27 Mayıs cuntacılarınca kurulduğu 1961 yılından bu yana vesayetin sesi olan ve sözde ‘millet adına’ ancak millet aleyhine kararlar veren Anayasa Mahkemesi, Türkiye’nin kamburu olmaya devam ediyor. Verdiği tartışmalı kararlarla siyasi polemik üretip, sivil irade üzerinde vesayet rüzgârları estirmeye çalışan AYM, bir yandan “anayasayı ihlal” eder halde gelirken diğer yandan adalete olan güveni zedeliyor.
Kurulduğu 1961’den bu yana vesayetin sesi olan Anayasa Mahkemesi, Türkiye’nin kamburu olmaya devam ediyor. Verdiği kararlarla sık sık siyasi polemik üreten ve sivil irade üzerinde demokrasi kılıcı gibi duran AYM, bir yandan “Anayasa’yı ihlal” eder halde gelirken diğer yandan adalete olan güveni zedeliyor. AYM, PKK’nın siyasi uzantısı HDP’ye açılan kapatma davasını bir türlü karara bağlamaya yanaşmazken, sıra anayasal düzeni hedef alan Gezi Parkı davası hükümlüsü TİP Hatay Milletvekili Can Atalay’a gelince jet hızıyla “hak ihlali” sonucuna varıyor. Vatandaşların bireysel başvurularını “iş yükü” bahanesiyle sümen altı eden ve terörle iltisaklı partilere hazine yardımı sağlayarak adeta Kandil’e finansal desteğin önünü açan AYM’nin söz konusu millet ve memleket düşmanları olduğunda jet hızıyla hareket etmesi tepkilere sebep oluyor. 63 yıldır millete rağmen yargı erklerinin üzerinde bir ‘süper temyiz’ makamı gibi hareket eden AYM’nin başına buyruk ve kişiye özel tavrını değerlendiren hukukçular ve insan hakları savunucuları “Keyfiliğin kabul edilemez” görüşünde birleşti.
Anayasanın gereğini yapmıyor
akit’e konuşan Avukat Yurdal Kılıçer, şunları anlattı: “Anayasa Mahkemesi, Anadolu insanının oyları ile ezici bir çoğunlukla Demokrat Parti’nin iktidara geçmesi sonrası ellerindeki gücü kaybetme korkusu yaşayan kesimlerin gerektiğinde millet iradesine ‘balans ayarı’ çekmek için 1960 darbesi sonrası oluşturulmuş bir organdır. Kurulduğu 1961 yılından bugüne kadar pervasız yasa tanımazlığı ve cüretkar hukuk ihlalleriyle malul olmuş bir yapıdır. Bu ülkede tek başına hükümet olmuş AK Parti’ye uyduruk delillere dayanılarak açılan kapatma davasına bakıp yaptırım uyguladı. Cumhurbaşkanlığı kararnamelerinin münhasır alanını daraltmak ve bir sistem krizi üretmek için de elinden geleni ardına koymuyor. AYM geçmişte olduğu gibi mahkumiyeti olan milletvekilinin dokunulmazlığına ilişkin hem Anayasanın 14. maddesine hem de yargılamanın yenilenmesi kurumuna ve bu konudaki CMK hükümlerine açıkça aykırı olan kararlar vermeye devam ediyor. Yargıtay 3. Ceza Dairesi tarafından AYM’nin bu keyfi kararlarına uyulmaması anayasanın ve hukuk güvenliğinin savunulmasıdır. Yani AYM kararlarına uyulmaması anayasanın ihlali değil tam tersine anayasanın gereğini yapmaktır. AYM’nin geçmişi, Türkiye’nin demokrasisine yönelik her olumsuz girişime hukuksal kılıf ile destek olan örneklerle doludur. AYM bize 367 rezaletini yaşattı. TBMM’nin Cumhurbaşkanı seçme yetkisini adeta darbe gibi bir kararla ortadan kaldırdı. ‘411 el kaosa kalktı’ diyenlere uyup TBMM’nin anayasa değiştirme yetkisini gasp ederek, giyim kuşam özgürlüğü düzenlemesini iptal etti. 2010’daki anayasa değişikliğinde FETÖ’cü çetenin HSYK’yı ele geçirmesine sebep oldu. Yıllarca pozitif hukukla ilgisi olmayan ideolojik bir bakış açısıyla içtihatlar üreterek anayasaya uygun olmasına rağmen iptal ettiği kanunlarla milli iradeye engel oldu, gayri meşru iktidarları destekledi ve ülke gelişmesine takoz oldu.”
Bu ihtimam tesadüf mü?
Avukat Yasemin Küçükkaya da şunları dile getirdi: “Anayasa Mahkemesi, farklı zamanlarda infial uyandıran birçok karara imza atmıştır. Bunu şaşırtıcı bulmamak gerekir. Nihayetinde darbe ürünü olan mahkeme, bugün geldiği noktada ülkenin huzur ve güvenliğini temin edecek kararlar vermekten uzak düşmüştür. Özellikle bireysel başvuru dosyaları 3 yılı aşkın süre ile karara bağlanmazken, Can Atalay gibi şahısların dosyalarına gösterilen ihtimam tesadüf müdür? Kimler bu dosyaların ivedilikle karara bağlanması için bu denli hassasiyet göstermektedir? Herhangi bir vatandaş ile bu şahısların hak arama hürriyeti arasında bir hiyerarşi mi vardır? Tüm bunlar soru işareti. Bunun düzeltilmesi adına ihtiyaç duyduğumuz şey ivedilikle yeni bir anayasa düzenlemesi yapmaktır.”
Darbenin eseri
İşadamı ve İnsan Hakları Savunucu Doğan Kasadolu ise şunları söyledi: “Darbe ürünü olan AYM, HDP’ye açılan kapatma davasına gelince ipe un seriyor ve bir türlü karara bağlamıyor ama TİP’li Can Atalay’a gelince anında harekete geçiyor. AYM’nin bu keyfi tavrı maalesef hukuka olan güveni zedeliyor mu? Adamına göre davranmak, bazı davaları öne almak sadece hukuk değil insan hakları ihlali demektir. Vatandaşlar arasındaki bu ayrım Anayasanın 10. Maddesi, AİHM’in 14. Maddesi ihlal ediliyor. Eşitlik ortadan kaldırılıyor.”