Bölünme yenilik getirir
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
Yönetilebilirlik açısından bölünüp yeni üniversitelerin kurulmasının doğru bir karar olduğu değerlendiren akademisyenler, kanun değişikliğini "çeşitliliğe ve yeni bilgilerin üretilmesine" vesile olacak bir bilimsel ve teknolojik hamle olarak ifade ediyor.
Yaptığı radikal icraatlarla Türkiye’yi dünya standartlarına taşıyan AK Parti Hükümeti’nin yeni üniversitelerin kurulması konusundaki kanun tasarısını TBMM’ye sunması tartışmaları da beraberinde getirdi. Temel görevi nitelikli bir eğitim öğretim vermek olan, ulusal ve uluslararası düzeyde bilimsel araştırma ve incelemeler yapan üniversitelerdeki öğretim üyesi başına düşen öğrenci sayısındaki artış, köklü bir reforma ihtiyaç olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi. Ülke genelinde; 163 öğrenci başına bir araştırma görevlisi, 248 öğrenci başına bir öğretim görevlisi, 230 öğrenci başına bir doktor öğretim üyesi, 547 öğrenci başına bir doçent ve 333 öğrenci başına bir profesör düşüyor. Yönetilebilirlik açısından bölünüp yeni üniversitelerin kurulmasının doğru bir karar olduğu değerlendiren akademisyenler, kanun değişikliğini "çeşitliliğe ve yeni bilgilerin üretilmesine" vesile olacak bilimsel ve teknolojik bir hamle olarak yorumluyor.
ŞEHİR NÜFUSUNA DÖNDÜ
Başta İstanbul Üniversitesi olmak üzere bölünme kararı alınan bazı üniversitelerin öğrenci sayısının nerdeyse şehir nüfusuna ulaştığı belirlendi. İstanbul Üniversitesi'nde 253 bin, Gazi Üniversitesi’nde 79 bin, Sakarya Üniversitesi’nde 89 bin ve Selçuk Üniversitesi’nde 95 bin öğrenci eğitim görüyor. Bölünmesi planlanan diğer üniversitelerdeki öğrencisi sayısı şu şekilde: “Isparta’da 83 bin, Erciyes’te 61 bin, Mersin’de 45 bin, Trabzon’da 56 bin, Kahramanmaraş’ta 36 bin, Eskişehir Anadolu’da 61 bin, Afyon’da 45 bin, Kütahya’da 55 bin, Malatya’da 41 bin öğrenci.”
BİR PROFESÖRE 150 ÖĞRENCİ
Yükseköğretim Kurulu’na (YÖK) göre; devlet üniversitelerinde 333 öğrenci başına bir profesör, 547 öğrenci başına bir doçent, 230 öğrenci başına bir doktor öğretim üyesi, 248 öğrenci başına bir öğretim görevlisi ve 163 öğrenci başına da bir araştırma görevlisi düşüyor.
Bölünmemek için çırpınan İstanbul Üniversitesi’nde de durum pek farklı değil. En köklü eğitim kurumlarından biri olan İstanbul Üniversitesinde; 472 öğrenciye bir doçent, 481 öğrenciye bir öğretim görevlisi, 144 öğrenciye bir araştırma görevlisi, 159 öğrenciye bir profesör düşüyor.
SOFUOĞLU: ÜNİVERSİTE EĞİTİMİ UZMANLIK EĞİTİMİDİR
Sakarya Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ebubekir Sofuoğlu, sınıflardaki öğrenci sayısının fazlalığının derslerdeki verimi düşürdüğüne dikkat çekerek,“14 haftalık eğitim süreçte; 50 kişilik sınıflarda ve toplam 4 saatlik bir derste üniversite eğitimi olamaz. Bir öğretim görevlisi 50 kişilik sınıflarda öğrenciler ile tek tek ilgilenemez. Bir hocaya her öğrencinin bir dakika soru sorması bile 50 dakikayı bulur. Dolayısıyla öğrenci soru da soramaz çünkü sürenin yetmeyeceğini bilir. Halihazırda sistem ile müzakereci bir eğitim olmuyor. Soru soramayan bir öğrenci üniversite eğitimi almış olmaz 10’ar veya 15’er kişilik sınıflarda aynı problemi bulamazsınız. Üniversite eğitimi uzmanlık eğitimidir. Bir hoca gelecek konferans verir gibi ders anlatacak ve sonra gidecek. Siz buna uzmanlık eğitimi mi diyorsunuz?” şeklinde konuştu.
YÜZ KİŞİLİK SINIF MI OLUR?
Yeni üniversitelerin kurulmasının eğitim kalitesini artıracağını belirten Prof. Dr. Sofuoğlu, şunları kaydetti: “Üniversite sayısının artırılması, öğrenci sayısının ise azalması en doğru olandır. Yurtdışındaki üniversitelerin sınıfların kapasitesi 15 kişidir. İlkokuldaki sınıfların 40 kişilik olmasını eleştirenler, söz konusu üniversite olunca direniyor. Dünyanın en başarılı üniversitelerinin öğrenci sayısı nerdeyse 25 bini geçmiyor. Yeni üniversitelerin kurulması ile öğretim görevlisi sayısı da artırılacak. Öğrenci başına düşen hoca sayısının artması demek; bir öğrenci hocasından daha fazla istifade edebileceğini ortaya koyuyor. Üniversitelerin bölünmesi her açıdan iyidir. 50 kişilik kimya sınıf mı yoksa 20 kişilik bir kimya sınıfı mı laboratuvar imkânlarından daha rahat faydalanabilir? Tıp Fakültesinde yüz kişilik sınıflar olur mu? Öğrenci sayısını düşürmek aslında eğitim kalitesini yükseltmek için yapılır.”
ÜNİVERSİTELERİN YÖNETİMİNİ ZORLAŞTIRIYOR
Marmara Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Ali Murat Kırık, üniversitelerin bölünmesinin siyasi olarak yorumlanmaması gerektiğini vurgulayarak, “Üniversiteler ülkemizin, geleceğinin teminatıdır. Bu konunun tamamen siyasete bağlanmasını doğru değildir. Bugün üniversitelerin birçok kampüsü bulunuyor. Bu durum üniversitelerin yönetimini zorlaştırıyor. Çünkü öğrenci sayısı giderek artıyor. Akademisyenler, öğrenciler kimi zaman idareye ulaşabilmekte zorlanabiliyor. Sıfırdan bir üniversite kurmak ise günümüzde oldukça güçtür. Bu olaya olumlu açıdan bakacak olursak; yeni üniversiteler, yeni istihdamlar sağlayacak ve bu da Türk akademisinin güçlendirecek. Genç akademisyenler yetişebilecek. YÖK’ün de açıkladığı gibi, yeni kurulacak üniversitelere geçen öğrencilerin, istemeleri halinde halen öğrenim gördüğü üniversitenin diplomasını da alabilecek.” ifadelerini kullandı.
KÜÇÜLMELERİ GEREKİR
Anadolu Ajansı’na konuşan Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) Enformatik Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Ural Akbulut ise, tasarıyı şu sözlerle savunmuştu: "100 bin öğrenci ile üniversite yönetilemez. Dünyadaki örnekleri de incelediğimizde, üniversitelerin yönetilmesinde ideal öğrenci sayısının 20-25 bin olduğunu düşünüyorum. Üniversitelerimiz, dinamik olmak, dünya ile yarışa girip iyi yerlere ulaşmak ve iyi öğrenci yetiştirmek istiyorlarsa tabii ki küçülmeleri gerekir."
__________________________________
DİPLOMA ÖZGÜRLÜĞÜ
Bölünme sonrası yeni kurulan üniversiteye geçen öğrenci, önceki bölünmelerde olduğu gibi daha önce girdiği üniversitenin diplomasını alabilecek. Örneğin, İstanbul Üniversitesi'nde öğrenim gören bir öğrenci yeni kurulan üniversitede eğitim görse bile İstanbul Üniversitesinin diplomasını alabilecek.

