Erol Kavuncu Mirat Haber'de yazdı: CHP’de bugün konuşulan yolsuzluklar, skandallar, kirli ilişkiler ve ahlaki savrulmalar buzdağının yalnızca görünen yüzüdür. Asıl büyük çürüme ise çok daha derinde, partinin kendi siyasal ruhunda yaşanıyor.
CHP’de bugün konuşulan yolsuzluklar, skandallar, kirli ilişkiler ve ahlaki savrulmalar buzdağının yalnızca görünen yüzüdür. Asıl büyük çürüme ise çok daha derinde, partinin kendi siyasal ruhunda yaşanıyor.
Zira CHP bugün yalnızca siyasi bir yenilginin değil, kendi aynasında büyüyen tarihsel bir çözülmenin sancısıyla yüzleşiyor. Kendi hakikatiyle! milletin gerçekleri arasında sıkışan bir siyasi akıl artık iktidara yürümüyor; dağılmamak, ayakta kalabilmek ve içine sürüklendiği tarihsel çıkmazdan kurtulabilmek için son kozlarını oynuyor…
MİLLETE RAĞMEN SİYASETİN DEĞİŞMEYEN OMURGASI!
CHP’nin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk döneminden İsmet İnönü’ye, oradan Ecevit’e, Baykal’a, Kılıçdaroğlu’na ve bugün Özgür Özel–Ekrem İmamoğlu çizgisine uzanan siyasi serüvenine bakıldığında vitrinlerin değiştiği görülür; fakat omurganın değişmediği açıkça ortadadır. Kimi zaman daha sert, kimi zaman daha yumuşak bir dil kullanıldı. Kimi zaman ulusalcı, kimi zaman sosyal demokrat, kimi zaman liberal bir görüntü verildi. Ancak bütün bu makyajların altında değişmeyen tek bir gerçek vardı: Milletin değerleriyle hiçbir zaman barışamayan vesayetçi siyasi akıl.
CHP’nin en büyük problemi seçim kaybetmesi değildir.
CHP’nin asıl problemi, yüz yılı aşkın süredir milletle aynı istikamete bakamamasıdır.
1923–1950 arasında zaten tek parti düzeni vardı. Devlet ile parti iç içeydi. CHP’nin alternatifsiz olduğu o dönemde milletin gerçek iradesi sandığa hiç yansımadı. Gerçek tablo, çok partili hayata geçildikten sonra ortaya çıktı. Aradan yaklaşık 75 yıl geçti. CHP hâlâ milletin güçlü desteğiyle tek başına iktidar olamadı. Çünkü Anadolu’nun vicdanıyla, milletin inanç kodlarıyla ve bu toprakların ruhuyla hiçbir zaman sahici bir bağ kuramadı.
Her seçimde aynı cümle kuruldu:
“Bu seçim geliyoruz…”
Her seçimde aynı umut pazarlandı.
Her seçimde yeni bir ambalaj üretildi.
Ama sonuç değişmedi.
Çünkü millet, makyajı değil zihniyeti okudu.
Kimilerine göre CHP’nin “en halkçı” dönemi olarak anlatılan Ecevit döneminde bile halka yukarıdan bakan siyasal refleks değişmedi. Çünkü CHP’nin temel meselesi milleti anlamak değil, milleti dönüştürmekti! Milletin değerlerini merkeze almak yerine, toplumu dönüştürülmesi gereken bir laboratuvar malzemesi gibi gören anlayış baskın kaldı. CHP’nin tarihsel açmazı tam da buydu:
Milletle yürümek yerine millete rağmen siyaset üretmek…
2002 SONRASI ÇÖKEN DÜZEN: VESAYET KAYBEDİNCE CHP GERÇEKLE YÜZLEŞTİ!
CHP sandıkta milletin desteğini hiçbir zaman arkasına alamadı; ancak yıllar boyunca askerî bürokrasiden yargıya, medyadan akademiye, sermaye çevrelerinden çeşitli vesayet odaklarına kadar uzanan güç alanlarının desteğiyle siyasal etkisini ve sistem içindeki ağırlığını korumayı başardı.
Yani CHP açısından mesele hiçbir zaman sadece seçim kazanmak değildi.
Sistemin ana damarlarında etkili olmak yeterli görülüyordu.
Ne zaman ki 2002 sonrası Ak Parti iktidarları ile Türkiye’de vesayet düzeni ciddi şekilde gerilemeye başladı, işte o zaman CHP tarihinde en büyük sarsılma yaşandı. Çünkü artık arkalarında eski Türkiye’nin dokunulmaz güç merkezleri, vesayet odakları yoktu. Eskisi gibi asker üzerinden, yargı üzerinden, medya mühendisliği üzerinden siyaset dizayn etme dönemi çökmeye başladı.
Ve CHP ilk kez şu gerçekle yüzleşti:
“Milletin desteği olmadan iktidar olunamıyor.”
İşte tam bu noktada “makas değişimi” başladı.
EKREM İMAMOĞLU PROJESİ: CHP’NİN GİZLENEN YÜZÜ, YENİ AMBALAJ SİYASETİ!
Klasik CHP çizgisi, kendi içinden çıkmayan! yeni bir “proje figüre!” alan açtı. Ekrem İmamoğlu’nun yükselişi sıradan bir belediye başkanlığı hikâyesi değildi. Bu, CHP’nin ideolojik sertliğini perdeleyerek yeni bir vitrin üretme hamlesiydi. Dün sert sloganlarla söylenenler, bugün gülümseyen yüzlerle pazarlanmaya başladı.
Aslında değişen öz değil, yöntemdi.
Dün milletin değerlerine mesafeli duran anlayış neyse, bugün farklı tonlarla konuşan anlayış da aynı ideolojik merkezden besleniyordu.
Dün daha sert bir dil vardı…
Bugün daha profesyonel bir algı dili var…
Dün açıktan toplumsal mühendislik vardı…
Bugün daha ‘‘ince hesaplı!’’ bir yönlendirme siyaseti var…
Ama Batı cephesinde! değişen bir şey yok.
İsimler değişiyor…
Kadrolar değişiyor…
Sloganlar değişiyor…
Fakat milletin inanç dünyasına yabancı siyasal refleks değişmiyor.
CHP bugün tarihinin en ağır kimlik krizini yaşıyor. Çünkü bir tarafta partinin geleneksel “eski tüfek” kadroları duruyor; diğer tarafta ise, derin bir ‘şark kurnazlığı misyonuyla!’ ideolojik yüklerini gizleyerek yeni bir toplumsal algı üretmeye çalışan vitrin siyaseti yükseliyor. Parti artık kendi içinde bile neye dönüştüğünü tam olarak tarif edemiyor.
Bir dönem “devlet partisi” refleksiyle hareket eden yapı, bugün sosyal medya operasyonlarıyla toplum mühendisliği yapmaya çalışıyor.
Fakat millet artık eski millet değil. Türkiye artık 1990’ların Türkiye’si değil. Bu toplum artık pompalanan imajlarla değil, ferasetiyle karar veriyor.
Ve siyasetin değişmeyen hükmü şudur:
Milletin ruhuna dokunamayan hiçbir hareket kalıcı olamaz.
Millet artık sadece siyasilerin ne söylediklerine bakmıyor…
Milletle, milletin dertleri!, değerleriyle ne kadar sahici bağ kurduklarına bakıyor…
Çünkü bu topraklarda iktidarın gerçek sahibi ne medya elitleridir…
Ne uluslararası güç odaklarıdır…
Ne eski vesayet çevreleridir…
Son sözü her zaman millet söyler.
Ve milletin gönlüne giremeyenler, tarihin hiçbir döneminde kalıcı iktidar olamamıştır…
Olamazlar!
Erol KAVUNCU