultan gibi mübarek bir tepenin adı, asırlarca bu topraklara irfanıyla damga vuran büyük alim İdrisi Bitlisi'ye atfedilmişti. Peki, ne oldu da bu toprakların hafızası silindi ve 1934'te bu tepeye bir Fransız casusunun ismi verildi?
Bir tarafta Osmanlı’nın irfanını temsil eden İdrisi Bitlisi, diğer tarafta casusluk faaliyetleri, Türk düşmanlığı ve sapkın yaşam tarzıyla tescilli bir Fransız subayı. Bu ismin bugün hâlâ orada asılı olması, bu milletin kendi tarihine atılmış bir düğümdür.
Bir şehri sevmek, onu talan edip kendi evinde ganimet olarak sergilemek değil; o şehrin ruhuna, inancına ve izzetine saygı duymaktır. Pierre Loti, bu toprakların dostu değil, en sinsi düşmanlarından biridir. İstanbul'un silüetinde, bir casusun isminin yer alması, şehrin izzetine vurulmuş bir hançerdir.
Vakit, bu garabete son verme vaktidir. O tepenin adı, o tepenin gerçek sahibine, yani İdrisi Bitlisi'ye iade edilmelidir.
Baran Dergisi