Siyonistler ve ajanları sabrımızı test ediyor! Türkiye’yi bataklığa çekmek istiyorlar
Küresel haydut ABD ve Siyonist İsrail’in İran’a yönelik askeri müdahalesi sonrası bölgede gerilim tırmanırken, Türkiye’ye yönelen üçüncü füzenin havada imha edilmesi, karanlık senaryoları gündeme getirdi. Güvenlik kaynakları, Türkiye’nin savaşın tarafı olmadığını ve çatışmanın içine çekilmemek için ihtiyatlı davrandığını vurgularken, gelişmeler ülkemizin NATO’nun şemsiyesi altında istemeden bir savaşa sürükleme girişimi olarak değerlendiriliyor.
Buğra Kardan İstanbul
Ortadoğu’yu saran ateşi söndürmek için her yolu deneyen Türkiye’yi İran-Amerika-İsrail-Savaşı’na çekme adına kirli bir plan devreye sokuldu. Karanlık ellerce İran’dan peş peşe atılan füzelerle ülkenin sabrı sınandı. Kürecik Üssü tarafından tespit edilen ve en uygun noktaya yönlendirilen üçüncü füze, NATO savunma unsurlarınca imha edilirken siyonist taifenin Türkiye’yi kanlı savaşa sürükleme gayesi ve gayreti daha görünür hâle geldi.
MESCİD-İ AKSA PROVOKASYONU
İran’ın ısrarla füzeleri atanın kendisi olmadığını savunması, devamlı Amerika ve İsrail kaynaklı sahte bayrak operasyonu (False Flag) yürütüldüğü iddiasının dillendirilmesi kafaları kurcalayadursun Mescid-i Aksa’yla ilgili haberler gündeme bomba gibi düştü. İsrail medyasında İran’ın Ramazan Bayramı’nın birinci günü Mescid-i Aksa’ya füze saldırısında bulunacağını yazması bir False Flag’la daha karşı karşıya kalınması ihtimalini akla getirdiği gibi durumun vahametini ortaya koydu. Siyonist taifenin hain emellerine dikkat çeken emekli askerlerden savaşı genişletme adına sahnelenen sinsi oyunlara karşı dikkatli olunması uyarısı geldi.
TÜRKİYE OYUNA GELMEZ
Akit’e konuşan emekli İstihbarat Albay Coşkun Başbuğ, şunları söyledi:
“İsrail’in planı belli. Kuşku yok ki bu plan, savaşı bölgeye yaymak ve ilerlemek. İsrail’in Arz-ı Mevud ideali malum. İsrail’in bir başına olmadığı da muhakkak. Şu anda İran’ın içinde paralel yapı var. FETÖ’yü andıran bu yapı, İran’da kuvvetli. Bir asırdır durum böyle. Projeyi bu FETÖ’yü andıran yapı, İsrail ve Amerika’yla yürütüyor. Yani karşımızda iki İran var. İran’dan art arda atılan füzeler bu yönüyle okunmalı. Aynı değirmene su taşıyan şer güçlerle karşı karşıyayız. Bunlarca bize füzeli saldırılar düzenlemesi ise tesadüf değil. Saldırılarla amaçlanan Türkiye’yi batağa çekmek, kirli oyuna dahil etmek. Ancak Türkiye bu oyuna gelmez. Çünkü biz, ülke olarak tecrübeliyiz. Yapılanları unutmayız. Her şeyi bir kenara yazarız. Yarına bırakırız ama yanına bırakmayız. Bilinsin ki her şey tek tek not ediliyor. Hamaney’in ölümü yerine oğlunun geçmesiyle ‘Bir dönüşüm olur mu’ sorusu aklımıza gelmişti. Anlıyoruz ki ortada bir dönüşüm yok. Reisi’yi ortadan kaldıran, Pezeşkiyan’a tahammülü olmayan FETÖ benzeri yapılanma sahnede. O nedenle temkinli olunmalı. Savaşırmış gibi görünen, hile içinde olanlara dikkat edilmeli. Ortada iki İran, bir Amerika, bir İsrail olduğu unutulmamalı. Başka senaryolarla karşılaşılabilir mi? Mümkün. İsrail medyasında ‘İran füzeleri Mescid-i Aksa’yı vurabilir’ iddiasına yer veriliyor. Bu bile hedefin bölgeyi tamamen yakıp yıkma taktiği güdüldüğünü ortaya koyuyor. O nedenle itidalli olunmalı. Şer güçlerin savaşın alanını genişletme stratejisini akim kılmanın yöntemleri aranmalı. Ki Türkiye, bu aşamada deneyimli.”
AKLISELİMLE DEVAM ETMELİ
Dış siyaset analisti Dr. Mustafa Öztop ise şunları dile getirdi: “Amerika ve İsrail’in amacı bölge ülkelerini savaşa çekmek. Güney Kıbrıs’a fırlatılan gizemli füzenin ardından İngiltere’nin savaşa girmesi bu tezi güçlendiriyor. Yani nereden atıldığı belli olmayan bir füzeyle savaşın genişletilmesinin planlandığı açık. Bu sıkıntılı bir durum. Onun için bölge ülkeleri sıkı koordinasyon içinde olmalılar. Bilhassa Katar, Türkiye gibi ülkeler, irtibatlarını kuvvetlendirmeliler. Türkiye’ye gönderilen üç füzeyle provokasyonun hedeflendiği aşikâr. Bu provokasyonun Amerika ve İsrail’e yarayacağı da kati. Onun için iyi bir araştırma yapılmalı. İsrail basınında Türkiye’yi savaşa sürüklemeye dönük haberler olduğunu görüyoruz. ‘Sıra İran’dan sonra Türkiye’de’ söylemini çok duyuyoruz. Türkiye’nin önceliklendirildiğini müşahede ediyoruz. Yazılarla, yayınlarla Türkiye’yi şiddet sarmalının içine çekme eğiliminin dışa vurulduğuna şahit oluyoruz. Onun için bu aşamada aklıselim ilerlemeye devam etmekte, ihtiyatlı olmakta fayda var.”