İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu eski Başkanı Süleyman Arslan 'Allah ve Peygambersiz 23 Nisanlarla Nereye Kadar?' başlıklı bir yazı kaleme aldı.
İşte Nasuh Boztepe'nin kaleme adlığı o yazı;
Bu yıl Büyük Millet Meclisimizin açılış yıldönümü olan 23 Nisan’ı, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan, ciğerimizi yakan hadiselerin gölgesinde yâd ediyoruz. Nisan ayının ilk yarısında, önce Şanlıurfa’da bir lisede gerçekleştirilen silahlı saldırı 16 kişinin yaralanmasına yol açmış; ardından Kahramanmaraş’ta bir okulda patlak veren şiddet olayı dokuz canımızı bizden koparmıştır. Bu hadiseler, milletimizin istikbali olan çocuklarımızın içine düştüğü manevî boşluğun, psikolojik sorunların, kültürel yabancılaşmanın ve vatanı kurtaracak kahramanları yetiştirmesi beklenen aile kurumunun acı feryadıdır.
Bugün çocuklarımızın içine düştüğü bu tablo, onları 23 Nisan 1920’de Hacı Bayram-ı Veli Camii’nde açığa çıkan kurucu ruhtan koparan anlayışın bir neticesidir. Psikolojik sorunlardan uzak, kendi nefsine ve şiddete yenik düşen değil, erdem ve sorumlulukla donanmış bilinçli bir nesil yetiştirmek; ancak “Hakk’a tapan millet” kimliğine sahip “sönmeden tüten ocaklar”la mümkündür.
23 Nisan’ın Kurucu Ruhu: İman ve İstiklal
23 Nisan 1920, yalnızca Büyük Millet Meclisi’nin açılış tarihi değil; işgal altındaki bir milletin Allah’a dayanarak ayağa kalktığı şanlı bir tarihtir. Fransız işgaline karşı Maraş’ta ve Urfa’da gösterilen destansı direniş, bu illere sırasıyla “Kahraman” ve “Şanlı” unvanlarını kazandırmış; ardından emperyalist işgale karşı milletin iradesini kurumsallaştırmak için Büyük Millet Meclisi açılmıştır.
Temsil Heyeti adına Mustafa Kemal Paşa, meclise seçileceklerde “salâbet-i dînî ve millî” (dinî ve millî sağlamlık) şartını aramıştır. Ankara Müftüsü başta olmak üzere yüzlerce din âliminin imzaladığı Ankara fetvası, millî mücadeleye İslâmî meşruiyet kazandırmış ve tüm yurda dağıtılmıştır.
23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi; Hacı Bayram-ı Veli Camii’nde edâ edilen Cuma namazıyla, Kur’ân-ı Kerîm ve Buhârî-i Şerîf hatimleriyle, salâlarla, dualarla ve kurbanlarla açılmıştır. Mustafa Kemal Paşa’nın tüm yurda gönderdiği genelgede; camilerde hatim indirilmesi, minarelerden salâ okunması, din ve vatanın kurtuluşu için dua edilmesi emredilmiştir. Meclis’in açılışında başkanlık eden en yaşlı üye, Meclisin “tevfîk-i ilâhî ile” (Allah’ın yardımıyla) açıldığını ifade etmiştir. Ertesi gün Meclis’te yaptığı ilk konuşmada Mustafa Kemal Paşa “Anadolu’ya mülki ve askerî hususlarla görevli olmak üzere ordu müfettişliğine tâyin edilmesini din ve millete hizmet etmek için en büyük bir ilâhi lütuf saydığını ifade etmiştir.
Dolayısıyla 23 Nisan; Hakk’a tapan bir milletin emperyalist düşman karşısında Allah’a dayanarak ayağa kalkışının, manevîyatla şahlanışının sembolüdür. Bu gerçek, bugünkü kutlamalarda ne ölçüde yaşatılmaktadır?
Manevî Boşluk mu, Dijital Bağımlılık mı?
Yaşanan okul şiddeti olayları karşısında çoğu kesim dijital bağımlılığı, psikolojik sorunları ya da silaha erişim kolaylığını öne sürmektedir. Bunlar elbette birer etkendir; ancak asıl mesele daha derindir: evlatlarımızın ruhundaki “manevî boşluk”.
Dijital dünya, doğru istikamete yönlendirilirse bir hizmetkâr; başıboş bırakılırsa bir tehdit hâline gelir. Sorun, evlatlarımızın elindeki ekran değil; o ekranın arkasında onları “Hakk’ın emaneti” olarak görme şuurundan uzak bırakılmalarıdır.
Bugünkü dijital kuşatma, en az bir asır önceki fizikî işgal kadar tehlikeli ve sinsidir. O günün çelik zırhlı duvarları, bugün evlatlarımızın zihinlerini ve ailelerimizin mahremiyetini hedef alan dijital sûrlara dönüşmüştür.
Dijital mecralara getirilecek düzenlemeler elzemdir; fakat gençlerimizin gönül dünyasını iman ve irfanla dolduramadığımız sürece hiçbir engel tek başına yeterli olmayacaktır. Millî Mücadele’ye güç veren asıl kuvvet, top ve tüfekten öte din ve imandı. Bugünün gençliğine de öncelikle lazım olan bu din ve imandır.
Hafızasız Bir Bayram Geleceği İnşa Edemez
23 Nisan’ın çocuklara armağan edilmesi büyük bir zarafettir. Ancak bu neşe, milletin dinî ve tarihî gerçekliğinden koparıldığında amaçtan sapmaya dönüşür. Maalesef bugünkü resmî kutlamalar, Hacı Bayram-ı Veli Camii’nde açığa çıkan o kurucu ruhun manevî derinliğinden büyük ölçüde yoksundur:
- 23 Nisan 1920’de Meclis Başkanı Meclisi “Allah’ın yardımıyla” açabildiklerini ifade ederken, bugün 23 Nisan konuşmalarında Allah ve Peygamber adı neredeyse hiç anılmamaktadır.
- Bazı kutlamalarda toplumun ahlâkî değerleriyle bağdaşmayan sahne gösterileri yer alabilmektedir.
- Bu hafızasızlık, toplumun dindar kesimlerinde mesafe ve tereddüt doğurmaktadır.
- Hacı Bayram-ı Veli Camii’ndeki ilk günü ve o güne ilişkin genelgeden kopuk bir 23 Nisan, milletimizin ruhundan uzak, eksik bir anmadır.
Kriz anında duaya sarılıp, barış döneminde dinî değerleri kamusal hafızadan silmek bir tutarsızlıktır, “Hakk’a tapan millet” kimliğinden uzaklaşmaya ve nesillerin pusulasını kaybetmesine yol açar. Ecdadımızın “Allah’ın yardımı olmadan kazanılamaz” dediği o büyük zaferi, çocuklarımıza Allah’ı anmadan anlatmaya çalışmak tarihin ruhuna ihanettir.
Dijital İstiklal İçin Topyekûn Seferberlik
Teknoloji, “Hakk’a tapan millet” kimliğimizi anlatmak için bir vasıta kılınırsa büyük bir hizmete vesile olabilir. Gençlerimizin dijital zekâsını ve enerjisini bu kurucu ruhu yaşatmak için seferber etmeliyiz. Bu doğrultuda şu adımlar atılmalıdır:
- 23 Nisan kutlamalarında resmî programa, 1920 geleneğine uygun biçimde manevî boyut eklenmelidir.
- Cumhurbaşkanlığı ve TBMM Başkanlığı, 23 Nisan’larda Hacı Bayram-ı Veli Camii’nde halkla buluşarak bu kurucu ruhu ihyâ etmelidir.
- TRT, Diyanet ve Millî Eğitim kurumları, 23 Nisan’ın tarihî ve manevî boyutunu çocuklara yönelik dijital içeriklerle anlatmalıdır.
- Gençlerimizin dijital mahâreti; Millî Mücadele’yi, din önderlerini ve şehitleri yâd eden filmler, belgeseller ve oyunlar üretmek için yönlendirilmelidir.
- Okullarda egemenlikle ilgili âyet ve hadis derlemeleri yaygınlaştırılmalı; din ve vatan uğruna fedakârlığın, gerektiğinde şehadetin kutsallığı çocuklara anlatılmalıdır.
- Dini eğitim veren kurumlar dijital yetkinliğe, teknik okullar ise manevî derinliğe sahip nesiller yetiştirmelidir.
- Çocuklarımıza helâl lokmayla, Allah ve Peygamber sevgisiyle yoğrulmuş bir karakter kazandırılmalıdır.
Sonuç: Vakit, 23 Nisan’ları İlk Günkü Ruhuyla Buluşturma Vaktidir
“Yeni Türkiye Yüzyılı” inşa edilecekse bu yüzyılın ruhu, aklı ve direnci “Hakk’a tapan millet” kimliğinde canlanmalıdır. Eğer 23 Nisan 1920’de aranan “dinî ve millî sağlamlık” bugün çocuklarımızın ve onları yetiştiren ebeveynlerin kalbinde manevî bir kale olarak inşa edilseydi, ne okullarımızdaki şiddeti, ne psikolojik sorunları, ne de toplumdaki kültürel yabancılaşmayı bu denli konuşuyor olurduk.
Ailelerimizi ve çocuklarımızı dijital tehditlerin kıskacından kurtarmak istiyorsak; 23 Nisan’ı “hafızasız ve ruhsuz” bir eğlence olmaktan çıkarıp fiziki ve dijital işgale karşı yeniden bir “manevî diriliş” günü olarak yaşatmalıyız.
Vakit, kuruluş değerlerimize sahip çıkma; 23 Nisan’ları ilk günkü ruhuyla buluşturma vaktidir.