Kasetle geldin, hasetle gideceksin Kılıçdaroğlu!
Vallahi içim acıdı...
Hiç mi dönen olmaz?
Hiç mi bakan olmaz?
Hiç mi el sallayan olmaz?
Düşünün, CHP otobüsü geçiyor...
Kılıçdaroğlu otobüsten boşluğa gülümsüyor...
Bu güneşli bahar gününde herkes dışarıda olmasına rağmen, kimsenin ilgisini çekmiyor. Dönüp bakacak kadar olsun, millette merak uyandırmıyor...
Üstelik üniversite caddesi...
Gençlerden minnacık bir ilgi görse, mukabele edecek ama görmüyor...
Bilakis, gören yüzünü çeviriyor.
E sen elinde muhalefet malzemesi kalmayınca kalkıp yalan söylersen... Kahvehaneye girdiğinde, “Erdoğan kahvehaneleri kapatacak” dersen... Muhtarlığa girdiğinde, “Erdoğan muhtarlıkları kapatacak” dersen...
Milleti inandıramazsan, millete güven vermezsen...
Sürekli yalan söylersen...
Bir gün öyle, bir gün böyle dönersen...
Yenikapı ruhundan çark edersen...
Yıllardır iktidara, bir projeyle mukabele edemezsen...
İktidara gelmen için tek çare olarak darbecilere, teröristlere destek vermeyi düşünürsen...
Olacağı bu...
Böyle gözden düşersin işte!
Gülücüklerini uzay boşluğuna gönderirsin!
Seni görünce yüzünü çeviren millete el sallarsın...
Gençler senden yüz çevirdiği zaman, “kırık kalpler durağında inecek var” arabeski takılırsın.
İktidar olmanın hayalini bile kuramazsın.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yerinde olmayı rüyanda bile göremezsin!
İktidar olmayı daha çok beklersin!
Kasetle geldiğin gibi, hasetle de gidersin...
•••
Bakanlara yamuk yapan Neonazi Almanya’yı kınadık...
Bakanımızı içeri almayan Hollanda’ya kızdık!
Diplomatik misillemelere kalkıştık!
Gerildik...
Bedel ödetelim dedik...
Peki, şu içimizdeki Hollandalılara ne yapalım?
Selam veren Çağatay Kılıç’ı borçlu çıkaran Yusuf Kaplan gibilere...
Referanduma beş kala Sözcü Gazetesi’nde haber olup başı göğe erenlere...
İçimiz İdlip ağlarken gel de sabret...
Gel de bisküviden darbe, selam söyle Fetö’ye şakası yapanlara haddini bildirme!
Gel de İdlip katliamına şıkıdım şıkıdım twitler dizen Abdullatif Şener muhannetini, sözcüklerinle delik deşik etme!
“Zulmün olduğu yerde tarafsızlık namussuzluktur.”
Gel de ayna tutma!
Gel de “teşhis” koyma bu Kabil’lere...
Sözcüklerle kılıçtan geçirme...
Hayır, bunların densizliklerine hiç de katlanmak zorunda değiliz!
Ettikleri her “hayırsızlığa”, her “vefasızlığa”, her “Kabil’liğe” eyvallah demek zorunda değiliz!
Bir iki kitap yazmış diye, bir iki makam sahibi olmuş diye nefsini firavunlaştıranlara tahammül etmek zorunda değiliz!
Yamuldular mı?
Rot-Balans çekmeyi biliriz!
Allah, haddi aşanları sevmez!
Yeryüzünde büyüklenerek yürüyenleri sevmez!
Şeytan neden cennetten kovuldu?
Neden müebbet cehenneme mahkûm oldu?
Demek ki istediğin kadar mürekkep yala... Kibir ettiğin vakit bittin! Kendini dev aynasında gördüğün vakit, kaybettin! Selâm vereni borçlu çıkardığın an, baş aşağı olursun!
Ha benden söylemesi!
Millet, kör değil!
Millet, sağır değil!
Millet, dilsiz değil!
Yaptığınız hiçbir şeyin yanınıza kâr kalmayacağını bilin!
Bilin ki, haddinizi de bilesiniz!
Biz de size “ayar” vermeye zahmet etmeyelim!