CHP’nin i̇ki başlı tiyatrosu ve kürsüden yükselen darbe çığırtkanlığı
Gazetemiz okurlarından Oktay Yüksel \ Afyonkarahisar 'CHP’nin i̇ki başlı tiyatrosu ve kürsüden yükselen darbe çığırtkanlığı' başlıklı yazısını bizimle paylaştı.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP), kurumsal tarihinin en derin, en trajikomik ve en tehlikeli yönetim krizlerinden birini canlı yayında tüm millete ilan etmiştir. Son grup toplantısı, partideki iki başlılığın resmen ve alenen başladığının tescili olmuştur. Bir tarafta genel merkez koridorlarında delege hesabı yapan, Merkez Yönetim Kurulu (MYK) listesini kendi kişisel ajandasına göre tek başına belirleyen Kemal Kılıçdaroğlu; diğer tarafta ise mahkeme salonlarında, siyasi pazarlıklarda ve yargı kararlarının gölgesinde koltuğa iliştirilmiş, partinin sözde lideri Özgür Özel... Karşımızda siyasi bir irade değil, adeta iki başlı bir vesayet mekanizması durmaktadır. Ancak bu iki başlılığın doğurduğu tehlike, sadece parti içi bir koltuk kavgasından ibaret değildir; bu kaos, doğrudan devletin birliğine ve hukukun üstünlüğüne karşı açık bir tehdit merkezine dönüşmüştür.
Özgür Özel’in gayrimeşru liderlik kompleksiyle çıktığı o grup kürsüsünden, bağımsız Türk mahkemelerince yargılanmış ve cezaları kesinleşmiş olan Can Atalay, Mine Özerden, Osman Kavala ve Tayfun Kahraman’ın isimlerini tek tek, adeta birer kahramanmış gibi zikretmesi tam bir akıl tutulmasıdır. Bu isimlere dönerek, adeta gözlerinin içine baka baka “Çok yakında kavuşacağız” ifadelerini kullanması, basit bir siyasi temenni veya insani bir vefa gösterisi olarak geçiştirilemez. Sormak gerekir: Siz kimsiniz ve hangi güçle bu vaatlerde bulunuyorsunuz? Türk milleti adına karar veren bağımsız mahkemelerin hükmünü hangi illegal yetkiyle yok sayacaksınız? Hukuken parmaklıklar arkasında olan bu isimleri dışarı çıkarmak için kanunları mı çiğneyeceksiniz, kendinizi mi içeri atacaksınız, yoksa arkasına saklandığınız küresel odaklardan emir mi bekliyorsunuz? Bu pervasızca haykırılan “yakında kavuşacağız” nakaratı, bu necip milletin hafızasında çok karanlık, çok tanıdık ve çok kanlı senaryoları canlandırmaktadır. Biz bu üstü kapalı tehditleri, bu “yakında her şey değişecek, az kaldı” rüyalarını, bu “şafak söküyor” edebiyatını 15 Temmuz hain darbe girişiminden önce de çok net duyduk. O karanlık dönemden önce de bugünkü ittifak ortaklarınız, eski masalarınızın aktörleri ekranlarda, meydanlarda benzer perdeden konuşuyor, millete ve seçilmiş hükümete nizam vermeye kalkıyordu. Siyasi meşruiyetini sandıkta bulamayan, aziz milletin iradesiyle tek bir gün bile iktidar yüzü göremeyenlerin; umudunu her zamanki gibi gayrimeşru yöntemlere, sokağa, kaosa ve milli iradeyi hedef alan aleni darbe imalarına bağladığı ayan beyan ortadadır. Siyasi gücünüz, demokratik nefesiniz bu hükümeti değiştirmeye yetmiyorsa, perde arkasında hazırladığınız kirli bir darbe planınız mı var? Millete açıklayamadığınız, meclis çatısı altında gizlediğiniz gayrimeşru bir senaryonun figüranlığını mı yapıyorsunuz?
Bu darbe imalı tiyatronun sergilendiği salonda, en ön safta oturan bir isim ise CHP’nin zihniyet kodlarını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyordu: Önder Sav. Partinin en uzun süre genel sekreterliğini yapmış, CHP’nin adeta kurumsal hafızası, derin aklı ve akıl hocası olarak el üstünde tutulan bu şahıs, bu köhne zihniyetin tam olarak neye hizmet ettiğinin en net özetidir. Önder Sav ismi, bu milletin hafızasına hizmetleriyle değil; kendisine hacca gitmek istediğini söyleyen yaşlı bir vatandaşa, “Boşver, bakarsın Muhammed seni orada bırakmaz, dönemezsin” diyerek bu milletin imanıyla, Peygamberiyle ve mukaddesatıyla alay eden o kibirli, o saygısız üslupla kazınmıştır.
İşte bugün iki başlı CHP’nin sığındığı liman, tam olarak bu köhne, milletin değerlerine düşman, inancına yabancı ve milli iradeyi her fırsatta askeri ya da bürokratik vesayetle terbiye etmeye çalışan eski Türkiye zihniyetinin ta kendisidir. Bir yanda mukaddesata yönelik inanç düşmanlığı, diğer yanda hukuku ayaklar altına alma vaatleri ve en tehlikelisi de kürsülerden savrulan darbe imalı söylemler... Bu aziz millet, ne mahkeme kararlarının sokak tehditleriyle, dış fonların baskılarıyla çiğnenmesine izin verir; ne de eski karanlık günlerin, postallı heveslerin ve darbe çığırtkanlarının yalanlarına geçit verir. 15 Temmuz’da tanklara karşı göğsünü siper eden irade, bugün de dimdik ayaktadır. CHP, içindeki o koltuk savaşını legal sınırların dışına taşımaktan, devlete ve millete karşı illegal bir meydan okumaya dönüştürmekten derhal vazgeçmelidir. Aksi takdirde, milli iradenin duvarına çarpıp siyaseten tarihin tozlu sayfalarına gömülmeye mahkum olacaklardır.