Fincancı’nın terazisi hep PKK’yı tartıyor! “I can’t breathe”
Yeni Akit Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Murat Alan, Şebnem Korur Fincancı’nın Van’daki bir gözaltı karesi üzerinden ABD’deki George Floyd vakasına atıf yaparak başlattığı algı operasyonunu masaya yatırıyor. İşkence iddialarının hukuk çerçevesinde incelenmesi gerektiğini vurgulayan Alan; Fincancı’nın PKK’nın sivilleri hedef alan katliamlarına, Aybüke Yalçın gibi şehit öğretmenlere ve terör örgütünün silah bırakma çağrılarına neden sessiz kaldığını sorguluyor. Makale, "evrensel" olduğu iddia edilen insan hakları duyarlılığının neden yalnızca devlet eleştirisi söz konusu olduğunda devreye girdiğini ve bu seçici aktivizmin kamuoyunda yarattığı samimiyet testini irdeliyor.
MURAT ALAN
Yine o tanıdık tablo..
Şebnem Korur Fincancı, kamuoyunda sıkça tartışmaya neden olan açıklamalarıyla sosyal medyada gündemde. Bu kez tetikleyici, Van’da gözaltına alınan Emrah Kertiş’e ait bir fotoğraf. Polis müdahalesi sırasında yere yatırılan bir kişinin boyun bölgesine baskı uygulandığını düşündüren kareyi paylaşarak, ABD’deki George Floyd vakasına atıf yapıyor ve “I can’t breathe” ifadesi üzerinden meseleyi uluslararası bir bağlama taşımak istiyor.
Elbette gözaltı süreçlerinde işkence veya kötü muamele iddiaları varsa, bunların hukuka uygun biçimde incelenmesi, soruşturulması ve gerekiyorsa sorumluların hesap vermesi bir zorunluluktur. Bu noktada kimsenin tereddüdü olamaz. Ancak tartışılması gereken asıl mesele şudur..
Bu hassasiyet neden belirli olaylarda, belirli aktörler söz konusu olduğunda devreye giriyor? Duyarlılık gerçekten evrensel mi, yoksa seçici mi?
Bu soruyu sağlıklı biçimde ele alabilmek için tabloyu biraz daha geniş çerçeveden değerlendirmek gerekiyor. Abdullah Öcalan’ın geçmişte ve özellikle son dönemde yaptığı; “silah bırakma”, “çatışmaların sona ermesi” ve “siyasetin öne çıkması” yönündeki çağrıları sırasında, kamuoyunda barış savunucusu kimliğiyle bilinen Fincancı’dan terör örgütüne doğrudan ve açık bir silah bırakma çağrısının gelmemesi eleştiri konusu oldu.
Sosyal medya paylaşımlarına bakıldığında; barış, travma, insan hakları, hekimlerin sorumluluğu ve Kürt meselesine dair çok sayıda değerlendirme görülüyor. Ancak buna karşın, “PKK silah bırakmalı”, “şiddet yöntemleri terk edilmeli”, “terör örgütü kendini feshetmeli” gibi net, açık ifadelerin yer almaması, eleştirel çevrelerce bilinçli bir tercih olarak yorumlanıyor.
Alın size bir asırdır beklenen barış girişimi, niye destek olmuyor Şebnem hanım?
Şebnem Korur Fincancı ve türevlerine bakınca aklıma bir sürü soru geliyor!..
Barış çağrıları neden yalnızca devlet uygulamaları eleştirildiğinde yüksek sesle dile getiriliyor? Terör saldırılarında yaşamını yitiren siviller, öğretmenler, kamu görevlileri ve çocuklar söz konusu olduğunda neden aynı görünürlükte bir tepki ortaya konmuyor?
Örneğin, öğretmen Aybüke Yalçın ya da PKK’nın bombalı eylemlerinde hayatını kaybeden siviller için benzer yoğunlukta açıklamaların yapılmaması, “insan hakları duyarlılığının kapsamı” konusunda soru işaretleri doğurmuyor mu?
Geçmişte Türk Silahlı Kuvvetleri’nin terörle mücadele operasyonlarına ilişkin “kimyasal silah kullanıldığı” iftiraları da kamuoyunda tartışmalara neden olmuştu. Bu iddialar nedeniyle hakkında yargı süreci işletilmiş, resmî makamlar tarafından söz konusu iddialar reddedilmiş ve açıklamaların terör örgütü propagandasına zemin oluşturabileceği yönünde değerlendirmeler yapılmıştı. Bu sürecin, PKK’ya yakın yayın organlarında geniş yankı bulması da ayrıca eleştirilmişti.
Benzer şekilde, “Barış İçin Akademisyenler” bildirisi bağlamında yaşanan yargı süreçleri, AYM kararları ve ifade özgürlüğü tartışmaları, Fincancı’nın isminin uzun süredir hukuk–siyaset–terör ekseninde tartışmalı bir figür olarak anılmasına yol açtı. Eleştirmenler, bu çizginin barışı güçlendirmekten çok, terör örgütünün söylem alanını genişlettiğini savunuyor.
YAZININ DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN>>>




