Ataol Behramoğlu, önce Cumhurbaşkanı'nı, şimdi milleti tehdit ediyor!
Cumhurbaşkanı'nı Mussolini gibi ayağından sallandırmakla tehdit eden Cumhuriyet gazetesinin sözde sanatçı yazarı, şairi Ataol Behramoğlu, gelen tepkiler üzerine, milleti de tehdit etmeye başladı..
Sosyal medyada yaptığı paylaşımda, "Bir gün bir devlet başkanı 'Devlet benim' demişti. Kafası kesildi. Kendini devlet sananlardan Hitler sığınağında kendini sokan akrep gibi can verdi. Mussolini ters asıldı." tehditleri ile, seçime yaklaştığımız şu günlerde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'a göndermelerde bulunurken, gelen tepkiler üzerine paylaşımını silse de, bugünkü köşesinde yazdığı yazı ile, milleti de tehdit etmeye başladı..
Bugün Cumhuriyet gazetesinde, "Muhataplarına" başlığı ile yayınladığı yazısında, Ataol Behramoğlu şunları söyledi:
"Geçen yıl şubat ayında Ankara’da, Atatürkçü Düşünce Derneği’nin ödüle layık gördükleri arasında olduğum “Yılın Atatürkçüsü Ödülü”yle ilgili toplantıda yaptığım konuşmada mevcut siyasal iktidarı sertçe eleştirmiş ve konuşmanın bir yerinde (şimdi videoya bakarak yazıyorum) aynen şöyle demiştim: “Parantez diyorlar ya Cumhuriyete... parantez kendileri... çok da uzun sürdü aslında... bu parantezi kapatmak lazım...”
Sözlerinin açık olduğu halde, darbe çağrısı yapmış eleştirilerine muhatap olduğunu yazan ve 27 Mayıs'ta benzer sözlerle darbe çağrısı yapılıp, sonunda da darbe yaşanmamış gibi, 12 Eylül'de yine bu ülkede darbe olmamış gibi, 28 Şubat'ta darbe ile meşru bir hükümet devrilmemiş gibi yazısına devam eden Behramoğlu, şu ifadeleri kullandı:
"Yukarıdaki sözlerimin neresinde darbe çağrısı var? Ne darbesi? Kim yapacak?
Aklımın ucundan bile geçmeyen böyle bir çağrı yaptığım suçlamasıyla kopartılan yaygaranın gecesinde, çok insanca nedenlerle, uyku tutmadığını itiraf ederim...
Parantezin kapatılması yönünde olumlu adımların atıldığı şu günlerde, söz konusu kişiler, çevreler bir ahlak ve vicdan muhasebesi yaparlar mı?"
Dine bakış açısını da aktaran Behramoğlu, "Hiç kimse herhangi bir dine mensup olmak mecburiyetinde değildir. Sonuç olarak ve çağdaş dünyada din, kişisel inanç konusudur. Kimseyi sizin inandığınızı inanmaya zorlayamazsınız. Bu arada, toplumların geleceği demek olan çocuklarımıza bilim karşıtı zorlamalar uygulamak suçtur. Buna karşılık hiç kimsenin bir başkasının inancını küçümsemeye, aşağılamaya da hakkı olamaz. Dinler toplumsal gerçekliklerdir. Kötü olan, onların siyasal, kişisel vb. çıkarlar için istismar edilmeleridir. Ve her şey gibi dinler de elbette ve bilimsel aklın gereği olan saygı ölçüleri içinde, tartışılabilir, tartışılmalıdır ve tartışılacaktır..." cümleleri ile, dini değerlere saygısızlıkları örtmeye çalışan Behramoğlu, yazısına şöyle devam etti:
"Sözünü ettiğim TV programında söylediğim bir cümle nedeniyle din düşmanı ilan edildim ve yaylım ateşinin artçıları devam ediyor.
O cümlenin asıl içeriği, ana fikri, katılırsınız ya da katılmazsınız, ama hakarete, tehdide hakkınız yok, din vb. değil, hayvan sevgisi ve merhametti".
Behramoğlu'nun, hayvan sevgisi diye üstünü örtmeye çalıştığı, 1 yaşına gelmemiş küçükbaş hayvanların kurban edilemeyeceğini bilmiyormuş gibi, riyakarca işi dramatize ettiği, dini değerlere saygısızlığını deşifre eden cümlesi ise şöyle idi:
“Kuzuyu kesmek, öldürmek için insanın içinde nasıl bir canavar yaşıyor olmalı? Canlıları keserek bayram olmaz!”
Allah'ın emri olan kurbanı bile, "Hayvan keserek bayram olmaz" diye tahkir eden Ataol Behramoğlu'nun son paylaşımındaki, "Devlet benim diyenlerin sonu kafasının kesilmesi" şeklindeki tehditi çelişki ve gerçek yüzünün açığa çıkması olarak yorumlanırken, sözde şair gelen tepkiler üzerine suç duyurusunda bulunduğunu hatırlattı ve şu ifadeleri kullandı:
"Şimdilik son yaylım ateşine gelelim... Hep bir ağızdan bir isteri nöbetine tutulmuşçasına (aslında ve kuşkusuz bir merkezden yönetilerek) “Ataol Behramoğlu tutuklansın” çığlığı atmaktalar. Nedeni, güya, cumhurbaşkanını ölümle tehdit etmişim...
Bu kez sanırım suçlamanın iyice gülünç ve saçma olmasından, uykum kaçmadı, fakat her gün almam gereken birkaç ilacı, her an yanıma alabileyim diye, bir iki günlüğüne bir kenara ayırdım...
Söylediğim (Üstelik Louis’leri de karıştırarak!) özetle, “Devlet benim” demenin, bütün zamanlarda, devletin başında olanlara iyilik getirmediğiydi... Ve öyledir de. Benim verdiğim örneklere sayısız başkaları eklenebilir. Bu gibilerin sonu ille de kafası kesilerek olmuyor. Devleti temsil eden kişiler rehavete kapılmamalı. Her siyasal iktidar şöyle ya da böyle sona erer. Kaldı ki ben, can düşmanımın bile, siyasal vb. nedenlerle aşağılanmasını, hangi biçimde olursa olsun yaşamına son verilmesini istemem. Böyle bir durum söz konusu olduğunda da insan hakları adına buna karşı çıkanların en önünde yer alırım"
Behramoğlu'nun millete tehditleri ise şöyle:
"Değerli avukatlarım yoluyla açtığım hakaret davaları sizi güç durumda bırakıyor ve “uzlaşma” adı altında çırpınmaya başlıyorsunuz...
Bu küçültücü duruma düşmekten kaçının...
Yapmayın, düşmanınıza karşı bile ahlaklı ve vicdanlı olun.
Sövmeyin. Tehdit etmeyin"
Böylece Behramoğlu "kafa kesilmesi"nden bahsederek girdiği tartışmada, çareyi, düşüncelerini açıklamak isteyen halkı savcılığa vermekte bulduğunu itiraf ederek bitirmiş oldu.