Yıllardır köşesinden saf beyinleri türlü palavralarla yıkayan Emin Çölaşan, kendi yediği haltları AK Parti'ye yamamaya çalıştı. 20 senedir proje üstüne proje üreten AK Parti'nin alternatifi olarak, daha cumhurbaşkanı adayını bile belirleyemeyen altılı masayı gören Çölaşan, söz konusu masanın "müdavimlerine" de ilginç bir çağrı yaptı.
Yıllardır köşesinden saf beyinleri türlü palavralarla yıkayan Emin Çölaşan, kendi yediği haltları AK Parti'ye yamamaya çalıştı. 20 senedir proje üstüne proje üreten AK Parti'nin alternatifi olarak, daha cumhurbaşkanı adayını bile belirleyemeyen altılı masayı gören Çölaşan, söz konusu masanın "müdavimlerine" de ilginç bir çağrı yaptı. "Hiçbir parti lideri bu saatten sonra mızıkçılık yapmasın. Hiçbiri öteki partileri suçlamasın" diyerek safları sık tutmaya çalışan Çölaşan, Sözcü'deki dikkat çekici yazısında özetle şunları kaydetti:
"(...) 20 yıldan bu yana tek parti iktidarının ağır baskısı altında yaşıyoruz.
Çok basit bir örnek vereyim…
AKP iktidar olduğunda 18 yaşında olan gençler şimdi 38 yaşında…
Ve böylesine bir ortamda başka bir iktidarla bugüne kadar tanışmaları mümkün olmadı!
O gün doğan çocuklar şimdi 18 yaşında.
Karşılarında hep aynı iktidar suratları, aynı kişiler ve bıktırırcasına tekrarlanan hep aynı ‘müjdeler…'
Ay'a, uzaya astronot göndermek dahil!
★★★
Beyinleri bu gibi palavralarla yıkanan milyonlarca insanımız ne yapsın, nereye gitsin!..
Altılı masa işte bu durumda daha da büyük önem kazanmış oluyor.
Kusura bakmasınlar ama Türkiye'nin bu ortamında bizim de kendilerinden bazı beklentilerimiz var.
-Hiçbir parti lideri bu saatten sonra mızıkçılık yapmasın.
-Hiçbiri öteki partileri suçlamasın.
-Başta Kılıçdaroğlu ve Akşener olmak üzere herkes kendi sorumluluğunu bilsin, hesabını ona göre yapsın.
Eleştiri elbette olacaktır da, iş öteki partileri suçlamaya geldiği takdirde durumlar değişir.
Altılı masanın iki büyük partisi olan CHP ve İYİ Parti'ye bu konuda çok önemli görevler düşüyor.
(...) Bu süreç kişisel kaprislerle, küçük siyasal çıkar hesaplarıyla yönetilecek bir iş değildir.
Burada kendi adıma bir kez daha söylemeyi görev biliyorum.
Oyum cumhurbaşkanlığı için altılı masa tarafından seçilecek adaya gidecektir…
Yeter ki geçmişinde şaibeler olan, oralardan buralara zıplamayı huy edinmiş bir aday ortaya çıkarılmasın…
Ki böyle bir şey olacağını aklımın ucundan bile geçirmem.
Bugüne kadar her seçimde irili ufaklı çeşitli partilere oy vermiş olan milyonlarca insanımızdan da kendi adıma bunu beklerim.
Bu söylediklerimin aksini yapanlar sonra hiç ağlaşmasın, yakınmasın…
Ve hiçbir seçmen daha sonra, iş işten geçtikten sonra o klasik bahaneye sığınıp mazeret üretmeye kalkışmasın:
“Keşke ellerim kırılsaydı da!..”
El kol kırılmasına gerek yoktur ama işte o zaman, son pişmanlık fayda vermez. (...)"