AK Parti Meclis Grup Başkanvekili Emin Akbaşoğlu, CHP’nin “Cambaza Bak” taktiğiyle gündemi değiştirmeye çalıştığını söyleyerek, “Hırsızlıkları, rüşvet ve irtikabın içinde debelendikleri görülmesin diye ‘cambaza bak’ taktiğiyle gündem değiştirmeye çalışan bir Özgür Özel ve CHP yönetimi söz konusu” dedi.
Akit Pazar Röportajı’nın bu haftaki konuğu, AK Parti’nin başarılı Meclis Grup Başkanvekili Muhammet Emin Akbaşoğlu. AK Partili Akbaşoğlu, ağırlıklı olarak CHP’nin içinde bulunduğu olaylar ve soruşturmalarla, bunların altında yatan tarihi ve jeopolitik nedenleri irdeleyen son derece çarpıcı açıklamalarda bulundu.
CHP’NİN TUTUMU APAÇIK TÜRKİYE DÜŞMANLIĞIDIR
Sayın Akbaşoğlu, CHP’nin eski İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu ve 99 kişinin yolsuzluk, rüşvet, ihaleye fesat karıştırmak gibi suçlamalarla 19 Mart’ta tutuklanarak görevden uzaklaştırılmasının ardından başvurduğu sokak olayları, boykot gibi girişimlerini nasıl değerlendiriyorsunuz?
Bu CHP, seçmenini de hakikaten mağdur ediyor. CHP seçmeni, CHP yönetiminin bu hukuksuz, tutarsız davranışları nedeniyle rencide oluyor. Bu konuda daha dikkatli davranmaları, hukuka uygun davranmaları, milli iradeye, centilmenlikle ortaya çıkan sonuca rıza göstermeleri, Anayasa’ya, Meclis İç Tüzüğü’ne, milli iradeye uygun davranmaları gerekiyor. Muhtemelen sandıktan umutlarını kesmişler ki, her fırsatta vatandaşlarımızı sokağa davet ediyorlar, vandalizme davet ediyorlar. CHP’nin tutumu apaçık Türkiye düşmanlığıdır. Bu apaçık milletimize olan düşmanlıktır. Milli iradeye saygısızlıktır. Bu apaçık demokrasiyi içselleştirememenin bir tezahürüdür, yansımasıdır. Ne diyor Sayın Özgür Özel? ‘Biz tek parti yönetimindeydik, isteseydik demokrasiye geçmezdik’ Adeta millete çok partili hayatı, demokrasiyi, bahşetmişler, lütfetmişler gibi konuşuyor. Aslında tam da bu cümle, zihinlerinin arka planında olan arzularını açığa vuruyor. Onlar istiyorlar ki tek parti yönetimi olsun, faşizan bir yönetim olsun, CHP yönetimi ne derse millet ona göre hizaya geçsin. Ama millet buna ‘yeter söz, yetki, karar milletindir’ diyerek 1946’da ‘dur’ dedi. Ama CHP’nin açık oy gizli sayım yaparak masa başı kâğıt oyunlarıyla, imza oyunlarıyla tutanak oyunlarıyla herkesin bildiği gerçeği örtmeye çalıştılar. Faşizan bir baskıyla 1946’da Demokrat Parti kazandığı halde halkın iradesini gasp ettiler. Sonrasında 1950’de çok büyük bir oy farkıyla Demokrat Parti adeta CHP’yi sildi süpürdü. İktidara geldi, milletin değerleriyle buluştu. Yapılan sonraki seçimleri tekrar DP kazandığı halde, 1960 darbesine giden yolda, o meşum provokasyonları hazırlayanların cunta merkezinin CHP’nin içinden teşkil ettiğini ve askeri sivil bürokrasiyle beraber 27 Mayıs darbesinin bizzat plancısı, destekçisi ve uygulayıcısı olduğunu yaşayıp gördü bu millet. Sonrasında, merhum Turgut Özal, Adnan Menderes, Hasan Polatkan ve Fatin Rüştü Zorlu’nun naaşlarını İstanbul Vatan Caddesi’ne taşıdı. Daha sonra AK Parti döneminde Yassıada Mahkemeleri’nin yok hükmünde olduğuna dair yasal düzenlemenin, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan’ın idamıyla sonuçlanan haksız ve hukuksuz zorba dönemin etkilerinin silinmesi ve iade-i itibarlarının gerçekleşmesi noktasında TBMM’den geçtiğine şahit olduk. Milletimizin dilindeki Yaslı Ada’yı, Demokrasi ve Özgürlükler Adası’na bizler çevirdik. CHP’yi bu milletin siyasi tarihine sürdüğü kara lekeyi ve rezillikleri biz temizleme cihetine gittik.
YİNE DARBECİLİK VE CUNTACILIK PEŞİNDE KOŞUYORLAR
Peki CHP bu tarihi gerçeklere rağmen nasıl Sayın Cumhurbaşkanımıza “Cunta Başı” diyebiliyor?
27 Mayıs 1960 darbesi, 1971 muhtırası, 28 Şubat postmodern darbesinin tekrar canlanması hususunda CHP yönetimi başta Özel olmak üzere, sandıktan umudunu keserek, millet iradesine güvensizlikle sokak çağrıları yaparak, kaotik bir ortam oluşturarak netice almaya çalışıyorlar. Yine darbecilik ve cuntacılık peşinde koşuyorlar. Kendileri bütün geçmişleriyle beraber darbeci ve cuntacı oldukları halde, millet iradesiyle eşi benzeri olmayan şekilde her girdiği demokratik seçimi kazanan Sayın Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’a ‘Cunta Başı’ yaftalamasında bulunan hadsiz, müfteri ve mandacı zihniyetle yabancı ülkeleri göreve davet ederek, ‘bizi yalnız bıraktınız. Bizi gerekli şekilde desteklemediniz. Bizim arkamızda durmadınız’ gibi yalvararak kendilerine davetiye çıkaran bir zavallı ve nasıl işbaşına geldikleri belli olmayan bir CHP yönetimi var.
CHP MECLİS’İN İRADESİNE, HALKIN İRADESİNE DARBE GİRİŞİMİNDE BULUNDU
CHP’li Meclis Başkanvekili Gülizar Biçer Karaca’nın Meclis çalışmalarının tatil edildiği bir günde TİP’li Can Atalay’a ilişkin AYM bildirisini okutmasını nasıl yorumluyorsunuz?
CHP’nin Meclis’te yaptığı tam bir hukuksuzluktur. Aslında kendi geçmişleriyle de uyumlu bir tutum sergilediler. ‘Cunta eşittir CHP, CHP eşittir cunta’ formülünün bir başka versiyonunu icra ettiler. Darbeler tarihine baktığımızda CHP’nin o darbeciliğin, cuntacılığın, muhtıraların tam da merkezinde, odağında olduğunu görürüz. Siyasi tarihimiz bunun sayısız örnekleriyle doludur. 27 Mayıs 1960 darbesi, kendilerinin de itiraf ettiği gibi bunun örneklerinden biridir. Menderes’e nasıl diktatör demişler ve her türlü naifliğine, nezaketine rağmen Sayın Menderes’le ilgili nasıl yalan ve iftiralarla, dezenformasyonla dolu propagandaya girişmişlerse, yakın tarihimizde de rahmetli Turgut Özal’a da aynı şekilde diktatör diyerek, onun Türkiye’nin lehine atmış olduğu adımları küçümseyerek, yok sayarak birçok iyilik ve güzelliklere, hizmetlere, ‘kedi uzanamadığı ciğere pis dermiş’ mantığıyla merhum Menderes’e yaptıkları gibi merhum Özal’a da hakaretlerde, iftiralarda bulunmuşlardır. 28 Şubat’taki postmodern darbede, rahmetli Erbakan hocamıza da aynı yaklaşımı sergileyen, ‘halka rağmen halk için’ şeklindeki jakoben anlayışı temsil eden faşizan zihniyete sahip olan CHP temsilcilerinin, Çarşamba günü de benzer bir girişimine şahit olduk. Bu tabi ki Anayasa ve Meclis İç Tüzüğü gereğince yok hükmünde olan bir girişimdir. Dolayısıyla TBMM Başkanı’nın yetkileri çerçevesinde belirlenen gündemin tamamen dışına çıkarak, bir korsan bildiri yapmaya yeltenen CHP’li Meclis Başkanvekili Gülizar Biçer Karaca, belki kendi kişisel konumunu korumak için, önümüzde yapılacak Meclis Başkanvekili seçimleri için adeta militanvari bir yaklaşımla, tamamen hukuksuz, haksız ve hiçbir mevzuata, kanuna, hukuki çerçeveye uymayan bir davranışla, şova dönük, Meclis’in iradesine, halkın iradesine darbe yapmaya dönük bir girişimde bulundu. Çarşamba günü, aslında Meclis Başkanvekilimiz Sırrı Süreyya Önder Beyefendi’nin kritik sağlık durumu nedeniyle ki Allah’tan bir kez daha şifa diliyoruz kendisine, Meclis’in böyle nezaketli, mehabetli bir ortamında Meclis Başkanvekili’nin çok ağır bir rahatsızlık geçirmesi karşısında Meclis’in Çarşamba ve Perşembe günü çalışmaması ve milletvekillerinin hastaneye gidip ziyaret edebilmesi için yaklaşım sergilenirken CHP’nin bu tutum ve davranışı, aslında nasıl fırsatçı, nasıl bütün olayları ajite ve provoke edici bir tutum ve davranış içerisinde olduğunun göstergesi olarak karşımıza çıkmıştır.
“Cambaza bak” taktiğiyle gündem değiştirmeye çalışıyor
CHP; sokakları karıştırarak, toplumu gererek ne elde etmeyi amaçlıyor?
Cumhuriyet tarihinin en büyük hırsızlık ve yolsuzluk dosyalarının tam merkezinde olan CHP’li İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun ve onun vesilesiyle para kuleleri ve valizlerle, çantalarla, torbalarla, bir takım yardım kartlarıyla CHP Genel Başkanı’nın ve Parti Meclisi üyelerinin belirlendiği şaibeli kurultaylarla anılan CHP, bu konuşulmasın, bunun üstü örtülsün, kendi meşruiyetleri sorgulanmasın, hukuksuzlukları, haksızlıkları, yolsuzlukları, hırsızlıkları, rüşvet ve irtikabın içinde debelendikleri görülmesin diye ‘cambaza bak’ taktiğiyle gündem değiştirmeye çalışan bir Özgür Özel ve CHP yönetimi söz konusu. İşin özü özeti bu. Bunun evveliyatında altılı masada gündeme geldiği belirtilen, Mayıs 2023’teki Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ekrem İmamoğlu mu, Mansur Yavaş mı, Kemal Kılıçdaroğlu mu cumhurbaşkanı olsun tartışmalarında ve İmamoğlu’nun aday olması gündeme geldiğinde şaibeli diploması yüzünden adaysız kalabilecekleri ve oradan darbe yiyeceklerinin konuşulduğu biliniyor. Kemal Kılıçdaroğlu’nun aday gösterilmesi neticesinde altılı masanın millet iradesiyle yere getirilerek tuş edilmesi neticesini kabullenemeyen, buradan iç çatışmaya giren altılı masanın dağılması, ondan sonra CHP’nin kendi içinde taht ve rant kavgalarının kızışmasıyla ortaya çıkan süreçleri yaşadık.
1950’de ‘Yeter’ Diyen Millet Bugün de Sessiz Kalmayacak
Sayın Özel’in grup toplantısında boykotu övmesi ve sokakları karıştırmayı meşrulaştırması, başkalarının tetikçiliğini üstlendiğini gösteriyor. Kendi çağrısını gençlere mal edip, sorumluluktan kaçması ise ayrıca dikkat çekicidir. Bu vesileyle sevgili gençlere seslenmek istiyorum: CHP yöneticilerinin geçmişte defalarca gösterdiği gibi, hırslarını kin ve nefrete dönüştürüp darbeci bir tutuma bürünen bu anlayışın çağrılarına kulak asmamalısınız. Kim ne söylüyor iyi analiz etmeli, milletimizin lehine olanla aleyhine olanı, meşruyla gayrimeşruyu, yasal olanla olmayanı doğru ayırt etmeliyiz. CHP yönetiminin zekâmızla alay eden Göbelsvari propagandalarına aldanmamalıyız.
Bu millet ve bu devlet aleyhine fonksiyon üstlenmiş bir CHP yönetimi var
CHP’nin gerginliği tırmandırmasının arkasında gerçekleri gizleme çabası mı var?
İmamoğlu’nun yolsuzluk, hırsızlık dosyalarının ayyuka çıkması, CHP yönetimindeki Beşiktaş, Beykoz belediyelerinde birçok yolsuzluk ve hırsızlığın bizzat CHP içindekiler tarafından yapılan ihbarlar ve şikayetler üzerine ortaya çıkması ve belediye başkanlarının görevden alınması, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da bu yolsuzlukların ve hırsızlıkların içinde olduğu bilindiği için apar topar tek adaylı bir ön seçim tiyatrosu kurguladılar. Çünkü önce bu yolsuzluklarla ilgili önce kendisiyle ilgili araştırmada bulunup doğru bir rapor vereceği anlaşılan, hukuk içinde hakikati ortaya çıkarmaya dönük fonksiyon icra eden bilirkişi, başsavcı, mahkeme yargı mensuplarını etkilemeye, onları itibarsızlaştırmaya, iftiralarla peşlerine gazetecileri takarak onları korkutup tehdit ve şantajla kendi istediği neticeye dönük bir basın toplantısı yapmıştı. Orada bilirkişinin ismini vermişti. Sonra bir televizyoncu bilgisi dışında ses kaydı alarak yayınlamış, itibarsızlaştırmaya çalışmıştı. Hırsızlık ve yolsuzlukları ortaya çıkmasın diye gündem değiştirmeye çalışan İmamoğlu-Özel ikilisinin beraberce şaibeli kurultayla ilgili ‘beni sırtımdan hançerlediler’ diyen Kılıçdaroğlu’nu nasıl ittifak yaparak alaşağı ettikleriyle ilgili süreçlerde bizzat Kılıçdaroğlu ‘bu kurultay şaibelidir’ dedi. CHP’li eski Hatay Büyükşehir Belediye Başkanı Lütfü Savaş aynı şekilde bu kurultayın iptali için dava açtı. Şaibeli diplomayla ilgili YÖK sisteminin tanımadığı Kıbrıs’taki bir merdiven altı üniversiteden o yıllarda İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’ne hile, yalan ve yanlış beyanlarla geçtiğinin ortaya çıkması, yine kendi içlerinden yapılan şikâyetle mümkün olmuştur. Bütün bu süreçler, usulsüz diploma, şaibeli kurultay ve Cumhuriyet tarihinin en büyük hırsızlık ve yolsuzluk dosyalarıyla ilgili CHP yönetiminin açıklık getirmesi gerekirken, altında kalacaklarını bildikleri için, açık tanıkların beyanları, itirafları, ortaya konulan delilleri gördükleri için Hitler’in Propaganda Bakanı Göbels’in, ‘öyle bir yalan ortaya atın ki bütün kitleleri sokaklara dökün. Bunu devamlı tekrarlayın. Ondan sonra daha büyük yalanlarla buna devam edin’ taktiğiyle her hafta topluluklara yalan yanlış ve iftiralarla Göbels taktikleriyle bu millet, bu ülke, bu devlet aleyhine bir fonksiyon üstlenmiş bir CHP yönetimi var.
CHP’nin mandacı bir zihniyetle dış ülkelerden medet umması çok manidar
CHP’nin içeriyi karıştırmak üzere harekete geçmesinin, bölgemizde önemli değişimlerin yaşandığı bir döneme denk gelmesi tesadüf olabilir mi?
Olup biten aslında Türkiye’nin bölgesinde en önemli atraksiyonları yaptığı bir dönemde, Suriye’de diktatör Esed’e demediklerini, Türkiye’nin seçilmiş Cumhurbaşkanına söyleyenlerin, bu ülkenin yararına değil, tam tersine aleyhine duruş sergiledikleri açıktır. Bu konuda herkesin milletin hakemliğini ve verdiği yetkiyi, görevi içselleştirmesi gerekir. 2028 Mayısı’na kadar bu parlamentoya da Cumhurbaşkanı Erdoğan’a yetkiyi veren bu millettir. Türkiye bölgesel bir güç ve küresel bir aktör olarak, dünyada Türkiyesiz bir oyun kurulamayan proaktif bir dış politikanın, küresel siyasetin tam merkezinde konumlanmasıyla, bir taraftan Kalkınma Yolu Projesi ile Basra Körfezi’ni İskenderun Körfezi’ne bağlamak, bir taraftan Zengezur Koridoru sayesinde Orta Asya Türk Cumhuriyetleri’ni Çin’den Londra’ya Türkiye üzerinden bağlamaya yönelik büyük vizyonları ortaya koyarken, milli menfaatleri doğrultusunda 85 milyon insanımızın lehine, enerji havzalarının geçişinin kendi üzerinden dünyaya dağılımına dair milli ve yerli stratejik enerji hamlelerini ardı ardına gerçekleştirirken, Libya’da, Akdeniz’de, Somali’de önemli misyonlar üstlenirken, kendi sınır güvenliğiyle ilgili terörsüz Türkiye, iç tahkimatın güçlendirilerek ekonomik sıçramalarının en üst düzeye gelmesi için tam da önemli bir eşiğin önündeyken CHP’nin bizim aleyhimize bir tutum ve davranış sergileyerek, mandacı bir zihniyetle dış ülkelerden medet umması çok manidar. Bugünkü CHP yönetiminin, Sayın Özel’in “Jöntürk” benzetmesinin akıllara getirdiği, bir yabancı ülkenin büyükelçisinin bineceği arabanın atlarının yerine geçip Sirkeci garından Pera’ya o at arabasını çeken Jöntürklerin misyonunu üstlenmeyi şeref addeden bir anlayışa evrilmesi, Türkiye için en büyük handikaptır. Türkiye’nin iç barışının engellenmesine, ‘iç tahkimatının güçlenmesine dair en büyük engel ben olacağım’ yaklaşımının bir tezahürü olarak Sayın Özgür Özel ve CHP yönetiminin bu tutum ve davranışı milletimizin vicdanından kaçamayacaktır. Bunun da vakti geldiğinde sandıkta mutlaka bu millet kahir ekseriyetiyle cevabını verecektir.

