• İSTANBUL
  • İMSAK
    00:00
    GÜNEŞ
    00:00
    ÖĞLE
    00:00
    İKİNDİ
    00:00
    AKŞAM
    00:00
    YATSI
    00:00
  • 0.0
  • 0.0
  • 0.0

Eski Düzen Tamamen Çökerken Ortadoğu’daki Savaşların Dumanı Altında Yeni Küresel Düzen Sessizce Test Ediliyor

Yeniakit Publisher
Haber Merkezi Giriş Tarihi:
Eski Düzen Tamamen Çökerken Ortadoğu’daki Savaşların Dumanı Altında Yeni Küresel Düzen Sessizce Test Ediliyor

Alper TAN 'Eski Düzen Tamamen Çökerken Ortadoğu’daki Savaşların Dumanı Altında Yeni Küresel Düzen Sessizce Test Ediliyor' başlıklı bir yazı kaleme aldı.

İşte Alper Tan'ın kaleme aldığı o yazı;

Bu yazıda, ABD ve İsrail’in birlikte İran’a çullanmalarının bölgede ve dünyada nelere yol açtığını ve açacağını anlatmak istiyoruz.

ABD ve İsrail, zulme dayalı köhne küresel güç rejimini eski metodları kullanarak ayakta tutmaya çalışırken Yeni Küresel Düzen’in mimarları, dünyaya ilan etmeden önce kurgulanan sistemi sahada bir nevi test ediyor. Savaş çıkaran, kan döken, binlerce çocuk katleden ABD ve İsrail’in maksadı elbette bu değil. Onlar sadece fesat çıkarıyorlar. Yeni Dünya Düzeninin mimarları ise bir yandan var olan savaşları durdurup yeni savaşlara engel olmaya çalışırken diğer yandan da kurgulanmış olan yeni sistemi sınıyorlar. Bu çatışma ortamını değerlendirerek sistemin sağlamlığını fiili bir tatbikatta tecrübe ediyorlar.

Baktığınızda bölgede ve Dünyada bir kaos ve belirsizlik var. Ancak bu yoğun sis perdesi altında yeni bir düzen şekilleniyor ve duman dağıldığında bu uluslararası düzen berraklaşacak. Yani bu kargaşanın gerisinde mükemmel biçimde işleyen bir mekanizma şekilleniyor.


 

Dünya ne durumda?

Batı medeniyeti artık ahlaki olarak, siyasi olarak, ekonomik olarak, güvenlik açısından ve sosyal yönden çökmüş durumda. Rusya ve Çin’den umut bekleyenlerin umudunun kalmadığı da İran savaşı sayesinde açıkça belli oldu. Şimdi Yeni Dünya Düzeninin kilit aktörlerinin yer aldığı Ortadoğu ülkeleri sınanıyor.

Öyleyse bu sınamaların neticesinde ne çıktı ortaya?

-İsrail ve Siyonizmin ne olduğu, bütün Dünya için nasıl bir tehdit ve tehlike oluşturduğu neredeyse herkes tarafından kesin olarak anlaşıldı.

-ABD ve AB, hatta NATO ittifakı artık “güvenli liman” olmaktan çıktı. Dünyada hiçbir devlet “Biz ülkemizin güvenliğini sağlama konusunda ABD’ye güvenebiliriz” düşüncesini taşımıyor. Aksine yeryüzünde onlarca ülke “Acaba ABD, uyduruk bir gerekçe bularak bize de saldırabilir mi?” endişesi içinde. ABD, artık İsrail dahil olmak üzere gezegende hiç dostu olmayan en yalnız devlet.


 

-Rusya’nın gelişmeleri sadece seyrettiği, Çin’in ise ucuz üretim sayesinde elde ettiği teknolojik gelişme, ticari başarı ve ekonomik güç dışında siyasi bir etkisinin ve Dünyaya çare olarak sunacağı alternatif bir sisteminin bulunmadığı görüldü.

-ABD ve İsrail’in İran’a savaş açması gösterdi ki, coğrafyamızda, İslam kimliği ile yaşayıp, komşularına, bölge ülkelerine ve bilhassa İslam kardeşliğine, ABD ve İsrail’le bir olup kimler yıllarca kardeş kanının dökülmesine, iç savaşların vuku bulmasına sebep olduysa bu savaşla birlikte büyük bir ders aldılar, büyük bir darbe aldılar ve bu durum gerçek dost ve düşmanlarını daha iyi tanımalarına vesile oldu.

-İran Savaşı sırasında en büyük şoku küçük ama zengin Körfez ülkeleri yaşadı. ABD, Körfez ülkelerini koru(ya)madığı gibi tam aksine bu ülkeleri İsrail ile birlikte İran ateşine attı. Dünyayı enerji ve finans konularında ayakta tutan Körfez ülkeleri tarihinin en zor dönemini yaşıyor. Bu ülkeler gemilerini demirlemek için yeni bir liman aramaya başladılar.


 

-Türkiye, onlarca yıldır din, dil, ırk, renk ayırt etmeden her kıtada yapmış olduğu sosyal yardımlar, gönüllere hitap eden insani projeler, yenilikçi savunma teknolojileri, askeri gücü, tarihi tecrübeleri ve diplomatik başarılarıyla hızla yükselen en istikrarlı devlet durumda.

Bundan sonra ne bekleniyor?

-Görünen o ki Ortadoğu’daki bu kargaşa neticesinde ABD bu bölgeden tam manasıyla elini ayağını çekmek zorunda kalacak ve Körfez ülkeleri de diğer ülkeler de “Aman ne olur gitme” demeyecek.

-Körfez ülkeleri, finans ve ekonomik güçlerinden kaynaklı elde ettikleri tüm güveni ve itibarı kaybetmek üzereler. O sebeple şu sıralar derin bir iç sorgulama halindeler.

-Bu savaşın en büyük kaybedeni sadece İran değil, BAE de kaybediyor. Çünkü en önemli avantajı olan Dünya finans merkezi, ekonomi ve turizm üssü özelliğini yitiriyor.


 

-Bu durumda BAE kendi derdine düşecek ve derin muhasebe yaparak “Biz nerede hata ettik” sorusuna cevap arayacak. Neticede ABD ve İsrail’den dost olmayacağını anlayarak bölgeyle entegre olmanın yollarını arayacak.

-Libya’da, Yemen’de, Sudan’da ve başka yerlerde ecnebi güçlerle el ele vererek vekil oluşumlar üzerinden siyasi, askeri operasyonlar yapmaktan vazgeçecek. Bu gücünü bundan böyle hayırlı ve faydalı işler için kullanacak.

-20. asrın ortalarından bu yana habis bir ur gibi bölgenin kalbine saplanmış olan soykırımcı İsrail tükenişe geçecek, kısa zamanda, bırakın Arz-ı Mev’ud hayallerine kavuşmayı, 1948’den beri işgal ettiği toprakların büyük kısmını da kaybederek muhtemelen Tel Aviv’den ibaret bir toprak parçasında varlığını sürdürmeye çalışacaktır.


 

-Bu savaşta ABD ve İsrail istediğini alamadan başarısız olacak lakin İran rejimi de aldığı bu ağır darbeden sonra belini doğrultamayacak. Görünen o ki komşumuz İran’ı savaştan sonra da ağır buhranlı bir dönem bekliyor. Bu buhranlı dönemden çıkışın en kısa yolu, geçmişte yaptığı hataları kabul edip düzeltme konusunda samimi bir niyetle yeni bir açılım yapmaktır. Bunu yapmaları halinde bölge ülkeleriyle dayanışma halinde bu badire rahatlıkla atlatılabilir.

- İşgalci ABD ise İran hezimeti sonrası içerde ve dışarda bunalıma girecek. Bunun üzerine ya hemen içe kapanmaya başlayacak ya da Netanyahu’nun yaptığı gibi bu kepazeliği başka bir savaş çıkararak unutturmayı deneyecek. Ama er ya da geç ABD dahili kargaşa ve dünyada kaybettiği güvensizlikle kaçınılmaz olarak, boyutu ve şeklini tahmin bile edemeyeceğimiz belirsizliğin içinde korkunç bir karanlık tünele girecek. 26 Nisan 2026’da Başkan Trump’a yapılan muhtemelen “uyarı” niteliğindeki silahlı saldırı girişimi bunun ipuçlarını gösteriyor.

Türkiye’ye gelince. Bütün bu ateş çemberinin ortasında en sağlam en vakur, en güvenli en müreffeh ve en güçlü duran ülke Türkiye.


 

Bir sulh adası olan Türkiye, başta İslam ülkeleri olmak üzere Dünyanın çoraklaşan kalbine, atalarından devraldığı eşsiz mirasla şifa olacak çözümler ortaya koyabilir. İnsanlığın buna her zamankinden daha fazla ihtiyacı var. Ankara’nın gece-gündüz aralıksız devam eden yoğun diplomasi trafiği, bugüne kadar Türkiye’ye mesafeli duran devletlerin Ankara’ya rağbeti, önümüzdeki dönemin önemli işaretleridir.

Tarih boyunca olduğu gibi bir kere daha ışık Doğudan yükseliyor. Bölgemizdeki zifiri karanlık parlak bir sabaha çok yakın olduğumuzun müjdesi olarak görülmeli.

Görelim Mevla neyler, ne eylerse güzel eyler.

Haberle ilgili yorum yapmak için tıklayın.
x

WhatsApp İhbar Hattı

+90 (553) 313 94 23