"Benim En Büyük Eserim Cumhuriyettir." (2)
Milli İradenin Sesi Yeni Akit
Türkiye ve dünyadaki gelişmeleri yakından takip etmek için Google listenize Yeni Akit'i ekleyin.
Hukukçu yazar AV. Ömer Faruk Uysal '"Benim En Büyük Eserim Cumhuriyettir." (2)' başlıklı bir yazı kaleme aldı.
İşte Hukukçu yazar AV. Ömer Faruk Uysal'ın kaleme aldığı o yazı;
O hiçbir zaman; "sizi ben yarattım, eğer olmasaydım olmazdınız" dememiştir. Cumhuriyeti de yoktan yarattım dememiştir. Tabiatçı biri, sizi ben oldurdum diyemez. "En büyük eserim Cumhuriyettir" demiştir, o kadar. Bunu da yoktan inşa etmediği, unsurlarının da zaten mevcut olduğu, izahtan varestedir. Basit, tek cümlelik kanun değişikliği yapılmıştır, o kadar! Cumhuriyet devlet şekline ilişkin farazi bir değişiklik (ilan) olduğu için, tek kişinin zihninde tasavvuru (doğması, ilanı) mümkündür. "en büyük eserim" sözü, aklen, mantıken ve itikaden caizdir.
Ancak bir şey zihinlerde kabul edilmekle, kağıda yazılmakla, hatta kanun maddesi olarak ifade ve ilan edilmekle gerçekten vücud bulmayabilir, vücud-u harici giyinmez, fiktiftir. Cumhuriyet tatbikatlarına baktığımızda durumun büyük ölçüde böyle olduğu, gerçekten bir cumhuriyet kurulamadığı görülüyor. Cumhuriyet tek kişinin eseri olamaz, tek kişinin eseri de cumhuriyet olamaz. Teklik ile çokluk (cumhur), tevhid ile şirk mantıken aynı anda, aynı yerde bulunamaz. Bir ülke Atatürk Türkiyesi'yse orası cumhuriyet değil, bir nevi monarşidir. Üstelik bir monarkın kayd-ı hayatıyla sınırlı olmayan, sürekli, bitimsiz bir monarşi!
Halk rejimi demek olan cumhuriyet, eğer birinin eseriyse, o cumhuriyet değil de tek adam rejimidir. Onun cumhuriyetidir. Öyleyse halkın cumhuriyeti değildir. Esasen cumhuriyet değildir. Hele ki cumhuriyeti, onun insan unsuru halkı, yoktan varetmişse, o olmasaydı olunmayacak idiyse, değil cumhuriyet, bir milletten, sivil toplumdan, rüşdünü ispatlamış bir halktan da sözedilemez. Halık-mahluk ilişkisinden başka bir şey yoktur ortada. Diğer eseri de Cumhuriyet Halk Partisi'ymiş. Ebedi şefin, haşa yoktan varedenin, ebedi genel başkanı olduğu tek parti, devlet partisi. Tek adam, tek parti, tek ideoloji (Kemalizm), serbest seçim de yok. Bu nasıl cumhuriyet? Herşey tek, tek, tek olacaksa, saltanatı niye kaldırdık? Abdülhamit Han döneminde, muhtelif parti ve gruplar, serbest seçimler, meclis-i mebusan, gazete ve mecmualar gırla gidiyordu! Öyle bir meclis ki, Sultan'ı bile azletti. TBMM büyük şefi azledebilir miydi? Bir meclis (majestelerinin meclisi!) kendini atayanı azledebilir mi?
Cumhuriyet Türkçe veya Frenkçe değildir, Arapçadır. Kısaca halk rejimi demektir. Yani, babadan oğula geçen tek kişi idaresi değil de, halkın seçtiği meclisin yönetime hakim olması, halkın kendi kendini yönetmesidir. Cumhur Arapçada çoğunluk, cumhur-u ulema, alimlerin çoğu demektir. Monarşi, aristokrasi gibi, kişi veya soylu azınlık egemenliği yerine cumhurun hakimiyetidir. Hulefa-i Raşidin idaresi de böyledir. Halifeler seçimle gelmiş, Kur'an ve Sünnet'e (hukuka) göre meşveret ve şura ile yönetmişlerdir. Nursi 4 Halife için; "onlar hem halife hem reis-i cumhur idiler...fakat manasız bir isim ve resim değil, belki hakikat-ı adaleti ve hürriyet-i şer'iyeyi taşıyan manay-ı dindar cumhuriyetin reisleri idiler..." diyor. İslam bir monarşi veya aristokrasi öngörmez, hilafetin (cumhuriyetin!) sonradan saltanata dönüşmesi, Ehl-i Sünnet alimlerce aslın bozulması olarak görülmüştür! İlk TBMM'nin alnının çatısında, "Ve emruhum şura beynehüm" yazıyordu, halen duruyor. "Onların işleri aralarında istişare (danışma) ile yürütülür." (Şura 38)
Cumhuriyet dindar Osmanlı halkları için bir umacı değil, bir öze dönüş ve müjde olmalıdır. Hele ki; "Devletin dini din-i İslam" ise. Gerek 1876 (1908) gerekse 1921 ve 1924 tarihli üç anayasanın giriş (temel) maddesi budur. Bu madde ancak 1928 yılında kaldırılmıştır. Laiklik ise ancak 1937'de Atatürk’ün ölümünden 8 ay önce kabul edilmiştir. Mustafa Kemal laik bir cumhuriyetin değil, bir İslam Cumhuriyetinin reis-i cumhuru idi!
Ancak kazın ayağı öyle değilmiş! Türkiye Cumhuriyeti ne bir İslam ne de laik cumhuriyet olabilmiş. T.C. sadece Devlet-i Aliye'yi tasviye etmekmiş o kadar. Zira 1876 ve 1908 Meclis-i Mebusanı, seçimle teşekkül ederken, T.C.1950'ye kadar hiç serbest seçim yapmamıştır. Mutlak bir tek adam ( bitimsiz bir monarşi) kurulmuştur. Cumhuriyetin cumhuru (halkı) yoktur. Sultanlığın yerini (İtalyanca) "Şeflik" almıştır. Faşizmin babası Musollini de bir şef (duçe, başbuğ idi!)
Laiklik te gelmemiş, "Din ve vicdan hürriyeti"nin güvencesi, dinler arası eşitlik yerine, İslam tasfiye edilmek istemiştir. İslam bütün kurum ve kuralları, sosyolojideki varlığı itibariyle sökülüp atılmaya çalışılmıştır. Bir İslam toplumu Batılı, (Frenk) yapılmak istemiştir. Hristiyanlar ve Museviler böyle bir asimilasyona maruz kalmamış, laiklik onlara yaramıştır.
Tek parti dönemi (faşizmi) bütün tarihimizin en despotik devridir. Müslüman Türklerin, kıyafetine, ezanına, ibadetine, müziğine, başlığına, takvimine, alfabesine vs. cebren müdahale edilmiş ve yasaklar getirilmiştir. Mesela Latin alfabesine, Kur'an yasaklanmadan da geçilebilir ve resmi alfabe olabilirdi. Şapka tavsiye ve teşvik edilir, köylülerin başına çiviyle şapka çakılmayabilirdi! Hamidiye zırhlısı Rize'yi topa tutmayabilirdi. Radyolarda Batı müziği çalınır ama klasik (kadim) Türk müziği yasaklanmayabilirdi. Gazi, ikamet ettiği Osmanlı sarayında hep Türk müziği, Rumeli türküleri icra ettirir, Batı müziği hiç dinlemezdi, çünkü sevmezdi. Ama halka yasaklanmış, konservatuvarlar kapatılmıştı. Sürdürülemez bir yasaktı ve radyolarda 1936'da, konservatuvarlarda 1975 yılında kalktı. "Tanrı uludur" 1950'de bazı CHP mensuplarının da reyiyle kalktı. Şapka devrimine, bugün CHP ve Atatürkçü Düşünce Derneği dahi uymuyor. Güneş Dil Teorisi ve Türk Tarih Tezini savunmak, alay edilmeyi göze almak demektir! Akla, mantığa, bilime, sosyolojiye aykırı şeyler sürdürülemezdi, sürdürülememiş ve tarihe gömülmüşlerdir.
Cumhuriyet tek adamlar değil bir halk rejimidir. Bizde ise tam, koyu bir tek adamlar (Ebedi ve Milli Şefler) rejimi olmuştur. Cumhuriyetin "Cumhur"u hiç yoktur. TBMM ise tamamen işlevsizdir. Çünkü serbest seçimlerle değil, Şeflerin atamalarıyla teşkil olunmaktadır. Şeflerin lafı üzerine laf söylenememektedir. Karabekir ve savaş kahramanı generallerin kurduğu Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası hemen kapatılmış, 4 mebusu asılmıştır. Halbuki Gazi tarafından seçilmiş (atanmış) mebuslardı. Karabekir ve diğer şavaş kahramanı paşalar, subayların mahkemeyi basması üzerine idamdan kurtulmuşlardır. Savaş kahramanı arkadaşlarının ve kendi kurdurduğu "Serbest Cumhuriyet Fırkası" nı dahi hemen kapatmıştır! Halbuki Abdülhamid Han devrinde, muhtelif partilerin katıdığı serbest seçimler yapılmakta, Osmanlı muhalifi (hatta düşmanları) meclis çoğunluğunu teşkil etmektedir. Sultan Abdülhamid kimseyi idam etmemiş ve infaz da ettirmemiştir. Hukukçu olmayan üç kelden müteşekkil sözde istiklal mahkemeleri ise, çok sayıda keyfi idamlara karar vermiştir. Tarihimizde böyle karanlık bir zulüm dönemi görülmemiştir.