İmam Hatiplerle alay ederek, LGBT sapkınlığına destek veren Gülşen, yemek masasında çıplak poz veren Hadise, sahnede bacak açıp orta parmak gösteren Melek Mosso, “fahişe” yazılı tişörtle sahneye çıkan Hande Yener ve son olarak Manifest isimli sözde müzik grubunun sergilediği hayasızlıklar, gençlerin ve çocukların zihinlerini ifsat ediyor.
SEBAHATTİN AYAN İSTANBUL
Sözde sanat adı altında müstehcenliği pazarlayarak para kazanma derdinde olan sanatçılar, toplumsal ahlakı bozmak için her türlü rezilliği sergiliyor. İmam Hatiplerle alay eden ve LGBT sapkınlığına destek veren Gülşen, yemek masasına çıplak çıkan Hadise, sahnede bacak açıp orta parmak gösteren Melek Mosso, sahneye “Whore” (fahişe) yazılı tişörtle çıkan Hande Yener ve önceki gün İstanbul’da Manifest isimli müzik grubunun verdiği +18 konser hafızalardaki yerini korurken, sanat adı altında sergilenen bu hayasızlıklar, gençleri ve çocukları ifsat ediyor. Yaşanan ahlaki yozlaşmayı gazetemize değerlendiren uzmanlar, aileler ve eğitimcilerin bu yozlaştırıcı içeriklere karşı temkinli davranması gerektiğini vurguladı. Devletin ilgili kurumlarının da ivedilikle önlem alarak gelecek nesilleri korumakla yükümlü olduğuna dikkat çeken uzmanlar, küresel eğlence sektörünün yönlendirdiği hayasız akımlar karşısında savunma geliştirmek gerektiğini belirtti.
TOPLUMUN AHLAKİ DOKUSUNU ZAYIFLATIYOR
Özgürlük adı altında temel değerlerimizin manevi çöküntüye kurban edilmeyeceğini ve hukuki düzenlemelerin yapılması gerektiğini aktaran Avukat Emre Tekmen, “Manifest isimli müzik grubunun konseri esnasında sergilenen ve kamuoyu vicdanında haklı bir tepkiye neden olan görüntüler, sanat ve toplumsal sorumluluk arasındaki hassas çizginin önemini bir kez daha gündeme getirmiştir. Soruşturma başlatılması, toplumsal değerlerimize yönelik hassasiyetin hukuki düzlemde de karşılık bulduğunu göstermesi açısından oldukça isabetli bir adımdır. ‘Sanat özgürlüğü’ kavramının, milletimizin temel ahlaki değerlerini ve genç nesillerin manevi inkişafını tehdit eden bir sorumsuzluk alanına dönüşmesine müsaade edilemez. Hukuk sistemimiz, yalnızca bireysel hakları değil, aynı zamanda ailenin korunması ve toplumun genel ahlakının muhafazası gibi temel sosyal vecibeleri de teminat altına alır. Bu tür olayların münferit birer vaka olarak değil, toplumun ahlaki dokusunu zayıflatan daha geniş bir kültürel erozyonun parçası olarak görülmesi gerekir” ifadelerini kullandı.
CAYDIRICILIK OLMALI
Bu tür olaylarda hukukun caydırıcılığının artırılması gerektiğini vurgulayan Tekmen, “Bu tür menhus olayların tekrar etmemesi için önleyici ve yapıcı bir hukukî çerçevenin önemi açıktır. Ancak, sanat kisvesi altında alenen ahlaka aykırı fiillerin kasıtlı olarak sergilenmesi ve bunun özellikle genç kitleler nezdinde normalleştirilmeye çalışılması karşısında hukukun caydırıcı gücünün de hissettirilmesi gerekir. Suçun niteliğine ve yol açtığı toplumsal zarara göre kademeli bir yaptırım silsilesi benimsenmelidir. Caydırıcılığın sağlanması adına, para cezasına çevrilemeyen veya ertelenemeyen kısa süreli hürriyeti bağlayıcı cezalar, özellikle fiilin tekrarı halinde son çare olarak değerlendirilmelidir. Elbette öncelik, bu tür fiillere imkân tanıyan organizatör ve mekân sahiplerine yönelik ciddi idârî yaptırımların hayata geçirilmesidir. Bununla birlikte, etkin bir mali denetim ve yaptırım mekanizması da oluşturulmalıdır. Ahlaka alenen aykırılık teşkil eden gösterileri yapanlara ve ahlakı ifsat eden yayınları yayanlara tatbik edilen para cezaları artırılmalı ve bu cezalardan elde edilecek gelir, doğrudan gençlerin ruhsal ve bedensel gelişimini destekleyen sosyal projelere aktarılmalıdır. Ahlaka aykırı, bilhassa erotik içerikler meşru sanatın dışında kabul edilmeli ve halka açık sanatsal etkinliklerde kesinlikle yer almamalıdır. Gerekli hukuki düzenlemelerin de ivedilikle hayata geçirilmesi hem sanatın özgürlük alanını meşru çerçevede tutacak hem de toplumsal değerlerimizin yıpratılmasına engel olacaktır” ifadelerini kullandı.
TOPLUM İÇİN İFSATTIR BOZULMADIR
Konuyla ilgili gazetemize konuşan Prof. Dr. Sefa Saygılı ise, “Bunların yaptığı teşhirciliktir, psikiyatrik sınıflandırmalar içinde bu tür davranışlar bir rahatsızlık, hatta sapkınlık olarak görülür. Kabul edilmez ve bunlarla ilgili gerekli tedbirler mutlaka alınmalıdır. Bu tür konserler ve akımlar, özellikle gençlere ve çocuklara ciddi zararlar vererek neslin bozulmasına yol açabilir. Dünyada bu tür örnekler yok. Kaldı ki dünyada da benzer içeriklere karşı çeşitli önlemler alınmıştır. Kapalı giyinmenin kimseye bir zararı yoktur; ancak teşhirci kıyafetler, genç kızların bu tarz heveslere kapılmasına, erkeklerin ise cinsel dürtülerinin tahrik edilmesine sebep olmaktadır. Bu durum, bireyleri bozukluklara ve normal dışı davranışlara sürükleyerek toplumu suça teşvik edebilecek bir tehlike barındırır. Toplum açısından bir yozlaşma ve bozulma olarak görülen bu akımlar karşısında, devlet kurumlarının da gerekli tedbirleri ivedilikle alması gerekiyor. Hem hayaya aykırılık hem de kanunlara aykırılık yönünden bu tür içeriklerin engellenmesi şarttır” ifadelerini kullandı.